Bu zaman zarfında neler oldu?
Eh, bizim ailede düğün dernek şamata aksiyon bitmez, malum:)
Ayşegül ve Alain sonunda evlendiler. Ayşegül kreş öğretmenliğine el attı. Biraz despot -birazcık canım- ama öğrencileriyle arası iyi. Bir yandan harıl harıl ödevlerle boğuşuyor, bir yandan da Alain'in dünya turnesini tamamlayıp yanına gelmesini bekliyor.
Koi'cik bir yaşını doldurmak üzere. Şükür ki ağlak ve mızmız bir çocuk değil. Yaşından olgun halleri var, çabuk kavrıyor. Etrafa saçtığı gülücükleri bir görseniz!!! Bal da Hiro da hallerinden memnun. Ben açıkçası asi kızımın böyle hanım hanımcık tumturaklı bir ev kadını olacağına rüyamda görsem inanmazdım. Ama oluyormuş:)
Mamoru ve Yuu geçenlerde beraberliklerinin 21. yılını kutladılar. Şaka maka Yuu elimize geldiğinde dokuz yaşında minik ürkek bir kız çocuğuydu. Şimdi otuz oldu! İnanılır gibi değil.
Deniz hala aradığı huzuru bulamadı. Bikem'in -gelinim- vefatından sonra minik Duru da artık bizimle beraber yaşamaya başladı. Ona annelik etmek de Buse'nin kızı Serenity'e düştü. Sera aşağı, Sera yukarı! Artık hiçbirimiz Serenity'e adıyla seslenmez olduk, Duru hepimizin ezberini bozdu.
Onur ve Sera'nın arası iyi. Sanırım bu yılın en beklenmedik beraberliği de bu oldu. Onur Sera'nın 18. yaş gününde görkemli bir parti ve sürpriz bir hediye hazırlıyor. Ben şahsen sağlam bir evlenme teklifi bekliyorum. Bekleyip göreceğiz bakalım.
Ne kaldı geriye?
Hah, ben tabii. Ben emekli oldum. Yirmi seneyi sahnelerde geçirdikten sonra biraz zorlanmadım değil açıkçası. Hala sabah erkenden ayaklanıyorum, sanki provaya girecekmişim gibi! Ama sanırım artık biraz daha relaks yaşamanın zamanı geldi. Ben de çocuklarla beraber Tallinn'e yerleştim. İstanbul'u oldum olası hiç sevmemişimdir, herkesçe malum. Torunlarımla mutlu mesut zaman geçiriyorum. Zaten çoğunun doğumunda bile bulunamamıştım. Ben farketmeden kocaman oluvermişler! Karım da emekli olsa, değmeyin keyfime! Ama yok, o henüz sahne tutkusundan vazgeçemedi. Yahu torunlarımızın çocuklarına bile yetecek kadar para kazandık, bütün dünyayı kimbilir kaç dikiş gördük! Buse hanım haaaaala konser derdinde. Onu da emekliliğe ikna çabalarım tam gaz sürüyor. İkimiz şöyle gidip güzel bir tripleks alsak, sabahları deniz kıyısında çıplak ayak yürüyüşün, akşamları karşılıklı birer kadeh martininin keyfini çıkarsak... İşte!
İlerleyen günlerde "Buse Emekli Olsun!" diye kampanya başlatırsam şaşırmayın. Kendimi bir yerlere zincirleyebilirim bile bunun için! Hedefe varana dek durmak yok!
Şimdilik havadisler bu kadar.
Bir dahaki ayrılığımızın bu kadar uzamaması dileğiyle.
Esen kalın efenim.
10 Haziran 2011 Cuma
21 Şubat 2011 Pazartesi

Bugün hayatımın en mutlu günü. İlk defa anne oldum! Sonunda oğlumu kucağıma alabilmiş olmak öyle bir duygu ki... Kelimelerle tarifi yok!
Son 12 saat boyunca yaşadığım duygu karmaşasını nasıl anlatsam... Belimi büken, nefes aldırmayan bir acı, Hiro ve Floyd'un beni rahatlatma çabaları, devreye giren annelik içgüdülerim... Hani bana ne olursa olsun yeter ki bebeğim sağlam ve sağlıklı doğsun endişesi, kafamdan geçen türlü düşünceler...
Sancım başladığında gecenin kör bir vaktiydi, apar topar hastaneye yetiştik. Tam da Hiro'yle yemeğe çıkmaya hazırlanıyorduk. Ayağımda şık şıkırdım ayakkabılar, üstümde mini elbise... Ne o, biz doğuma gidiyoruz! Hastane girişinde tekerlekli iskemle kalmamış olması da cabası, Hiro müthiş bir cengaverlikle beni kucakladığı gibi acil kapısından 10 puanlık bir dalış yaptı! Sonra da düşüp bayıldı... No comment!
