26 Ocak 2011 Çarşamba



Dün nerede kalmıştık?
Hah, oyuncaklar...

Ben peluş tavşanımı, kuaförcülük oynayacağım diye saçını garip garip biçimlere soktuğum bebeklerimi ve meşhurrr su tabancamı görünce nostaljinin doruklarına çıktım. Sanki ben, gene o küçük yaramaz kız çocuğuydum da, annem beni terlikle evde dört döndürecekti!

Ama Hiro'nun oyuncaklarını, elbiselerini görmek... İşte o bambaşka bir duygu!

Yani evet, Hiro ve ben beraber büyüdük, kendimizi Buse'lerin evinin bahçesindeki havuza çırılçıplak attığımız, mahallenin kedilerinin peşinde koşturduğumuz zamanlar hiç de uzak değil. Ama ikimizin de anneleri sürekli meşgul olduğundan, aslında birbirimiz hakkında çok şey kaçırmışız.

Mesela ben, Hiro'nun en sevdiği köpek desenli mama tabağı olmadan yemek masasına asla oturmadığını bilmiyordum. Öyle bir inatmış ki, üç öğün illa o tabak olacak! Yoksa işte kamyon geliyor, tır giriyor, ne kadar şaklabanlık edersen et asla ağzını açmazmış. Gerçi o tabak artık yok, taşınmalardan birinde kaybolmuş ama, Hiro'nun neredeyse bütün bebeklik fotoğraflarında o mama tabağını görmek mümkün!



Sanırım bu fotoğrafı da mutfağa asacağım!

Biz fotoğraflar ve oyuncaklarla boğuşurken, Doğu tavan arasından kocaman, neredeyse adam boyu bir kutu indirdi. Görmemle çığlığı basmam bir oldu! Kendi çarpık çurpuk el yazımı tanımıştım!

- Benim oooo!!!!!!
- Bal, yavaş kalk, hey sana diyorum!!!
- Bebek evim o benim!!!!!!!
- Kızım tamam senin o, kimse almıyor elinden? Hale bak, biz büyüdü zannediyoruz, ama bebek evini görünce altı yaşında gibi çığlığı basıyor!

Annemlere aldırış etmeden fırladım ve elimdeki bıçakla koliyi resmen parçaladım.
İşte, yıllar sonra, sırf onunla oynayabilmek için turne dönüşünü iple çektiğim bebek evim bütün güzelliğiyle eksiksiz bir şekilde karşımda duruyordu...

Sandalyeler, yatak örtüleri, salondaki minik televizyon, herşey herşey!!!!
Yalnız belirtmem lazım, Doğu'nun ne kadar maharetli bir adam olduğunu bir kez daha anladım. Sırf ben üzülmeyeyim diye elektrikçiden gidip hemen minik ampüller aldı ve bebek evimin ışıklarını onardı.

Saat öğleni bulunca, ufak bir ara verdik. Birşeyler yiyip biraz dinlendikten sonra bu sefer kıyafetleri açmaya başladık.

Yahu Hiro'nun benden çok ayakkabısı varmış! Artık bu Buse'den mi kaynaklı yoksa başka birşey mi bilemiyorum:) İnsan bebeklik giysilerine bakınca, bir zamanlar ne kadar minik olduğuna gerçekten inanmıyor. Hele ki şu anda 43 numara giyen sevgilimin ayaklarının avuç içi kadar makosenlere sığdığını görmek? Müthiş!



Bu ayırdıklarımın hepsini arabanın bagajına yükledik ve evimize getirdik. Artık bunların yerleştirilmesiyle yarın uğraşacağım.

Hiro'nun hesaplarına göre pazartesi günü bebeğimizin cinsiyeti belli olacak. Şimdi hiç kalkıp da "Aman kız olsun erkek olsun ne farkeder, önemli olan sağlıklı olması" geyiği yapmayacağım. Benim gönlümde bir minik oğlan yatıyor. Hiro ise elinden tutup gezmeye götüreceği biz kız çocuğu çok ama çok istiyor. İkimiz de isimleri kafamızda çoktan belirledik. Hatta kız mı olacak erkek mi diye iddiaya bile girdik! Göreceğiz bakalım!

Tek bildiğim, cinsiyeti ne olursa olsun, onu herkesten ve herşeyden çok seveceğim, üzerine çokkkk düşeceğim!

NOT: Hani Hiro dün "işim var" diye ortadan kaybolmuştu ya, sebebi ortaya çıktı. Hatta şu anda kulaklarımda sallanıyor!

Düşünceli sevgilimmm!!!!!!

Bal'dan Not!!!!!



Hiro hemen koşturup ilk parti fotoğrafları çerçeveletti!

- AH!!
- Ne oldu!!??
- Çekici parmağıma vurdum!!!
- Of sevgilimmm..
- ÖPP!!
- Tamam!:)

Hala çocuk bu adam!!!

