28 Ocak 2010 Perşembe

Gene mi siz?


Londra demiştik değil mi? Paparazzilerden gene kurtulamadım! Ancak bu sefer peşime takılan eleman çok sevecen ve dost canlısı biri çıktı. Hatta beni sokakta görüntüledikten sonra çektiği kareleri bana e-maille yolladı bile!:)




PHOTO CREDIT: JENNIFER KENDALL


26 Ocak 2010 Salı

Home sweet home...Well...Finally!

Sonunda evi biraz da olsa toparlamayı başardık. Üstelik leopar desenli yastıklarım hala benimle birlikte!!!


5 mg. lustoline!

Yorgunluktan ne bacaklarımı, ne kollarımı ne de sırtımı hissedebiliyorum artık. Düğün günüm giderek yaklaşırken bir yandan organizasyona dair son hazırlıklarımı tamamlamaya çalışıyorum, bir yandan provalara koşturuyorum. Davet İstanbul'da yapılacak olsa sorun değil, ancak düğünümüzün taaaa Londra'da olması durumu biraz zorlaştırıyor. Çok şükür ki Kara gibi becerikli bir nişanlım ve birbirinden zevkli arkadaşlarım var.
Önceki gün, yer döşemeleri için son rötuşları yapan ustaları denetlemek için Londra'ya uçtum. (Evet, Kara resepsiyon alanının kaplanması için siyah beyaz karolar sipariş etmiş) Jetten iner inmez dekorasyon işiyle cebelleşen Hande'den bir telefon aldım.

- Alo Bikem, çiçekçideyim ben.
- Evet canım dinliyorum.
- Sipariş ettiğin bordo renkli güller yetişmeyebilirmiş, ek olarak hani ne olur ne olmaz diyerek papatya ayırtayım mı?
- Papatya mı? Delirdin sanırım! Çiçeksiz evlenirim daha iyi!
- Neden yahu? Papatyalar güzeldir?
- Nesi güzel yahu, kalın kalın sapları var, yıka salataya doğra istersen? Bana köy mezarlıklarını hatırlatıyor.
- Ay Bikemmm, saçmalama, papatya kadar naif çiçek var mı?
- Hande bak valla papatya ayırtırsan boğarım seni. Kıy paraya, ne olursa olsun o güller tamam olsun tamam mı canım?
- Tamam Bik tamam, sakin, halledeceğim. Söz.

Birkaç dakika süren sinir buhranımdan sıyrıldıktan sonra gidip ustaların başında durdum. Yerler şahane olmuştu ve tüm kırmızılı detayları yansıtacak şekilde düzenlenmişti. Listemi şöyle bir gözden geçirdim: Güller tamam sayılırdı, laleler hazırdı, papatya yoktu. Çok şükür! Zemin döşenmişti, dekor için gerekli ışıklandırma haftaya yerleştirilecekti... Herşey tamam gibi duruyordu. İyi haber! Gelinlik provaları bitip şamdanlar seçilince aşağı yukarı tüm iş bitmiş olacak.

Geriye sadece evin düzenlenmesi kalıyor ki, işte bu tam bir kabus. Çocukların odalarıyla herhangi bir sorunumuz yok. Ancak mutfağın, yatak odasının, banyonun ve salonun baştan düzenlenmesi gerekiyor. Ayrıca Batu, Kara, Simay ve Devrim için de yer açmak lazım.
Acaba...
Acaba sakinleştirici ve ağrı kesiciyi bir arada alsam birşey olur mu?
Üzerine de kas gevşetici?
Mis!!


21 Ocak 2010 Perşembe

Bzzzzt!

Aslında bir "bzzzt!" kadar kolay değil bu iş!

Uzun zaman sonra ilk kez dövme yaptırmaya karar verdim. Ensemde ve belimde uzun zaman önce yaptırdığım iki küçük dövmem vardı zaten, ama bu sefer vücudumda beni simgeleyen birşey taşımak istedim. Bu yüzden atribüm olan baykuşu seçtim. Gerçi Buse çakal ya da karga (!) dövmesi yaptırmam konusunda oldukça ısrarcı davrandı ama... Neyse!

