21 Şubat 2011 Pazartesi



Bugün hayatımın en mutlu günü. İlk defa anne oldum! Sonunda oğlumu kucağıma alabilmiş olmak öyle bir duygu ki... Kelimelerle tarifi yok!

Son 12 saat boyunca yaşadığım duygu karmaşasını nasıl anlatsam... Belimi büken, nefes aldırmayan bir acı, Hiro ve Floyd'un beni rahatlatma çabaları, devreye giren annelik içgüdülerim... Hani bana ne olursa olsun yeter ki bebeğim sağlam ve sağlıklı doğsun endişesi, kafamdan geçen türlü düşünceler...

Sancım başladığında gecenin kör bir vaktiydi, apar topar hastaneye yetiştik. Tam da Hiro'yle yemeğe çıkmaya hazırlanıyorduk. Ayağımda şık şıkırdım ayakkabılar, üstümde mini elbise... Ne o, biz doğuma gidiyoruz! Hastane girişinde tekerlekli iskemle kalmamış olması da cabası, Hiro müthiş bir cengaverlikle beni kucakladığı gibi acil kapısından 10 puanlık bir dalış yaptı! Sonra da düşüp bayıldı... No comment!

Başlangıçta nefes alamazken, saatler ilerledikçe biraz rahatladım. Henüz suyum gelmemişti ve doğuma daha var gibi görünüyordu. Hastane de inanılmaz derecede kalabalık olduğu için sabaha karşı yeniden evimize döndük. Sen misin dönen? Birazcık kestirecektim ki tekrardan iki büklüm oldum! Zavallı sevgilim serseme döndü tabii. Üstelik su kesesi patladığı için hastaneye yetişme imkanımız da yoktu, ya evde doğuracaktım ya da yolda! Neyse ki Alain'in evi bizimkinin hemen yanında, doktor olan ablam Ayşegül de tesadüfen oradaydı. (Neden bilmiyorum, bu ikisinin arasında kesin birşeyler dönüyor!) Nefes nefese yetişti.

Evin nasıl kalabalık olduğunu anlatamam! Yuu, Ayşegül ve Serenity bir saniye olsun tepemden ayrılmadılar. Ailede daha önceden doğum yapmış iki doktor bulunması büyük şans. Serenity ise konuyla ilgili hiçbir tecrübesi bulunmadığı halde bizimkilere çok yardımcı oldu.
Erkekler mi?

Mamo Hiro'yu ensesinden tuttuğu gibi üst kata terasa çıkardı. Onur ise katlar arasında doğumun gidişatıyla ilgili bilgi taşımakla görevliydi sanırım, çünkü Serenity ile kapı aralığında fısıldaştıklarını duyuyordum.

Yatağımın karşısındaki duvar saati sabahın altısına gelirken, tüm sancılarım bıçak gibi kesildi ve evi, ciğerlerine dolan oksijen nedeniyle viyak viyak bağıran oğlumun gür sesi inletmeye başladı. Hiro sanırım o sırada kapı dibinde bekliyordu ki, Koi'nin ilk çığlığı basmasıyla birlikte paldır küldür içeri daldı. Son hatırladığım şey Hiro'nun beni sımsıkı kucakladığı... Sonra içim geçmiş. Ya uyuyakaldım ya bayıldım, gerçekten bilmiyorum.

Gözlerimi açıp saate tekrardan baktığımda, aslında sadece yirmi dakikadır kendimde olmadığımı keşfettim. Odada kimse yoktu, ev sessizdi, sanki yaşananların hiçbiri aslında olmamış gibiydi. Olduğum yerde hafifçe doğrulmaya çalışırken kapı usulca aralandı. Ve Hiro, kucağında yıkanıp giydirilmiş olan Koi ile içeri girdi. Hemen kollarımı uzattım ve bu minik, pembe ağızlı, çekik gözlü tombul şeyi kucağıma aldım. Fildişinden oyulmuş gibi kusursuz beyaz bir teni vardı. İlk aklımdan geçen şey Hiro'nun dedesine ne kadar çok benzediği oldu! Genler! Acaba gözleri ne renkti?

Koi'yi emzirmek için yakamı açarken, Hiro da yanıma uzanıp hayran hayran bizi izlemeye koyuldu.
Biraz sonra yüzünü kocaman bir gülümseme kaplayan Hiro sordu:
- Ayağa kalkabilecek gibi misin?
- Sanırım. Neden?
- Gel.

Koi'yi yatağın üzerine bıraktım, ne olur ne olmaz diye iki yanına birer yastık yerleştirdikten sonra usulca doğruldum. Her yanım dayak yemiş gibi sızlıyordu. Hiro perdeyi ve camı açtı, güneş epey yükselmişti. Aşağıya seslendi: ALEXXX!!!!!!

Ve o anda gökyüzünü rengarenk balonlar kapladı!



Gözlerimden yaşlar inmeye başladı.

- Hey, ağla diye yapmadım ki ama!?
- Mutluluktan ağlıyorum aptal! Hormonal! Gel buraya...