Geçen sefer annem ve Buse'yle beraber oturup, bizim işe yarar bebeklik eşyalarımızı teker teker ayıklayacağımızı anlatmıştım.
Bu sabah saat on gibi annemlerin evde buluştuk. Hiro, üzerine iş kalmasından korktuğu için kapıdan bir merhaba deyip kaçtı. Halletmesi gereken birşeyler varmış sözde. Ne ise o "birşeyler" artık...

Doğu ve Buse erkenden ayaklanmış, sandıklardan çıkacak eşyalara yer açmak için salonda ne kadar koltuk kanepe sehpa varsa hepsini bir kenara çekmiş, yere de pofuduk minderler atmışlardı. Neyse ki karnım öyle muazzam boyutlarda değil. Sürekli aynı pozisyonda kalamasam bile hala rahat bir şekilde hareket edebiliyorum. Bel ağrısını saymazsak tabii! Bu aralar bütün sırtıma yayılmaya başladı.

Hoş, şikayet etmemem lazım, annem kaç yaşına geldi, eminim onun için bir bebek taşımak benim gibi genç bir kadının bebek taşımasından çok daha meşakkatlidir. ( Meşakkat? "Zorlu" kelimesinin suyu mu çıktı? Annemleşiyorum gene!!!!!)

Ne diyordum?
Hah!

- Haydi kolunuza kuvvet!
- Bikemmm!!!!!! Çok istiyorsan gel sen çek bu kolileri kutuları kadın!
- Yok güzelim, sultanım rahatsız olur.
- Sen hele bir doğur biliyorum sana yapacağımı ben!
- Uuuu... Titriyorum!!!!

Annemle Buse'nin klasik atışmaları!
Zaten bu kadar didişen bir çift nasıl evlendi hiçççç anlayamıyorum. Bu da bir sevgi göstergesi midir nedir? Doğu'ysa birbirine laf atma bayılan bu iki kadını hayrannn hayran izliyor. Eh, ismimizin B ile başlamasından mıdır nedir, karşı konulamaz bir çekim gücümüz var sanırım!!

Tamammm...
Lafı dağıtmıyorum, cıvımıyorum.

Gelen kolilerin çoğunda bizim bebeklik fotoğraflarımız vardı. İşe onları ayıklamakla başladık. Bunların bir kısmını kendime ayırdım. Hiro'yla salonumuzun bir duvarında boylu boyunca eski aile fotoğraflarımızı sergilemeyi planlıyoruz, o yüzden bunlar hemen yarın çerçeveciye gidecek.

Şu halimize baksanıza!!!
Hiro ağzına ne soktuysa...



Bunu baş köşeye koyacağım!!!!

Bunlar bizim oyuncaklar.
Hepsi sapasağlam duruyor! Gerçi Hiro'nunkilerin bir kısmının cılkı çıkmış ama olsun! Eminim bizim bebeğimiz de bunlarla zevkle oynayacak!:)








Şimdilik bu kadar.
Yarın size esas büyük bebek evimi filan gösteririm.
Ama şimdi benim gene sırtım ağrıdı, karnım da acıktı, gidip biraz Hiro'ma cilve atayım.

- HIROOO!!!!!!!!
- Aşkımm?????
- SPACE RANGER POWERRR!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
- Bal ama yaaaa.....
- Eheheheheheh:))))))

23 Ocak 2011 Pazar

Cast Sımayl


Bir süreliğine şarkı yazma işini Doğu'ya pasladım ve basınla konuşmayı ben devraldım.

Almaz olaydım!

Bu seferki hamileliğim inanılmaz derecede yorucu geçiyor. Gece rahat uyuyamıyorum. Uyuyamadığım için gözlerimin altı halka halka oluyor, her gittiğimiz şehirde her basın toplantısı öncesi bilmem kaç kat kapatıcıya fondötene filan bulanıyorum. Üstelik ağzımı açacak halim yokken, sürekli gülümsemek ve sorulan sorulara nazikçe cevap vermek zorundayım.
Tabii bu aralar asabiyetim üstümde, kibar olmakta ne kadar zorlandığımı tahmin etmek hiç de güç olmasa gerek.

"Yeni albüm ne zaman çıkacak, son klibinizde kendinizle sevişiyordunuz, bir sonraki klip için plan ne, ekibinizden ayrılan eski rodiniz sizinle ilgili kitap basıyormuş, iddialara ne yanıt vereceksiniz... Bebek ne zaman doğacak? Kız mı erkek mi? İsim kararlaştırdınız mı? Sizce kime benzeyecek?"

Ebeme benzeyecek! Elinin körü!

NOT: Acemi muhabir işte. Klipte kendiyle sevişen Buse'ydi, ben değil. Ha, ama illa benim projelerimi merak ediyorsanız, bir sonraki videomuzda kendimle karşılıklı patik örmeyi düşünüyorum. Sırf bu iş için dokuz numara şiş aldım.