Baykuşumun tasarımını, çizim konusunda oldukça becerikli olan kızım tamamladı. Dövmecinin kapısına beni bırakan isim ise bizzat Paris oldu.
- Hadi bak hiç acımayacak, göz açıp kapayana kadar.
- Umarım düğüne kadar kızarıklıklar geçer.
- Geçer geçer, gelinliğin içinde harika duracak, biliyorsun:)

Bana saatler kadar uzun gelen bir süre sonunda, sol omzuma işlenen baykuş tamamlandı. Şimdilik iğne yerleri biraz sızlıyor, kızarıklıklar da kabuk bağlamadan çabucak iyileşecek umarım.


PHOTO CREDIT: OWL TATTOOS


20 Ocak 2010 Çarşamba

Kocamla kovalandık!

Bir değil, tam bir buçuk saat sonra beyefendi teşrif etti.
Bu esnada çikolata dükkanının önünde yarım saattir dikilmekte olan ben sıkıntıdan patlamış bir şekilde, içerden kese kağıdına doldurttuğum truffleları lüpletiyordum.

- Hu!
- Sana derler!
- Geldim hayatım geldim. Seçemedim. N'apıyoruz?
- Ne demek n'apıyoruz? Nereye gittin ki sen?
- Çok meraklısın yahu, ellerim koptu, şu kalan torbaları da arabaya götürelim hadi. Ne aldın sen?
- Hiçç... Bir yastık, biraz da truffle.
- Şey...
- Ney?
- Ya ben sana hediye almak için mağazaya girdim, talan ettim, üstüne bir de yetmedi tüm personeli seferber ettim.
- E seferberlik bir işe yaramamış desene!:)
- Yok sorun bende, titiz davrandım.
- Beni nasıl görüp beğendin çok merak ediyorum.
- İlk görüşte aşk benimkisi, seni bilemem, sen evliydin o zamanlar:)
- Ahahaha! Ben kim bu ortamdaki manyak demiştim!
- Ben de seni magazin dergisinde görmüştüm ilk, Şafak'tı sanırım kucağındaki, küçücüktü daha. Kim bu hatun neden tanımıyorum falan oldum, heavy metal yapıyordun bir de o zamanlar. Çocuk var, evli midir acep dedim, sonra arkadaşlardan öğrendim kötü haberi. Buluşmaya gelince elimden biramı düşürdüm be!
- Deli! Ama lafı çevirmeye çalışıyorsun, biliyorum:)
- Tamam tamam... Victoria's Secret'a uğradım, oldu mu? Kızardım da valla, alışık değilim iç çamaşırı alışverişi yapmaya. Sonra bir de gözüme kapüşonu kürklü deri bir ceket takıldı, onu alayım filan derken geciktim işte...
- Ayyy bakayım!!!
- Eve gidince bakarsın, hatta giyinirsin görürüm.
- Terbiyesiz! Gel buraya, öpücem!
- Herkesin içinde? Bak yarınki manşetleri görür gibiyim ha! Ünlü müzisyen ve vali yardımcısı Bikem Mumcu, eski rock yıldızı Kara İşcan ile alışveriş merkezinde kalabalığa aldırış etmeden tutkulu dakikalar yaşadı. Aldığımız kulis haberlerine göre, yakın tarihte evlenecek olan çift, aynı eve çıkmış.
- Kara?
- Aşkım?
- Paparazziler! Geliyorlar!
- Dedim di' mi?
- Adımlarını hızlandırrr, hızlandırrr... Güneş gözlüklerim nerde??
- Arabada unuttun! Saçını yüzüne topla.
- Konuşma da topukla!!!



19 Ocak 2010 Salı

Kocam beni ko-va-la-dı!

Yanlış okumadınız, Kara beni alışveriş merkezinin orta yerinde kovaladı!
Niye mi? Valla ben de bilmiyorum, bir saat sonra görüp öğreneceğim sanırım.