Hiro'ma sarılıp dudaklarına bir teşekkür öpücüğü kondurdum. Ve bu romantik anımız, saniyeler sonra kıskandığından mı yoksa hala aç olduğundan mı bilinmez, Koi chan tarafından kesildi! :)

Evet... Aileye hoş geldin Kyohei Ichigo Otani Arslan, nam-ı diğer Koi.
Sanırım önümüzdeki günlerde bizi büyük bir isim partisi bekliyor! :)

12 Şubat 2011 Cumartesi

Sülaleden Son Haberler

Bu hafta bizim evde neler olduğunu kısa kısa maddelemekle yetineceğim. Çünkü oturup hepsini uzun uzadıya bloglamaya kalkışırsam, yemin ederim bizimkiler bu akşamki konsere bensiz çıkmak zorunda kalırlar!

1) Aileye iki erkek birden geliyor! Bal'ın da benim de bebeklerimizin cinsiyeti erkek! Hiro saniyenin onda biri kadar bir bozulma emaresi gösterdi ( malum Bal ile girdiği iddiayı kaybetti, iddianın ne üzerine olduğunu ise hala bilmiyoruz) ardından kendini "Allaaahhhhhhh!!!!!" nidalarıyla yerden yere atmaya başladı! Bebek için düşündükleri ismi kimselere söylemiyorlar, tek bildiğimiz çokkkk uzun ve kallavi birşey olduğu.

2) Ayşegül ve Alain'in arası hala limoni. Alain aralarında ne geçtiğine dair çok fazla birşey hatırlamıyor, Ayşegül'ün apar topar evden kaçışını ise rüya zannediyor. Zavallı kızım çıldırmış durumda, en son üniversite bahçesinde "Nasıl hatırlamazsınnn!!" diye cıngar çıkarmış.

3) Alain ile Esmeralda evliliklerini sona erdirip arkadaş kalma kararı almışlar sanırım. Ama mevzunun detayını vallahi bilmiyorum. Buse'den duyduğum bu kadarı.

4) Bu hafta bir de konserdi provaydı demedik, kaşla göz arasında kızlarla lokal bir barda minik bir Noel eğlencesi düzenledik.

Yılbaşı içinse daha farklı birşey düşünüyoruz. Geçen sene verdiğimiz ev partisinin ve özel fotoğraflarımızın her ne hikmetse basına sızışının ardından, bu sene muhtemelen dışarıda olacağız. Hazırlıklar sürüyor.

5) Bu hafta sonu Buse, eski dünürüm Zühre ve Bal ile beraber çocukların odalarıyla ilgili hazırlıklara başlamak için alışverişe gideceğiz. Karnımız burnumuzda, hala elimizde tek bir çift patik bile yok! Çocuklar kuru döşeğe doğacaklar bu gidişle. Ben normalde bu mevzuyu bu kadar ihmal etmezdim ama, annemin rahatsızlanması yüzünden kafamı bir türlü toparlayamadım.

6) Evet, annem aradı. Kolunun altında bir kitle çıkmış ve zavallımın haliyle ödü patlamış... Hal böyle olunca çarşamba sabahından uçağa atlayıp önce Tokyo'ya, oradan da aktarmalı olarak Sapparo'ya uçtum.

Neyseki test sonuçları temiz. Anneme her zaman söylüyorum, gel yanımıza taşın, artık belli bir yaşın insanısın, sana acil bir durumda ulaşmam yanında olmam kolay olsun diye, ama illa memleketim diyor, beni hiç dinlemiyor. El mahkum...

Şimdilik bu kadar! Yeni gelişmelerde görüşmek üzere!
( Haber spikerlerine döndüm iyi mi...)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Aile Krizi

Konser öncesinde birkaç saat kestirmek ve ayaklarımı dinlendirmek üzere otel odasına çekildiğim sırada Ayşegül aradı.

Tam bel oyuğuma yastıkları muntazam yerleştirmiş, telefonu da alıp gayet neşeli bir sesle "Efendim güzel kızım!" diye açmıştım ki, karşı taraftan gelen hıçkırık sesleriyle taş kesildim. Ayşegül telefonda hüngür hüngür ağlıyordu, bırak konuşabilmeyi doğru dürüst anne bile diyemiyordu. Yüreğim ağzıma geldi. Kafamda binbir felaket senaryosu... Bizimkilerden birine birşey mi olmuştu? Herkes Tallinn'deydi. Onur? Gülru? Kobe korusun yoksa Morgana mı hasta? Tam o sırada karşı taraftan beklediğim ve duymaktan korktuğum cevap geldi:

- Anne ben çok kötü birşey yaptım!?

Saniyenin onda biri kadar ferahladım, Ayşegül kötü ne yapmış olabilirdi ki? Benim sessiz, sakin, olgun kızım ne yapmış olabilirdi yani? En fazla arabayı vurmuştur diye düşünerek;

- Ne oldu güzeller güzeli, dur ağlama ama?
dedim.