NOT-2: Hokkaido'da yaşayan annemi aradım. Dokuzla patik örülmüyormuş... Üç numara lazımmış.
Neyse, dokuzla da battaniye öreriz.

20 Ocak 2011 Perşembe

Return Of The Warlord

- Kocammm!!!!
- Ah kadın.. İki gram aklım kaldı onu da sen alma!!!!

Nasıl bir sarıldıysam!
Doğu'nun gözlerinin altı simsiyah olmuş, üstü başı parçalanmış, saçları kuruyan kan yüzünden birbirine yapışmış... Acıya dayanmak için kullandığı ağrı kesiciler ve yorgunluk yüzünden elleri titriyor... Onu o halde görünce donakaldım. Canım nasıl acıdı, üzüntüden bayılacağımı zannettim bir an. Neyse ki belimden sıkı sıkı kavradı da hemen kendimi toparladım. Yüzü ışıldadı hemen;

- Tamam, bitti, geçti. Artık kimse bana zombilerden korktuğumu söyleyemez. Başardım, başardık! Kocanla gurur duyabilirsin!
- Deli manyak, deli manyak! Çok merak ettim seni, bir damla uyuyamadım! Üzüntüden elden gidiyorduk ikimiz de!

Ellerimi yavaşça karnımın üzerinde kavuşturdum.
- Nereye ha nereye!? Kızdırma beni!

Burnuma parmağının ucuyla bir fiske attı, sonra öptü.
- Çok açım, çok yorgunum, çok kirliyim, her yerim rutubetten kaskatı kesilmiş. Ama değdi!
- Sevgilim, zombilerle Thriller dansın bittiyse, seni eve götürüyorum. Hem de hemen!
- İtiraz eden kim?

Arabanın kontağını çevirdim, on beş dakika sonra parketmiş, evimizin kapısına varmıştık.
Daha kapının ağzında Doğu'yu soymaya koyuldum.
Üzerinden çıkan bütün giysiler doğruca çöpe gitti (Zaten o zombi kokusu saatlerce ön yıkama yapsam da hayatta çıkmaz!) İçerden temiz bir sabahlık getirip giymesine yardım ettim, sonra da evden çıkmadan önce hazırladığım yemek tepsisini önüne koydum.

Menü: Çedar peynirli omlet, tavuk, salata ve tatlı olarak da elmalı turta.
Biraz uyumsuz gelebilir ama hepsi de Doğu'nun en sevdiği yemekler.





Nitekim tam da düşündüğüm gibi oldu. Benim yorgun savaşçı tabaklarda lokma bırakmadı!

- Doğru banyoya!
- Ya.. Yarın yapsak?
- Saçmalama! Enfeksiyon kapacaksın! Yürü!! Stilettolarımı çıkarttırtma bana!
- Uuu.. Haşin kadın! Tamam tamam, gidiyorum!

Doğu'yu küvette uyuklamaya bıraktım ve gidip hem ona hem de kendime birer kahve hazırladım. Daha sonrası malum...

- Ah dur! Acıyor orası!
- Ama tentürdiyot basmazsam olmaz!
- Üflesene yaaaa...
- Yakmaz bu.
- Yakıyor ama!!
- Doğuuuu!!!!!!

...

- Ya yetmez mi bu kadarlık?
- Kaçma dedim! Daha ayak bileğini sarmadık!
- Kaçamıyorum ki...





Annem dün öyle bir bomba patlattı ki, hani kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi derler ya, tam o hesap.
Bana kardeş geliyor!!
İtiraf etmeliyim ki kızdım. Ama annem, benim kızacağımı düşünmüş olduğu için kızdım. İronik değil mi? :)
Şöyle açıklayayım... Ben her zaman için toplumsal kınamalara ve "elalem ne der" safsatalarına son derece kapalı bir insan oldum. Bu konuda anneme çekmişim.

Yani evet, sevgilimin hayatında benden evvel birçok kadın oldu.
Hiro'nun güvenilmez, iflah olmaz bir çapkın olduğunu öne sürenler var. Size ne? Bu adamla her gece aynı çatı altında, aynı yatakta uyuyan benim. Kalbinin derinliklerinde gerçekten ne istediğini bilen benim. Derdi millete mi düştü?

17 yaşındayım, hamileyim. "Bu yaşta anne mi olunur, çok erken, sen çok deli dolusun, altından nasıl kalkacaksın?"
Size ne?
Öyle de iyi bir anne olurum ki aklınız şaşar. Peh! Sanki benden küçük kardeşim olmadı da hiç bakmadım, bilmiyorum. Floyd benim çocuğum değil çünkü. Hohoyt!

