Bu yılki cadılar bayramımız biraz sönük başladı aslında. Bir kere Dest'in yokluğu çok hissediliyordu, ben de Doğu da bu yüzden keyifsizdik. Ezerhan ve Pınar yanımda değildi. Kobe'nin Melbourne'una düşmüşüz zaten, konser var, yorgunuz... Benim aracımı nereye çektireceğim belli değil, mesafeler uzun...
İtiraf ediyorum, turnelerin Avrupa ayağını seviyorum. Ama kıta değişikliği devreye girince sudan çıkmış balığa dönüyorum. Uyku düzenim, biyolojik saatim piç oluyor.
Neyse...
Odama çekilmiş, ojelerime yama yapıyordum ki -kalmış konsere üç saat, kim uğraşacak baştan sil sür?- Doğu paldır küldür içeri daldı. Yerimden sıçramamla şişenin yere devrilmesi bir oldu. Aksi aksi payladım:
- Sizin oralarda kapı vurma adeti yok mu beyefendi?
Doğu hafiften kızarıp güldü ve kibar bir reverans yaptı:
- Afedersiniz leydim, telaştan unuttum. Kendimi nasıl affettirebilirim?
- Ellerim ıslak, şu ojeyi yerden kaldırmakla başlayabilirsin.
Bir yandan tırnaklarımı üflerken, diğer yandan sordum:
- Nedir bu acelen ne oldu?
- Ya soundcheck yarım saat evvelden başlayacak onu haber vermek istedim. Bir de bu gece ne yapıyoruz onu konuşalım.
- Ne özelliği var ki bu gecenin?
- E cadılar bayramı?
- Amannn Doğu sen de, kutlayıp ne yapacağız şimdi? Ateş etrafına oturup birbirimize şu dandik Amerikan filmlerindeki gibi hortlak hikayeleri mi anlatacağız yani?
- Aslında fena fikir değil!
- Doğuuuu...
- Tamam tamam!:) Ama aslında film izleyebiliriz diye düşünmüştüm.
- Eh... En azından ayaklarımızı uzatmış oluruz. Kim kim izliyoruz ve alternatiflerimiz neler?
- Başbaşayız hayatım. Film konusuna gelinceeee... "Cadılar Bayramı Dehşeti"?
- Daha demin dandik Amerikan filmi diyordum ama ben...
- Yok yok bu öyle değil. Yani öyle de bu filmin bir laneti mi ne varmış.
- İnanıyor musun yani?
- Ya inanmak inanmamak meselesi değil, önemli olan bu konsepte girmek. Ne var, eğleniriz. Hem sen neden bu kadar aksisin bu akşam?
- Hiç..
- Bana hiç deme, var birşey. Söyle.
- Ya..
- Kızımızı mı özledin?
- E.. Evet..
- Ama bak o Tallinn'deyken çok daha iyi olacak, biliyorsun.
- Biliyorum biliyorum da özledim işte keratayı ne yapayım?
- O halde sana bir sürprizim var:)
Bir umut "Acaba Dest'i mi getirdi" diye ayağa fırladım, ama Doğu bunun yerine kanepede duran dizüstüme yöneldi. Bilgisayarı kucağına aldı, birkaç dakika geçmeden beni yanına çağırdı:
- Gel de şuna bak! Bal yeni yollamış!
- Tipe bakkkk!!!!!
Ekranda minik bir peri duruyordu. Peri ki ne peri ama! Bal, kendi çocukluğundan kalma cadılar bayramı kostümlerini didiklemiş, Dest'e bir kostüm uydurmuştu. Pembe tütüler, simli kanatlar...


Hasret gidermekle iyiden iyiye özlemek arasında bir noktada kalakaldık. Gülelim mi ağlayalım mı garip bir durum işte.. Mecburiyetler insanları ne hale koyuyor! Neyse ki -bunu söyleyeceğim de aklıma hiç gelmezdi ya- Bal'a güveniyorum. Kendi öz çocuklarımı büyütürken de aynı hasret hissini yaşamıştım.
Sonrası son sahne provası, mükemmel bir konser, alelacele geldiklere yere postalanan vampir-kurt adam-hemşire kostümlü groupieler...
Sonunda kendimizi otel odasına atabildik!
İçeri ayak basmamla ağzımdan bir şaşkınlık nidasının fırlaması bir oldu:
- Doğu ne yaptın sen???
İçerisi sayısız siyah mumla aydınlanmıştı. Televizyonun karşısındaki sehpaya ise cadılar bayramı ambiyansına uygun bir sürü çerez yığılmıştı.
- Bunların hepsini ne ara yaptın sen?
- Seni ikna edeceğimi nasıl olsa biliyordum ;) Önceden şehirdeki en büyük pastaneyi özel birşeyler hazırlamaları için tembihledim. Bu geceki randevumuz burada:)
- Ahahah cidden delisin sen!!!


Kanepeye keyifle kuruldum, polar battaniyemi de dizlerime çektim.
Doğu filmimizi taktı, yanıma ilişti ve gözümüzü ekrana dikip atıştırmaya koyulduk.
Yüce Melvin! O ne biçim filmdi öyle!
Bir daha elime öyle bir DVD alırsam ne olayım! Yok efendim kuyudan çıkan kızlar, birbiri ardına işlenen faili meçhul -nah meçhul!- cinayetler... Film üç boyutlu olsa ne yapardım bilmiyorum! En son kendimi battaniyenin altına büzüşmüş, ekrana Doğu'nun ensesinden bakarken buldum!
Artık filmi çöpe mi atmalı, laneti başkasına geçsin bizden ırak olsun (!) diye Onat'a mı kakalamalı bilemiyorum...
Başıma bir iş gelirse bittin sen Doğu, bit-tin!