Kısa bir sessizlik...
- Anne... Ben sabah uyandığımda Alain'in yanındaydım.
- E olabilir, hepiniz Yuu'larda kalmıyor musunuz?
- Anne öyle değil işteeeee!!!!!!!!

Gene hıçkırık sesleri!
Donakaldım.
Ayşegül'ün Alain'e duyguları gözden kaçmayacak kadar barizdi. Hani siz kimse farketmiyor zannedersiniz ama aslında herkes biliyordur ya! İyi de Alain evliydi? Gerçi Esmeralda ne kocasıyla ne çocuklarıyla zerrece ilgilenmeyen, neredeyse evde bile durmayan sorumsuz kadının tekiydi ama bunu yargılamak bize düşmezdi ki?

- Ne oldu baştan anlatabilecek misin? Nasıl oldu bu iş?

Derin bir nefes sesi yankılandı.

- Dün gece ders çıkışında Alain birşeyler yiyelim diye mesaj attı. Ben de dışarı çıkacağız ya da Yuu birşeyler hazırladı onlara gideceğiz zannettim. Meğer Alain evde birşeyler hazırlamış. Esmeralda... Esmeralda yine yoktu, çocuklar vardı bir tek. Ben de işte evin toplanmasına filan yardım ettim sonra. Gitmeye hazırlanıyordum ki...
- Evet?
- Gitmeye hazırlanıyordum ki, Alain "Çok yoruldun gel iki kadeh birşeyler içelim" dedi. Buse Madrid'ten şarap mı getirmiş ne. Ben çok yorgundum, en son kanepede oturmuş gülüyorduk. Sonra sızdım sanırım, yemin ederim hatırlamıyorum! Sonra sabah... Sabah gözümü açtığımda Alain'in yatağındaydım.
- Birşey olduğuna emin misin?
- Anne çıplaktık!!!!!!!

Ve Ayşegül gene ağlamaya başladı.

- Alain ne dedi peki?
- O da hatırlamıyor, lanet olsun o da hatırlamıyor!
- Ayşegül, sen bunu hatırlamadığın için ağlamadığından emin misin?

Kısa bir sessizlik...

- Anne, Alain çok kötü bağırdı bana! Yüzündeki o ifadeyi görmen lazımdı, en son "Ben evliyim, ben evliyim, ben evliyim" diye sayıklayıp duruyordu! Evden nasıl kaçtığımı bilemedim! Ne yapacağım ben şimdi!???

Al işte! Bir anne şimdi kızına böyle ekstrem bir konuda nasıl bir tavsiyede bulunabilir ki? Şok! Skandal! Ama şu an kimin ne diyeceği ya da Alain'in ne hissetiği benim kızımın tek bir damla gözyaşından daha önemli olamaz!

- Ayşegül... Sıcak bir duşa gir, telefonunu kapat, sonra yat uyu. Alain senle bu konuda konuşmak isteyecektir eninde sonunda. Serinkanlı olmaya çalış, hatta mümkünse bu hiç olmamış gibi davran. Tamam mı?
- Ama...
- Aması yok Ayşegül, dediğimi yap!
- Peki anne...

Ben konser öncesi dinlenecektim değil mi?
Al, sıkıyorsa dinlen şimdi Bikem. Sıkıyorsa dinlen!



Kendi hormonlarımdan kendim korkuyorum!

Madde 1- Yüzüm tabak gibi oldu! Sabah bir allık süreyim dedim, boya boya bitmiyor, boya boya bitmiyor! Devasa bir surat!!! Tanrımmm!!!!!!!!

Madde 2- Ayaklarımı göremiyorum! Caaaaaaanım yüksek topuklu ayakkabılarım, uzun konçlu asker botlarım hepsi gardrobun ücra köşelerine gitti. Varsa yoksa spor ayakkabı, babet, spor ayakkabı, babet. Bir de spor ayakkabı. Aa.. Ama onu söylemiştim zaten değil mi?

Hiro sırf ben üzülmeyeyim diye gidip bana akla gelebilecek her renkten converseler filan almış.

İyi güzel hoş yapmış da... Artık düz ayakkabı gördüğüm anda alt dudağım titremeye başlıyor. I-ıhhh... Ben topuklularımı istiyorum:( O 36 numara kumru gibi minik ayacıklarımı istiyorum:(

Madde 3- Ya Hiro ne zaman bana sevgi gösterisinde bulunmak için gelse beni değil göbeğimi öpüyor! Beni de öp yaaa, beni de öp!!!! Neden hep göbeğimi öpüyorsun, beni de öpp!!!! Öp işteeee!!!!!

*hıçkırıklara boğul, bilgisayar başından kaç*

1 Şubat 2011 Salı

Kocam!


Bu akşam salondan içeriye girdiğimde, beklenmedik bir jestle karşılaştım.

Sevgili kocam, düğünde çekilen fotoğraflarımdan ikisini büyüttürmüş, inanılmaz zarif çerçevelere yerleştirip duvarımıza asmış!

BU adama hayran olunmaz mı şimdi?
Bana da size bunları bloglamak düşer!