Ah.. Tabii bir de gözü hala Hiro'da olup kapımızı aşındıranlar var ki, ayrı dram. Dizi yapsak AB grubu reyting rekorları kırar o derece.
Biz bir aileyiz yani artık. Aile. hani sizin hiç becerip de bir arada tutamadığınız aile. Anne - baba- çocuk. Bölünmez, kutsal bütünlük. Daha açayım mı? Yok, bence anlaması gereken herkes anladı.

Yani benim ailem size gelmez. Gözyaşları, ağlamalar, zırlamalar, laf sokmalar, Hiro'nun seveceği şekilde davranış kalıplarına girme çabaları. Beyhude! (Dedem bu lafı çok kullanırdı, toprağı bol olsun)

Haliyle, annemin hamile olması da kimseyi ilgilendirmez. "Aaa, anne kız aynı anda hamile, kadın anneanne babaanne olmuş gene doğuruyor, hem de kızıyla birlikte, büyük rezillik cık cık cık"
Yok canım?

Bence bu mükemmel bir deneyim olacak. Annemin bana bu zaman zarfında büyük destek olacağından eminim. Ayrıca bu hem tatlı hem zorlu 42 günü beraber geçirecek olmamız büyük şans. Her ne kadar kalabalık bir aileden gelsem de hem bebekler, hem de hamilelik süreci konusunda henüz deneyimlemediğim ve bilmediğim çok şey var. Ve doğum yapmaktan da korkuyorum. Ama annem yanımdaysa hepsini atlatabilirim.

Böyle de ana kuzusuyum işte!
Hiç belli etmiyorum değil mi? :)

Yalnız, altını çizmekte fayda var, Doğu-Buse-Hiro üçlüsüne gerçekten üzülüyorum şimdi. Eh, anne kız pek kaprisliyiz! Doğu hem annem hem benim için gayet pimpirikli davranıyor, Buse desen, eh hem karısı hem gelini söz konusu, öttürüyor resmen! Hiro nereye koşturacağını şaşırıyor bazen, geçen gün dalgınlıkla televizyon kumandasını buzdolabının içinde bırakmış! Ama gayet iyi idare ediyor. Ben de onu çok yormamaya çalışıyorum. Eee, ne de olsa süper kahramanların da bazen molaya ihtiyacı vardır değil mi? Eheheh...

Gelecek hafta annem ve Buse'yle buluşup, bizim bebekliğimizden kalma kullanılabilir durumdaki eşyaları ayıklayacağız. Çok nostaljik olacağına eminim!

Görüşürüz millet!!:)

Sonunda!

Söyle de kurtul derler ya, aynen öyle oldu.
Meğer kendimi kastığıma değmezmiş.

Bal'a sonunda hamile olduğumu ve birkaç gün arayla doğum yapacağımızı söyledim. Kahve fincanı elinden düşüyordu! Gözleri büyüdü, sonra oturduğu yerden fırlayıp kollarıma atıldı! Neredeyse iki senedir böyle içten kucaklaşmamıştık, içim bir garip oldu. Sonra hormonların etkisiyle ikimiz de ağlamaya başladık.

Anasının kızı işte, mantıklı bir genç kadın olma yolunda adım adım ilerliyor. İyi ki drama kraliçesi formatında bir evladım yok... Yemin ederim cinnet geçirirdim!

Lafı kısa kesmem lazım, ben yine havaalanına geçiyorum. Bu gece Antalya'da olmam lazım. Gece'm doğuma girmiş, yanında olmazsam içim rahat etmez.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Gerginim...


Gayet sakin bir sabah. Hava soğuk ve açık, gökte tek bir bulut bile yok. Trafik normal akışında, kırmızı çift katlılar sefere başlamış, insanlar işlerine çocuklar okullarına gidiyor. Şehir boyunca yeraltında kıvrılan labirentlerde dolaşan zombiler sanki kimsenin umrunda değil. Londra, her zamanki pervasızlığı ile kendini günlük kaosuna kaptırmış bile!

Giyinip çıkmam gerek. Bugün Bal ile buluşup konuşacağım. Hamilelik haberimi ilk onun öğrenmesini istiyorum, ama diğer yandan da son derece gerginim. Kafam da Doğu'da... Hala labirentte ve hiçbir zombiden korkmadığını cümle aleme ispatlamadan oradan çıkmamaya son derece kararlı! Hele bir sağ salim yanıma gelsin, üzerindeki küf ve zombi kokusu çıkana kadar çitileyeceğim kocamı! Küvetten dışarı adımını atamayacak!

Kobe sen yardım et... Bugünü başımız gözümüz sağlam atlatalım.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Mavi Çizgi

- HIEYYTTT!!!!
- Sevgilim dur sakin ol!
- Nasıl olabilirim, nasıl? Yıllardır bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum!

Doğu, çok istediği birşeye sonunda kavuşan çocuklar gibi gülüyor, yerinde duramıyordu. Eh, aslında bu tavir çok da yanlış sayılmaz. Çünkü kocamın evlendiğimizden bu yana benden bir bebek için deli divane olduğu devlet sırrı değil. İlişkimizin sağlamlığından emindi, doğru insan olduğumdan emindi, kendinden emindi... Ama ben zamandan emin değildim.