Başlangıçta nefes alamazken, saatler ilerledikçe biraz rahatladım. Henüz suyum gelmemişti ve doğuma daha var gibi görünüyordu. Hastane de inanılmaz derecede kalabalık olduğu için sabaha karşı yeniden evimize döndük. Sen misin dönen? Birazcık kestirecektim ki tekrardan iki büklüm oldum! Zavallı sevgilim serseme döndü tabii. Üstelik su kesesi patladığı için hastaneye yetişme imkanımız da yoktu, ya evde doğuracaktım ya da yolda! Neyse ki Alain'in evi bizimkinin hemen yanında, doktor olan ablam Ayşegül de tesadüfen oradaydı. (Neden bilmiyorum, bu ikisinin arasında kesin birşeyler dönüyor!) Nefes nefese yetişti.
Evin nasıl kalabalık olduğunu anlatamam! Yuu, Ayşegül ve Serenity bir saniye olsun tepemden ayrılmadılar. Ailede daha önceden doğum yapmış iki doktor bulunması büyük şans. Serenity ise konuyla ilgili hiçbir tecrübesi bulunmadığı halde bizimkilere çok yardımcı oldu.
Erkekler mi?
Mamo Hiro'yu ensesinden tuttuğu gibi üst kata terasa çıkardı. Onur ise katlar arasında doğumun gidişatıyla ilgili bilgi taşımakla görevliydi sanırım, çünkü Serenity ile kapı aralığında fısıldaştıklarını duyuyordum.
Yatağımın karşısındaki duvar saati sabahın altısına gelirken, tüm sancılarım bıçak gibi kesildi ve evi, ciğerlerine dolan oksijen nedeniyle viyak viyak bağıran oğlumun gür sesi inletmeye başladı. Hiro sanırım o sırada kapı dibinde bekliyordu ki, Koi'nin ilk çığlığı basmasıyla birlikte paldır küldür içeri daldı. Son hatırladığım şey Hiro'nun beni sımsıkı kucakladığı... Sonra içim geçmiş. Ya uyuyakaldım ya bayıldım, gerçekten bilmiyorum.
Gözlerimi açıp saate tekrardan baktığımda, aslında sadece yirmi dakikadır kendimde olmadığımı keşfettim. Odada kimse yoktu, ev sessizdi, sanki yaşananların hiçbiri aslında olmamış gibiydi. Olduğum yerde hafifçe doğrulmaya çalışırken kapı usulca aralandı. Ve Hiro, kucağında yıkanıp giydirilmiş olan Koi ile içeri girdi. Hemen kollarımı uzattım ve bu minik, pembe ağızlı, çekik gözlü tombul şeyi kucağıma aldım. Fildişinden oyulmuş gibi kusursuz beyaz bir teni vardı. İlk aklımdan geçen şey Hiro'nun dedesine ne kadar çok benzediği oldu! Genler! Acaba gözleri ne renkti?
Koi'yi emzirmek için yakamı açarken, Hiro da yanıma uzanıp hayran hayran bizi izlemeye koyuldu.
Biraz sonra yüzünü kocaman bir gülümseme kaplayan Hiro sordu:
- Ayağa kalkabilecek gibi misin?
- Sanırım. Neden?
- Gel.
Koi'yi yatağın üzerine bıraktım, ne olur ne olmaz diye iki yanına birer yastık yerleştirdikten sonra usulca doğruldum. Her yanım dayak yemiş gibi sızlıyordu. Hiro perdeyi ve camı açtı, güneş epey yükselmişti. Aşağıya seslendi: ALEXXX!!!!!!
Ve o anda gökyüzünü rengarenk balonlar kapladı!



Gözlerimden yaşlar inmeye başladı.
- Hey, ağla diye yapmadım ki ama!?
- Mutluluktan ağlıyorum aptal! Hormonal! Gel buraya...
Hiro'ma sarılıp dudaklarına bir teşekkür öpücüğü kondurdum. Ve bu romantik anımız, saniyeler sonra kıskandığından mı yoksa hala aç olduğundan mı bilinmez, Koi chan tarafından kesildi! :)
Evet... Aileye hoş geldin Kyohei Ichigo Otani Arslan, nam-ı diğer Koi.
Sanırım önümüzdeki günlerde bizi büyük bir isim partisi bekliyor! :)
12 Şubat 2011 Cumartesi
Sülaleden Son Haberler
Bu hafta bizim evde neler olduğunu kısa kısa maddelemekle yetineceğim. Çünkü oturup hepsini uzun uzadıya bloglamaya kalkışırsam, yemin ederim bizimkiler bu akşamki konsere bensiz çıkmak zorunda kalırlar!