Nişanlımın daire kapısının görünmez (!) bir kazaya kurban gitmesi ve iflah olmaz derecede dağılmış olması sebebiyle, alternatif çözüm yolları arayışına giriştik ve sonunda en mantıklısının Kara'nın bana taşınması olduğuna karar verdik. Böylece müstakbel zevcim, Cihangir'deki savaş alanına dönmüş fakirhanesine veda ederek pılısını pırtısını topladı ve yanıma yerleşti.

Yerleşmesine yerleşti de, sonuçta benim iki katlı mütevazi evim, nasıl derler, biraz kız işi kaldı Kara'nın zevkinin yanında. Kapıdan içeri adım atan Kara, salonda sağa sola serpiştirilen leopar desenli yastıkları görünce biraz yüzünü buruşturdu ister istemez. Hoş, benim de onlardan kurtulasım vardı, sonuçta burası bizim ortak yaşam alanımız olacaksa, ortak zevklerde buluşmalıydık, değil mi? Turneden yeni geldiğim için buzdolabı da fare düşse kafasını yaracak bir hale gelmişti, bu yüzden aldık arabayı, vurduk kendimizi alışverişin çileli yollarına!

Çoğu kadının aksine, alışveriş yapmaktan nefret ediyorum. Diyelim ki bir ayakkabı mağazasına girdim -Paris'in kulakları çınlasın- ve bir çift çizmeye ihtiyacım var. Şöyle bir göz gezdiririm, kısadan denerim, alır ve çıkarım. Maksimum 15, bilemedin 20 dakika. Fazlasına tahammül edemiyorum. Dolayısıyla Kara'nın "Aşkım ya ben şimdi markete girdiğimizde raftaki herşeyi elimi sokup da sepete devirsem olur mu? Lütfennn!!" demesine hiç itiraz etmedim. Gerçi bir an için halimizin alternatif rock kliplerine döneceğini düşünmedim desem yalan olur ya, neyse!

Ev için gerekli gıda alışverişini tamamlayıp elimizdekileri arabanın arka koltuğuna dizdikten sonra alışveriş merkezine geri girdik. Bu esnada Kara "Ben birşey bakacağım, 20 dakika sonra çikolatacının önünde buluşalım" teklifini getirdi. Dudak büktüm ama üstelemedim. Dudak büküşümü itiraz olarak algılayan Kara, süreyi bir saate çıkarttı ve beni alışveriş merkezinin orta yerinde bırakıp bir yerlere arazi oldu. Umarım mantıklı bir açıklaması vardır!

Ben de fırsattan istifade biraz eve alışveriş yaptım. Şu sıralar kafamı düğün telaşesinden uzaklaştırmanın en güzel yolu bu sanırım. İşin dekoratif kısmını Kara'yla beraber halledeceğiz gerçi ama, şu yastığı görünce de dayanamadım. Kız işi mız işi n'apiyim!? Çok süslü bulursa ben de alırım, çalışma odamdaki pofili koltuğumun üzerine koyarım, hıh!



PHOTO CREDIT: SHANALOGIC



17 Ocak 2010 Pazar

18. 01. 2010 ... Yuu ve Şafak'ın düğününe saatler kala ...

- Rezene! Rezene çayım nerede kaldı?
- Ayaklarım şişmiş, of!
- Migrenim tuttu gene, buralarda asprin var mı?
- Nefesini tut, karnını az içeri çek, kapanacak şimdi şıp diye!
- Aranjmanlar geldi mi?
- Hande'yi bulun bana!
- Handeee, Anatolya gene üstüne kustu!
- Elin ayağın rahat dursun, gelinliğe oje bulaştıracaksın şimdi!
- Küpemin arkasını bulamıyorum!
- Jartiyer! Mavi jartiyer nerde!?
- Çıkarın şu kravatı, boğuluyorum!
- Kol düğmeleri mecburi mi yani şimdi!?
- Ay on tane kolum yok ki! One minute! Time-out! Oksijen!
- Hande dedimm!!!

16 Ocak 2010 Cumartesi

Ev usulü Noel ve "Senin evin, benim evim" çekişmesi!