Bunca zaman sonra ve bu kadar yoğun bir çalışma temposunun içinde yeniden bebek sahibi olmak, bütün o hamilelik sıkıntısını sil baştan çekmek gözümde büyüyordu. Zaten daha okula bile gitmeyen iki küçük kızımız vardı, neden maceraya atılacaktık ki?

Ama gün geliyor, Kobe insanın kalbine "İşte şimdi bu doğru zaman" ilhamını veriyor.

İkimizin de son evladı geliyor.
Son Vargın, son Mumcu.
Kız mı olacak erkek mi diye bir derdim yok. Çünkü her şekilde çok sevilecek, onun için çıldıran devasa bir ailesi olacak. Cidden devasa ama! Yani biz bundan beş on popsene evvel Buse'yle "Aşiret olduk yahu!" derdik. Şimdi o olayı da aştık yani, bize ayrı bir şehir kurulsa yeridir!

Şimdi... Bu haberin üç kişiye çok dikkatli ve özenli bir biçimde açıklanması gerekiyor: Annesinin kendisiyle eş zamanlı hamile kaldığını öğrenince ne tepki vereceğini kestiremediğim şirret evladım Bal, Bikem ve gene Bikem!
Minik Bik beş yaşında ve "yeni bebek demek yeni oyun arkadaşı demek" mantığını benimsemiş durumda. Ama yavru Bik... İşte o konuda endişeliyim. Beni ve babasını deli gibi kıskanan iki yaşında bir kıza kardeşi olacağını açıklamak, daha önceden yapmış olsam da gene de gözümü korkutuyor.

Neyse bakalım, şu an bu konulara kafa yormak için pek uygun bir zaman değil. Birazdan sahneye çıkmamız gerekiyor. Doğu bana gitarımı taşıtmazken bu turne nasıl sonlanacak çok merak ediyorum!

16 Ocak 2011 Pazar



Atlattık mı?
Galiba.

Dün gece benim çenesini tutamayan sevgilim yüzünden düğündeki tüm konuklar resmen mavi ekran verdi! Sen misin eline mikrofonu alıp "Bal hamile!" diye haiku okuyan? Yemin ederim bütün kafalar bir anda bana döndü, derin bir sessizlik oldu ve ben yerin dibine geçtim!!!!!

Gerçi birkaç saniye içinde çevrem kocaman bir kalabalıkla sarıldı ve neşeli tebrikler başladı. Ama ben gerçekten çok utandım, yani tamam hamilelik utanılacak birşey değil de ne bileyim, ben duyurumuzu aile içinde yaparız filan diye düşünmüştüm. Ve önce anneme söylemek istemiştim...

Yani insaf be Hiro, ben daha hamilelik fikrine kendim alışamadım ki?

E tabii şimdi siz de bakıyorsunuz Bal ve bebek ne alaka diye, değil mi?
Şöyle izah edeyim... Birkaç gündür sırtımın ne kadar ağrıdığı malum. Hiçbir şey yiyemiyorum, ağzıma koyabildiğim tek şey sushi. Ne alaka ben de bilmiyorum! Ve en beteri Yuu'ların evine adım atamıyorum, çünkü manolyalı mı yaseminli mi her ne haltsa bir oda kokusu koymuş yengem, bulantı tutuyor...

Neyse, en sonunda geçen sabah artık gerçekten bir terslik olduğuna emin oldum. Çünkü ayakkabılarıma sığamadım! Nasıl bir ödemse! Aklıma annemin hamilelikleri geldi. Zaten şüpheleniyordum ama son zamanlarda düğün hazırlıkları nedeniyle çok yorulmuştuk, düzgün uyuyamıyorduk ve vücudumun verdiği tepkilerin bundan kaynaklı olduğunu düşünüyordum. Yanılmışım! İlk işim bu düşüncemi Hiro'ya açıklamak ve onu eczaneye yollamak oldu.

Hiro'nun yüzü tepkisizdi. Ben de bu ihtimali onunla paylaşırken tedirgindim.

Malum Hiro henüz yeni reşit oldu, sağlam bir playboyluk geçmişi var, kızlar hala kapısını aşındırıyor ve bizim de aramızda resmi birşey yok. Babalık yükünü kaldırabilir mi bilmiyordum. Benden anne olur muydu, işte onu hiç bilmiyordum! Hoş, hala bilmiyorum! Yani Bikem ve Floyd benim nüfusumda ama çok şükür annem de Buse de sağ. Dolayısıyla benim bu ufaklıklara yaptığım anneliğin haftasonu park gezilerinden ve gece yatmadan evvel masal okumaktan öteye gitmişliği yok. Ama sorumluluğu tamamen bana ait bir çocuk!? İmdat?

