
Dün nerede kalmıştık?
Hah, oyuncaklar...
Ben peluş tavşanımı, kuaförcülük oynayacağım diye saçını garip garip biçimlere soktuğum bebeklerimi ve meşhurrr su tabancamı görünce nostaljinin doruklarına çıktım. Sanki ben, gene o küçük yaramaz kız çocuğuydum da, annem beni terlikle evde dört döndürecekti!
Ama Hiro'nun oyuncaklarını, elbiselerini görmek... İşte o bambaşka bir duygu!
Yani evet, Hiro ve ben beraber büyüdük, kendimizi Buse'lerin evinin bahçesindeki havuza çırılçıplak attığımız, mahallenin kedilerinin peşinde koşturduğumuz zamanlar hiç de uzak değil. Ama ikimizin de anneleri sürekli meşgul olduğundan, aslında birbirimiz hakkında çok şey kaçırmışız.
Mesela ben, Hiro'nun en sevdiği köpek desenli mama tabağı olmadan yemek masasına asla oturmadığını bilmiyordum. Öyle bir inatmış ki, üç öğün illa o tabak olacak! Yoksa işte kamyon geliyor, tır giriyor, ne kadar şaklabanlık edersen et asla ağzını açmazmış. Gerçi o tabak artık yok, taşınmalardan birinde kaybolmuş ama, Hiro'nun neredeyse bütün bebeklik fotoğraflarında o mama tabağını görmek mümkün!

Sanırım bu fotoğrafı da mutfağa asacağım!
Biz fotoğraflar ve oyuncaklarla boğuşurken, Doğu tavan arasından kocaman, neredeyse adam boyu bir kutu indirdi. Görmemle çığlığı basmam bir oldu! Kendi çarpık çurpuk el yazımı tanımıştım!
- Benim oooo!!!!!!
- Bal, yavaş kalk, hey sana diyorum!!!
- Bebek evim o benim!!!!!!!
- Kızım tamam senin o, kimse almıyor elinden? Hale bak, biz büyüdü zannediyoruz, ama bebek evini görünce altı yaşında gibi çığlığı basıyor!
Annemlere aldırış etmeden fırladım ve elimdeki bıçakla koliyi resmen parçaladım.
İşte, yıllar sonra, sırf onunla oynayabilmek için turne dönüşünü iple çektiğim bebek evim bütün güzelliğiyle eksiksiz bir şekilde karşımda duruyordu...
Sandalyeler, yatak örtüleri, salondaki minik televizyon, herşey herşey!!!!
Yalnız belirtmem lazım, Doğu'nun ne kadar maharetli bir adam olduğunu bir kez daha anladım. Sırf ben üzülmeyeyim diye elektrikçiden gidip hemen minik ampüller aldı ve bebek evimin ışıklarını onardı.

Saat öğleni bulunca, ufak bir ara verdik. Birşeyler yiyip biraz dinlendikten sonra bu sefer kıyafetleri açmaya başladık.
Yahu Hiro'nun benden çok ayakkabısı varmış! Artık bu Buse'den mi kaynaklı yoksa başka birşey mi bilemiyorum:) İnsan bebeklik giysilerine bakınca, bir zamanlar ne kadar minik olduğuna gerçekten inanmıyor. Hele ki şu anda 43 numara giyen sevgilimin ayaklarının avuç içi kadar makosenlere sığdığını görmek? Müthiş!


Bu ayırdıklarımın hepsini arabanın bagajına yükledik ve evimize getirdik. Artık bunların yerleştirilmesiyle yarın uğraşacağım.
Hiro'nun hesaplarına göre pazartesi günü bebeğimizin cinsiyeti belli olacak. Şimdi hiç kalkıp da "Aman kız olsun erkek olsun ne farkeder, önemli olan sağlıklı olması" geyiği yapmayacağım. Benim gönlümde bir minik oğlan yatıyor. Hiro ise elinden tutup gezmeye götüreceği biz kız çocuğu çok ama çok istiyor. İkimiz de isimleri kafamızda çoktan belirledik. Hatta kız mı olacak erkek mi diye iddiaya bile girdik! Göreceğiz bakalım!
Tek bildiğim, cinsiyeti ne olursa olsun, onu herkesten ve herşeyden çok seveceğim, üzerine çokkkk düşeceğim!
NOT: Hani Hiro dün "işim var" diye ortadan kaybolmuştu ya, sebebi ortaya çıktı. Hatta şu anda kulaklarımda sallanıyor!
Düşünceli sevgilimmm!!!!!!