Bu noeli İstanbul'da evimde geçirmeyi nihayet başardım! Yıllardır insan her noel gecesini yollarda, turlarda geçirince ister istemez ev kokusuna, ev sıcaklığına ve tabii ki ev yemeğine hasret kalıyor.
Kara'nın da yardımıyla dairem şahane oldu. Yatak odamıza yıldızlı fenerler astık, evin her yerini karanlıkta ateş böceği gibi duran minik minik ampullerle bezedik. İşin mum kısmı -yangın çıkaracaksın sevgilim, yakmasak olmaz mı?- Kara'yı biraz (!) endişelendirse de sonuçta her zamanki gibi benim dediğime gelindi ;)
Kara'nın kendi evinin kapısını kırmasının ardından -bkz. bir önceki blog- kendisi pılısını pırtısını toplayıp bir süre benim yanımda kalmaya karar verdi. İnadım inat! Ya o ev baştan aşağıya şartlanacak, kapısı bacası yapılacak, enkaz halinden kurtulacak, ya da benim evime temelli taşınılacak. Hem semt aynı semt, ne farkeder ki!?

Herkese mutlu noeller!


13 Ocak 2010 Çarşamba


13 Ocak, Yıl 46
19:28
3 kg. 250 gr.52 cm.
İstanbul

Hande ve Murat'ın yıllardır yolunu gözlediği ilk oğlu, Gaby,Anatolya ve Hera'nın minik kardeşi, Ecem, Kıvanç, Ada ve Menderes'in de en yeni oyun arkadaşı!
Sülalemize hoş geldin Sarp bebek! Gece ağlayıp da anneni uyandırırsan çok fena bozuşuruz, bilesin!
Ömrün güzel olsun!


11 Ocak 2010 Pazartesi

Breaking Doors

Nasıl yani?

Kırık daire kapısının önünde dururken aklımdan geçen ilk cümle buydu. Üstelik dairenin karanlık holüne, yamulmuş kapının ahşap çerçevesiyle oluşturduğu dar açının içinden eğilerek geçmeden girebilmenin imkanı yoktu. Cadılar bayramı için özenle seçtiğim sirk cambazı kostümünün kıymıklara kurban gitmemesi için özenle içeri süzüldüm.

Ah! Lanet!

Bir küfür savurdum. Anlaşılan Kara evi gene toplamamıştı. Ayağıma takılan boş votka şişesini öteledim ve el yordamıyla ilerledim. Kimse yok gibi duruyordu. İyi de nişanlım neredeydi? Daire kapısı neden, nasıl ve en önemlisi kim tarafından kırılmıştı? Hırsız mı girmişti? İyi de bu hırsız mal mıydı, ne halt etmeye kapıları kırıyordu? Sinirden titreyen ellerimde ışık düğmesini bulmaya çalıştım. Koridor, vitraylı avizenin ışığı ile aydınlandı.

Yatak odasının kapısı aralıktı. Saniyenin onda birinde aklımdan bin türlü evham geçti. Her soru, kasvetiyle havada asılı kalıyordu, Kara'nın telefonu saatlerdir kapalıydı, dairesinin artık bir kapısı yoktu ve Petek de ondan haber almamıştı.

Kapıyı ittim.

- KARA!
- Ha? Ne? Aaa...

Benimkisi darmadağın çarşafların arasına yayılmış, sakalı bir karış uzamış horul horul uyuyor!

- Kara bu kapının hali ne? Ne oldu? Senin tipine ne oldu? Ev bu haldeyken nasıl uyuyabiliyorsun? Telefon neden kapalı? Deliye döndüm adam!
- Hişşş, tamam dur bi' sakin!
- NASIL SAKİN OLABİLİRİM!!????

Yatağın kenarına çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya koyuldum. Kara ise doğrulmuş, ışıkları yakmış, pullu payetli mini şortu ve tüylü şapkasıyla boyaları akan bendenize bakıyordu.