İfadesiz sevgilimin eczaneye gitmesiyle geri gelmesi bir oldu. Uçtu mu ne yaptıysa artık... Kendimi tuvalete dar attım, testi kullandım, sonuç pozitif! Benim suratımda ağlamakla kahkaha atmak arası ifade, Hiro da aynı şekilde, yatağın kenarına çöküp yarım saat aptal aptal mavi çizgiye bakıp durduk. Sonra Hiro delirdi. Bildiğiniz delirdi!

Zıpladı, kendini o kanepeden o kanepeye attı, beni aldı havada döndürdü, sonra bebeğe birşey olur diye hemen yere bıraktı... Evin içinde manyak gibi koşturdu durdu!
O manyaklıkla da düğünün ortasında mikrofonu kaptı ve en ekolusundan "BAL HAMİLEEE!!" diye bastı haikuyu, verdi coşkuyu!!!!

Öyle yani...
Floyd'a durumu açıklamak biraz zor oldu. Minik çaplı terör estirdi, Hiro aldı karşısına konuştu ama fırtınanın etkisi halen sürüyor. Onu da bir dahaki sefere anlatırım artık. Aynı şekilde oturmaktan belim tutuldu!

15 Ocak 2011 Cumartesi

Gecenin sonunda...

Kilise bahçesine zebra girdi! Şafak ve Yuu'nun düğününde de aynısı olmuştu, bu zebralar nereden geliyor hakikaten bilmiyorum!



Tören salonuna dilenci girdi! Alain, Ayşegül'e balık tokatlama dansı yapmaya çalışan adamı tekme tokat dövdü, o arada da dudağı patladı. Olay polise intikal etti. Polisin yanında Bal'ın kulağından para çıkarmaya çalışan adam bir de Hiro'dan dayak yedi.

Hiro demişken... Hiro yazdığı DESTANSI bir haiku ile Bal'ın bebek beklediğini ilan etti. Floyd ağlama krizine girdi. (Edit: Floyd sakinleşmiş, kardeş geleceği için heyecanlıymış)

Doğu kendini payetli taytla sahneye attı. Elinde mikrofonla "I Love 80's!!" diye bağıran Doğu'nun şovu izleyenleri kendinden geçirdi, Ayşegül tarafından saniye saniye kaydedildi!



Murat ve Doğu'nun kolbastısı geceye damgasını vurdu.

Gelin çiçeğini kapan Daphne kendisi odaya kilitledi. Aida ve Nina'nın ısrarlı yumruklarına rağmen kapıyı açmamakta direniyor.

Serenity ve Onur, en son mekanın mutfağına doğru sıvışırlarken görüldü. İçerden gelen kokulara bakılırsa pastırmalı sucuklu yumurta yapmışlar!

En mükemmel şampanya... En mükemmel konuşma...


- Sevgili misafirler!

Masadaki bütün kafalar, gümüş bir bıçakla elindeki kristal kadehe zarifçe vuran Buse'ye çevrildi. İncilerle bezeli, Fransız ipeğinden giysisi içinde büyüleyici görünüyordu. Derin bir nefes aldı, gülümseyen bakışlarını bana çevirdi ve konuşmasına başladı;

"Şu yanımda duran kadın olmasaydı, ben büyük bir ihtimalle burada olmazdım. En karanlıklardayken bile beni tutup çekti, hep kalbimi aydınlattı. Ben ona derdim var demeden, o dermanım oldu. Sahip çıktı, korudu, kolladı ama en önemlisi beni çok sevdi. Ben de onu... En hırçın haliyle ve en uysal haliyle, ne yaparsa yapsın, ben gri kuğumu çok seviyorum. Çünkü o bendeki siyahı, ben ondaki beyazı dengeliyoruz.
Şimdi siz değerli konuklarımızın, hayır, benim kocaman, sımsıcak ailemin önünde söz veriyoruz ki;
Biz sonsuza dek birbirimizin ruhlarına sahip çıkacağız.
Kadehimi Bikem'e kaldırıyorum.
Karıma!"


She...



once upon a time
there were
two brides
an endless love
and friendship
they promised
each other
on 25/53
and they lived
happily
ever after

~ Paris Larsson

Son Hazırlıklar... Ve Bir De Son Dakika Misafiri!

Efendim kırk gündür süren evlilik maratonunda son beş saate gelmiş bulunuyoruz. Bir yandan saçımı maşalatıyor, diğer yandan da gözüm telefonda, Buse'den konser bitti mi, çıktı mı uçtu mu kondu mu ne halt ettiyse haber bekliyorum! Üç saat önce burada olması gerekiyordu, üçç!!!!!! Nerede kaldı ki bu?

Hayır, beş saat sonra karım olacak sorumsuzun telefonu kapalı, -basacam şimdi küfrü-Hande ve Murat'ın telefonları niye kapalı?