1) Aileye iki erkek birden geliyor! Bal'ın da benim de bebeklerimizin cinsiyeti erkek! Hiro saniyenin onda biri kadar bir bozulma emaresi gösterdi ( malum Bal ile girdiği iddiayı kaybetti, iddianın ne üzerine olduğunu ise hala bilmiyoruz) ardından kendini "Allaaahhhhhhh!!!!!" nidalarıyla yerden yere atmaya başladı! Bebek için düşündükleri ismi kimselere söylemiyorlar, tek bildiğimiz çokkkk uzun ve kallavi birşey olduğu.
2) Ayşegül ve Alain'in arası hala limoni. Alain aralarında ne geçtiğine dair çok fazla birşey hatırlamıyor, Ayşegül'ün apar topar evden kaçışını ise rüya zannediyor. Zavallı kızım çıldırmış durumda, en son üniversite bahçesinde "Nasıl hatırlamazsınnn!!" diye cıngar çıkarmış.
3) Alain ile Esmeralda evliliklerini sona erdirip arkadaş kalma kararı almışlar sanırım. Ama mevzunun detayını vallahi bilmiyorum. Buse'den duyduğum bu kadarı.
4) Bu hafta bir de konserdi provaydı demedik, kaşla göz arasında kızlarla lokal bir barda minik bir Noel eğlencesi düzenledik.

Yılbaşı içinse daha farklı birşey düşünüyoruz. Geçen sene verdiğimiz ev partisinin ve özel fotoğraflarımızın her ne hikmetse basına sızışının ardından, bu sene muhtemelen dışarıda olacağız. Hazırlıklar sürüyor.
5) Bu hafta sonu Buse, eski dünürüm Zühre ve Bal ile beraber çocukların odalarıyla ilgili hazırlıklara başlamak için alışverişe gideceğiz. Karnımız burnumuzda, hala elimizde tek bir çift patik bile yok! Çocuklar kuru döşeğe doğacaklar bu gidişle. Ben normalde bu mevzuyu bu kadar ihmal etmezdim ama, annemin rahatsızlanması yüzünden kafamı bir türlü toparlayamadım.
6) Evet, annem aradı. Kolunun altında bir kitle çıkmış ve zavallımın haliyle ödü patlamış... Hal böyle olunca çarşamba sabahından uçağa atlayıp önce Tokyo'ya, oradan da aktarmalı olarak Sapparo'ya uçtum.

Neyseki test sonuçları temiz. Anneme her zaman söylüyorum, gel yanımıza taşın, artık belli bir yaşın insanısın, sana acil bir durumda ulaşmam yanında olmam kolay olsun diye, ama illa memleketim diyor, beni hiç dinlemiyor. El mahkum...
Şimdilik bu kadar! Yeni gelişmelerde görüşmek üzere!
( Haber spikerlerine döndüm iyi mi...)
1) Aileye iki erkek birden geliyor! Bal'ın da benim de bebeklerimizin cinsiyeti erkek! Hiro saniyenin onda biri kadar bir bozulma emaresi gösterdi ( malum Bal ile girdiği iddiayı kaybetti, iddianın ne üzerine olduğunu ise hala bilmiyoruz) ardından kendini "Allaaahhhhhhh!!!!!" nidalarıyla yerden yere atmaya başladı! Bebek için düşündükleri ismi kimselere söylemiyorlar, tek bildiğimiz çokkkk uzun ve kallavi birşey olduğu.
2) Ayşegül ve Alain'in arası hala limoni. Alain aralarında ne geçtiğine dair çok fazla birşey hatırlamıyor, Ayşegül'ün apar topar evden kaçışını ise rüya zannediyor. Zavallı kızım çıldırmış durumda, en son üniversite bahçesinde "Nasıl hatırlamazsınnn!!" diye cıngar çıkarmış.
3) Alain ile Esmeralda evliliklerini sona erdirip arkadaş kalma kararı almışlar sanırım. Ama mevzunun detayını vallahi bilmiyorum. Buse'den duyduğum bu kadarı.
4) Bu hafta bir de konserdi provaydı demedik, kaşla göz arasında kızlarla lokal bir barda minik bir Noel eğlencesi düzenledik.

Yılbaşı içinse daha farklı birşey düşünüyoruz. Geçen sene verdiğimiz ev partisinin ve özel fotoğraflarımızın her ne hikmetse basına sızışının ardından, bu sene muhtemelen dışarıda olacağız. Hazırlıklar sürüyor.