- Sevgilim...
- Ne var ne?!
- Ya... Ben sabah botlarımı giymeye çalışırken sırtımı girişteki ayakkabılığa dayamıştım.
- Eee?
- İşte o devrildi. Devrilince de kapı sizlere ömür.
- E yani bu kapı sabahtan beri böyle. Neden yaptırmadın?
- Hayatım ölçü aldılar bugün dışardan, yarın sabahtan da eskici gelip bu devrilen dolabı alıp götürecek işte. İçerde monte edilmişti, kapıdan ha deyince çıkmıyor ki meret.
- E telefon?
- Şarjı bitmiş...
- Offf of! Çok sorumsuzsun, aklım çıktı!
- Üzgünüm sevgilim.

Sarıldı. Sonra da beni elimden tutup kaldırdı ve her zamanki gibi kendi etrafımda bir kere döndürdü.

- Nefes kesici görünüyorsun. Tam olarak ne kostümü bu?
- Sirk cambazı.
- Mmmm... Küheylanın olayım?
- Det! Manyak! Bi' cadılar bayramı sürprizi yapayım dedim içine ettin. Sen önce git şu sakallarını kes.
- Olmaz.
- Ne demek olmaz?
- Olmaz hayatım bu da benim kostümüm.
- Neymiş o kostüm?
- Mağara adamı.

Kahkahayı patlattım.

- Ahaha artık sana "kapısız yerden mi çıktın" dediklerinde ne cevap vereceksin merak ediyorum!
- Bizde yalan yok! Aslında ben kapı yerine şu kasaplarda takılan boncuklu perdelerden almayı planlıyordum.
- Karaaa!!!!!!
- Payetli de olabilir, daha yumuşak işi olanlardan?
- Kara dedim!
- Tamam ya... Sustum.


10 Ocak 2010 Pazar

Halloween Special


Shop 'till You Drop!

Yuu ve Şafak'ın düğün için zaman daraldıkça, gerilim tırmanmaya devam etti. Biz de, yani sevgili dünürüm Buse ve ben, bu stresi üzerimizden atmak için alışverişe çıkmaya karar verdik: Her zamanki gibi.

- Nedimeler morlu eflatunlu giyecek ya, bizim için bir renk kısıtlaması var mı?
- Yok daha neler, biz düğün sahiplerindeniz. Şahsen ben kırmızı giymeyi düşünüyorum.

Böylece kendimizi ilk gördüğümüz mağazaya attık. Birşey bulabilmek ne mümkün? Düğünün bir ağırlığı vardır, gardrobumdaki mini, siyah, zımbalı, tüllü seksi şeyleri çıkartıp da katılamam ki törene! Ne var ki dükkanlardaki giysilerin pek çoğu da öyleydi.

- Bu nasıl?
- Çok kısa.
- Bu nasıl?
- Çok genç kız işi yahu.
- Ya bu?
- Ameliyathane yeşili gibi.

Dip taraftaki askılara yöneldim.

- Şunun kesimi fena değil gibi Buse.
- Bu ne yahu! Babaanne kesimi resmen, çiçek desenleri de ekle tam olsun!
- Puff...

Güya biz stres atmaya çıkmıştık. İyice gerildik.
Ama sonunda bir kombinasyon oluşturmayı başarabildik!





9 Ocak 2010 Cumartesi

Gelin'ler'in kankasından pek manidar bir hediye!!!

Yuu'nun düğün dernek işini jet hızıyla bitirme arzusunun depreşmesiyle birlikte hepimizde hummalı bir çalışma başladı. Kendimden biliyorum, organize edilmesi gereken o kadar çok şey var ki, bir de bunları 10 günlük bir zaman zarfına sığdırmak gerçekten meşakkatli iş.
Hepimiz bir koldan bir işe saldırdık, gelin hanım davetiyelere, bendeniz kıyafet işine, Paris dekorasyona, Hande tank kadar olmuş zarif gövdesiyle mekan arayışına,
Buse'nin kabileden yakın arkadaşı Zeynep'in kızı Ebru da nedime işine.

Buse mi? O da sakinleştiricilere!
Kızı elden gidiyor, ne yapsın!
Hal böyle iken Paris, yüzünde kocaman bir sırıtışla kapıdan içeriye giriverdi.
- Hatunlar! Size şahane birşey getirdim!
İki elinde birer fiyonklu paket, muzur muzur göz süzdü. Kanepeye her zamanki zarif hareketiyle yayıldı, somon rengi Chanel elbisesinin eteklerini düzeltti ve kurdeleleri çözdü:
- Ta tamm!!!