Benim agresif sükunetim soyunma odasındakileri nasıl gerdiyse, telefonumun çalmasıyla birlikte toplu olarak yerimizden sıçradık. Kuaförün elindeki zımbırtıların yere düşmesine aldırmadan atıldım: Yedim seni Buse!

- NEREDESİN SEN!!!!
- Bik, aşkım, biz, Hande *bi' saniye lütfen hemen kapatıyorum* hah evet...
- NE SAÇMALIYORSUN SEN ORADA!?
- Sevgilim, sakin ol. Çok kısıtlı zamanımız var, jet kalkmak üzere, Hande doğum yaptı, ben ve Mu..
- NEEEE!! AAAA!!!!!
- Benim şarjım bitmiş, Murat telefonunu diğer arabada unutmuş, Hande de doğumdaydı, hiçbirimiz arayamadık, heyecandan panikten sevinçten deli olduk. Özür dilerim, hemen kapatmam lazım, kalkıyoruz!
- Dur son birşey, Hande Murat ve bebek de gelecek mi?
- Evet!
- Aloo? Aloo?

Aynadaki yansımamın üzerinden, gergin gözlerle beni süzen güzellik ekibime, son rötuşlar için gelen terziye ve asistanıma baktım. Zavallı makyöz korkudan elindeki fırçaları yere düşmüş, eğilip alamıyordu bile! Gülümsedim:

- Hadi hanımlar beyler hadiii... Adam yemiyorum benn!!! Müstakbel zevcem ve Heroes of Rock ekibi yola çıkmış, üstelik yanlarında bir de minik misafirle geliyorlar! Öyle durmayın, hızlı olalım hadi hadi..

Herkes hemen toparlandı ve bir koşturmaca başladı. Asistanıma portatif bir bebek yatağı bulmasını ve soyunma odasının gecenin ilerleyen saatlerinde Hande'nin rahat edebileceği şekilde ayarlanmasını istedim. Ardından bir kadeh viski doldurup kendimi kuaförümün maharetli ellerine ve her ne hikmetse hala sağlam olan saç maşasına bıraktım.

Bu arada mailime, son dakika misafirimizin babasının kucağındaki fotoğrafı düştü. Murat kılıklı, n'olucak! Pek de çirkin! :)



Neyse efendim, ben şimdi buralarda oyalanmayı bırakayım da hazırlık faslını bitirip Buse'yi karşılayayım. Benden çekeceği var. Yani yeniden teyze olmuş olmamız ve bu minik Yüksektepe'nin dünya tatlısı bir sıpa olması, Buse'yi cezalandıracağım gerçeğini değiştirmiyor.

Değil mi ya? ;)

14 Ocak 2011 Cuma

Düğüne 21 saat kala!

Hayatımın en gerilimli konserlerinden birini verdim az önce.

Madrid'te Live Aid'e katıldık. Malum, Doğu böyle yarışma festival tipi şeylere bayılıyor ve inanılmaz derecede hırslı oluyor. Eh, biz de Doğu kadar çıldırmasak da rekabet ortamından hoşlanıyoruz. Yani "Aman kendi yağımızda kavrulalım ne olacak, katılmasak da olur, salla gitsin" diyen müzik gruplarından değiliz..

Ama mekan sahibi yönetimi ağzını beş karış havaya açınca, masraflar ödenmeyince insanda heves meves kalmıyor işte!

Sonuçta mükemmel bir konser verdik, oysa çığır açabilir ve sıralamada birinciliğe oynayabilirdik.
Sinirlenince insanda konsantrasyon kalmıyor tabii. Düşünün, Doğu bugün sahnede hırsından gitarını parçaladı! Pek de severdi o gitarı, şimdi bir posta da ona üzülüp gerilecek...

Neyse!

Az önce Tallinn'e jet ayarlattık, yaklaşık on dakika içinde havalanmış olacağız. inişimizden sonra beni son derece gerilimli ve heyecan dolu saatler bekliyor. Evlenmeme 21 saat kala daha ne sevgilimi görebildim, ne düğün mekanını görebildim, ne nikah memuruyla tören üzerine konuşabildim -gerçi nikahı Alexis kıyacak ama olsun- ne gelinliğimi giyip oturuyor mu oturmuyor mu bakabildim... Salınaaa salına gidiyorum işte. Umarım çocuklar son hazırlıkların üstesinden gelebilmiştir.

Ha, çocuklar dedim de, Bal bir süreliğine blogumda konuk yazar olacak. Malum, buraları boş bırakmamak lazım:) Beni çok yoğun günler bekliyor, kayıttan provadan konserden başımı kaldıramıyorum, albüm çalışması yolda, poligamik bir insan olarak sorumluluklarım da var haliyle... :) Umarım Bal geçici yokluğumu aratmaz. Gerçi ben gene arada gelir yazarım ama dediğim gibi, zamanım kısıtlı, mazur görün.

Düğünde görüşmek üzere!!!