Kutuların içinden, belki de bize en lazımlı olan şey çıktı:
Wedding Day Survival Kit.
Türkçe meali:
Düğün gününü kazasız belasız atlatma seti.

Bir tane bana, bir tane de Yuu'ya.
İçerik mi?
Çengelli iğneler, yedek tel tokalar, saç spreyi, ağrı kesiciler,
nane şekeri,

tebeşir, dikiş seti, küçük bir makas, ıslak mendiller,
yara bandı, yapıştırıcı...


Aklına sağlık hatun!



Retro bir ritüel.. (Fetiş değilim, hayır)

Eski Türk filmlerinde vardır, kabarık saçlı, payet işlemeli gece elbiseli, otrişli şarkıcı gazinoda sahneye çıkar, ön sıralarda konuşlanan cebi kabarık iş adamlarından biri de illa önce en pahalı şampanyadan şişe şişe açtırır, sonra da sahnedeki dişinin ayakkabısından şampanya içer.
Bunun Hollywood versiyonu daha zarif tabii, bu sefer şarkıcı ayaksız mikrofon tutmakta ve muhtemelen bir piyanoya yaslanmış -üzerine uzanmış da olabilir- tatlı tatlı şakımaktadır.
Keza aynı şey, seksi
burlesque şovları sonrası için de geçerli.
Şampanya üreticisi Piper Heidsieck ve ayakkabı yapımcısı Christian Louboutin birleşip harika bir iş çıkartmışlar!
Eh... Müstakbel zevcimin bir ayakkabımdan şampanya yudumlamadığı kalmıştı, bari tamam olsun!
Düğün hediyesi olarak bu seti istiyorum!

Yetkili mercilere duyurulur. (Hişt, Buse, sana diyorum be!!!)


the essence of pleasure is spontaneity...


8 Ocak 2010 Cuma

Geri sayım

Son dört konserimiz kaldı. Sonrasında İstanbul'a huzurlu bir çekiliş, sevgilim, ailem, arkadaşlarım...Biraz dinlendikten sonraysa esas heyecan!
Üstelik bu sefer söz konusu olan sadece benim düğün hazırlıklarım değil!
Şafak ve Yuu'nun evlilik haberini az önce aldık!
Buse'nin gözler dolu dolu oldu haliyle.
Tantanalı birşeyler istemiyorlar, ancak herhalde bu uçuk çiftin dımdızlak evlenmelerine müsaade edecek değiliz. İlla ki gizli saklı birtakım organizyonlarımız olacaktır:)
Vay be!
Birileri bizden evvel davranıyor!


4 Ocak 2010 Pazartesi

Pure romance...As usual!




PHOTO CREDIT: SORRY, CAN'T REMEMBER :/


tweet me up!

Kesmedi, bundan sonra bi' de Twitter'dayız!

http://twitter.com/masochstclion
http://twitter.com/hellbuse
http://twitter.com/Ian_Rickards


2 Ocak 2010 Cumartesi

Ben...

... kelimelerle çok fazla oynuyormuşum.
Beyefendi öyle dedi :)
Oysa hep çok düz ve sade yazdığımı düşünürdüm.
Garip...




Melvin çocuğunu kaybetse...

Her hafta İstanbul'a gitmek artık bende alışkanlık halini almaya başladı.
Geçen gece yârimin hasret dolu sesini duyunca dayanamadım, kendimi yine havaalanında buldum. Ayağıma geçirdim kotumu, çantamın içine pasaporttu biletti birkaç gerekli eşyayı doldurup fırladım otelden.
Memlekete vardığımda benimkisi gene kontuarları aşmış bekliyordu. Kucaklaştık, bize gülümseyerek bakan kalabalığa aldırış etmeden birbirimize kenetlendik kaldık. Elimden tuttu, beni şöyle bir kendi etrafımda döndürdü. Hemen sordum:

- Nereye gidiyoruz?
- Otelde yer ayırttım, önce bir yemek yer, sonra odamıza çıkarız.
- Neden eve gitmiyoruz?
- Eee...
- Karaaa?
- Efendim aşkım?
- Eve gidiyoruz önce.
- Ama...
- Aması maması yok hayatım, sende bazı eşyalarım kalmış hem, lazım onlar, yanıma almam lazım.
- Eh...Peki.

Arabaya atlayıp Cihangir'in yolunu tuttuk. Yüksek tavanlı apartmana girdiğimizde Kara halen tedirgindi. Gönülsüz gönülsüz dairenin kapısını açtı.
Girmemle çığlığı basmam bir oldu!

- Bu ne hal!!???

Melvin çocuğunu kaybetse bulamazdı! Yerdeki kilim kaymış, mutfakta kirli tabaklar, küllükler ağzına bir dolu, yatak açık, avizenin tepesinden çorap sallanıyor!

- Sevgilim n'aptın sen yaa??? Offf....
- Aşkım valla bak ders mers derken eve neredeyse hiç uğrayamıyorum.
- Gene çok sigara içmişsin!

Suçlu çocuklar gibi dikilen müstakbel zevcime şöyle bir baktım.

- Yarından tezi yok gündelikçiyi çağırıyorsun, buralar toparlanıyor. Evlendiğimizde de böyle dağınıklık istemem bilesin. Haftaya kontrol edeceğim bak ona göre.
- Peki.
- Hadi bükme dudağını. Karnım acıktı hem!

Eh beyefendi! Haftaya görüşeceğiz. Toz zerresi bulursam bittin sen!


Erkek adam ev mev toplamaz!

Oof ooff off geçmiyor günler geceler...!

Hatıralar aklımda.
Aklım Bikem'de, aklım nefesinde, aklım bedeninde, aklım bakışlarında, aklım her birşeyinde.
Aklımı yitiriyorum benliğimle boğuşuyorum.
AHH! O kadar özlemişim ki, geçen Hande ile telefonda laflaşırken birden bana Bikem'i anlat diye
tutturdum. Kızcağız içinden diyordur "kafayı yedi koca adam!"
Yedim abi, aklımı Bikem Mumcu İşcan'la felaket yedim.
Yemekle birlikte artık kendime de şaşıyorum. Evleniyoruz evet de, ben düğün mekanının yer
döşemeleriydi, davetiyesiydi, davetli listesiydi, Solnuşkam'ın gelinliğiydi, b*kuydu püsürüydü...
Normalde ilgilenmeyi geç, "hee" der geçen bir tip değil miydim a dostlar?
Bu kadın bana ne yaptı? Heyy büyüledin mi beni?!

Geçen hafta bi' gece, sevgilimle telefonda konuşurken "özledim seni çok" dedim.
Sabah da nedense bi hararetle erken uyandım. Uyandığım gibi de sigaramı yaktım, telefonumu elime aldım. Aaa! Solnuşkam'ın fotoğrafı ardında bir mesaj!:

"Jete biniyorum telefonu kapamak zorundayım sevgilim."

Özledim dedim ya! Aha bana geliyor işte! Düşün şimdi "kara kara".
Sonra da kafayı yeme e mi? Yek yaa... Aldı başımı bi' telaş, ev darmadağın, yıllardır istanbul'a hapis etmişim kendimi! Toplamayalı aylar oluyor... Toplasam desem beni sonra kim toplayacak? Hem ne zaman ev toparlamışım ki ben?
Otel? İyi bi seçenek, rezervasyonu hemen yap... Elma şarabı mutlaka olsun. Likörlü çikolatalar feşmekan..
Aahh ne giyeceğim? Off kadın 40'ı bulmadan öldüreceksin beni!
Sonrası özelimdir özelim.. (:

.....

AHA bi' mesaj daha.. Sevgilim gene İstanbul'a geliyor.. Vallahi evi mevi toplamam!! (:

Kara İşcan



PHOTO CREDIT: WE HEART IT

Date @ Istanbul // 27.12.2009



PHOTO CREDIT: GUESS