- Sevgilim biraz sonra havalanacağız bırak artık şu laptopunu elinden!
- Tamam tamam...




Selam! Ben Bal!

Annem bir süredir çok meşgul olduğu ve neredeyse kendine bile zaman ayıramadığı için blog işini bir süreliğine ben ele aldım. Ha sakın endişelenmeyin, annem tabii ki yazmaya devam edecek, blogunu ve okurlarını terketmiş değil! Ama biliyorsunuz ki turne zorlu geçiyor, başlarına ek yarışmalar çıktı ve yarın da evleniyor! Görseniz tam bir sinir küpü! Düğün Tallinn'de olacak ama annem hala Madrid'de parça kaydında. Gelinliğinin son provası daha yapılamadı, mekan hazırlıkları bitmedi, daha bir sürü aksilik var. Halledilmeyecek şeyler değil ama anneme olabildiğince yansıtmamaya çalışıyoruz işte. Kadıncağız bir de ona gerilmesin değil mi ama?

Şimdiiii...
Biz ne yapıyoruz?
Bir kere, bir hafta öncesinden hem Mumcu hem de Çobanoğlu ailesinin cabbar cevval evlatları olarak operasyon yerimize (arkadan Mission Impossible müziği girsin lütfen!) geliş yaptık. Ben, bu aralar sırtım -neden bilmiyorum- ciddi şekilde ağrıdığı için çok fazla ağır işin altına giremiyorum. O yüzden ne kadar içeri dışarı koşturmaca mevzuu varsa hepsini sevgilim ve aynı zamanda Buse'nin oğlu olan Hiro'ya yükledim.
Summer (Paris'in kızı) ve ben oturmuş harıl harıl Tiffany'den gelen kutuların üzerine konukların isim etiketlerini yazıp iliştirmekle uğraşıyoruz. Deniz ve Alain, şehir aşırı kuryelik görevini üstlenmiş durumda. Becerikli Mariela (Hande'nin kızı) çiçeklerle, Serenity ise organizatörün kaprisleriyle ilgileniyor. Yani aşağı yukarı her işi kotardık gibi. Eh, bir de annem sürekli telefon açıp talimat vermese ya da akıl öğretmese çok daha iyi olacak ama ne yapalım!? Düğün onun düğünü. Ama artık yeter yani, evlenmesin bir süre. Yorulduk yahu!

Gene belim tuttu...
17 yaşındayım ama romatizması tutmuş seksenlik nineler gibi oldum birden! Acaba gece ters bir hareket filan mı yaptım?
Hiroo??
Hayatım azıcık şöyle bel kemiğine doğru ovalasana!

2 Ocak 2011 Pazar

Düğüne 12 gün kala ne yapıyor bu kadınlar?

"Ne yapıyor bu kadın?" demeniz lazım aslında. Çünkü Buse hiçbirrrrrrrrrr şeye karışmıyor, tüm sorumluluk benim üzerimde. Çiçekleri ben seçtim. Tören mekanlarını ben seçtim. Gelinlikleri bile ben seçtim!
Bütün gün elimde telefon;

- Hayatım gül mü, gardenya mı yoksa orkide mi?
- Ay bilemedim ki?
- Hadi bak hızlı düşün ama, düğün organizatörünün yanındayım şimdi ona göre bütçe belirleyeceğiz.
- Amannn yemişim bütçeyi, para var huzur var. Al hepsinden al al!
- !!??

...

- Ne renk gelinlik giymeyi planlıyorsun?
- Siyah.
- Kafanı kırarım!
- Tamam tamam.. Gri ya da gümüşi birşey var mı?
- Var. Bak ama şimdi bir tane bel oyuğu taşlarla işli tüllü...
- Ya uzun uzun anlatacağına şunların fotoğrafını çekip yollasana bana?
- Kapat, arayacağım yarım saat sonra.

...

- İnceledin mi, hangisini beğendin?
- Ay bilemedim ki ikisi de güzel. İkisini de alsak?
- Buse kaç kere kıyafet değiştireceksin?
- Al ikisini de al al... Evde karar veririm.
- Emin misin bak?
- Eminim yahu eminim. Al sen.
- 38 beden ayırtıyorum.
- 38 mi!!!! 36'yım ben!!!
- Hayatım... O üç sene önceydi.
- 36'yım benn!!!!!
- Tamam 36'sın...

*Tezgahtara dön*

- İkisinin de 38 bedeninden lütfen. Düzeltme gerekirse getirebiliyoruz değil mi?

İşte günlerim aynen bu şekilde, telefon ucunda emir komuta zinciriyle geçiyor. Valla bu kadar uğraşıyorum, umarım düğün günü Buse "Ama bu çok kız işiiiii" diye dudak bükmez.

Bükecek olursa da cevabım hazır zaten!

Not: Postadan elinize cam şişeler geçerse ne oluyor demeyin. Bunlar bizim davetiyelerimiz!