5) Bu hafta sonu Buse, eski dünürüm Zühre ve Bal ile beraber çocukların odalarıyla ilgili hazırlıklara başlamak için alışverişe gideceğiz. Karnımız burnumuzda, hala elimizde tek bir çift patik bile yok! Çocuklar kuru döşeğe doğacaklar bu gidişle. Ben normalde bu mevzuyu bu kadar ihmal etmezdim ama, annemin rahatsızlanması yüzünden kafamı bir türlü toparlayamadım.
6) Evet, annem aradı. Kolunun altında bir kitle çıkmış ve zavallımın haliyle ödü patlamış... Hal böyle olunca çarşamba sabahından uçağa atlayıp önce Tokyo'ya, oradan da aktarmalı olarak Sapparo'ya uçtum.

Neyseki test sonuçları temiz. Anneme her zaman söylüyorum, gel yanımıza taşın, artık belli bir yaşın insanısın, sana acil bir durumda ulaşmam yanında olmam kolay olsun diye, ama illa memleketim diyor, beni hiç dinlemiyor. El mahkum...
Şimdilik bu kadar! Yeni gelişmelerde görüşmek üzere!
( Haber spikerlerine döndüm iyi mi...)
7 Şubat 2011 Pazartesi
Aile Krizi
Konser öncesinde birkaç saat kestirmek ve ayaklarımı dinlendirmek üzere otel odasına çekildiğim sırada Ayşegül aradı.
Tam bel oyuğuma yastıkları muntazam yerleştirmiş, telefonu da alıp gayet neşeli bir sesle "Efendim güzel kızım!" diye açmıştım ki, karşı taraftan gelen hıçkırık sesleriyle taş kesildim. Ayşegül telefonda hüngür hüngür ağlıyordu, bırak konuşabilmeyi doğru dürüst anne bile diyemiyordu. Yüreğim ağzıma geldi. Kafamda binbir felaket senaryosu... Bizimkilerden birine birşey mi olmuştu? Herkes Tallinn'deydi. Onur? Gülru? Kobe korusun yoksa Morgana mı hasta? Tam o sırada karşı taraftan beklediğim ve duymaktan korktuğum cevap geldi:
- Anne ben çok kötü birşey yaptım!?
Saniyenin onda biri kadar ferahladım, Ayşegül kötü ne yapmış olabilirdi ki? Benim sessiz, sakin, olgun kızım ne yapmış olabilirdi yani? En fazla arabayı vurmuştur diye düşünerek;
- Ne oldu güzeller güzeli, dur ağlama ama?
dedim.
Kısa bir sessizlik...
- Anne... Ben sabah uyandığımda Alain'in yanındaydım.
- E olabilir, hepiniz Yuu'larda kalmıyor musunuz?
- Anne öyle değil işteeeee!!!!!!!!
Gene hıçkırık sesleri!
Donakaldım.
Ayşegül'ün Alain'e duyguları gözden kaçmayacak kadar barizdi. Hani siz kimse farketmiyor zannedersiniz ama aslında herkes biliyordur ya! İyi de Alain evliydi? Gerçi Esmeralda ne kocasıyla ne çocuklarıyla zerrece ilgilenmeyen, neredeyse evde bile durmayan sorumsuz kadının tekiydi ama bunu yargılamak bize düşmezdi ki?
- Ne oldu baştan anlatabilecek misin? Nasıl oldu bu iş?
Derin bir nefes sesi yankılandı.
- Dün gece ders çıkışında Alain birşeyler yiyelim diye mesaj attı. Ben de dışarı çıkacağız ya da Yuu birşeyler hazırladı onlara gideceğiz zannettim. Meğer Alain evde birşeyler hazırlamış. Esmeralda... Esmeralda yine yoktu, çocuklar vardı bir tek. Ben de işte evin toplanmasına filan yardım ettim sonra. Gitmeye hazırlanıyordum ki...
- Evet?
- Gitmeye hazırlanıyordum ki, Alain "Çok yoruldun gel iki kadeh birşeyler içelim" dedi. Buse Madrid'ten şarap mı getirmiş ne. Ben çok yorgundum, en son kanepede oturmuş gülüyorduk. Sonra sızdım sanırım, yemin ederim hatırlamıyorum! Sonra sabah... Sabah gözümü açtığımda Alain'in yatağındaydım.
- Birşey olduğuna emin misin?
- Anne çıplaktık!!!!!!!
Ve Ayşegül gene ağlamaya başladı.
- Alain ne dedi peki?
- O da hatırlamıyor, lanet olsun o da hatırlamıyor!
- Ayşegül, sen bunu hatırlamadığın için ağlamadığından emin misin?
Kısa bir sessizlik...
- Anne, Alain çok kötü bağırdı bana! Yüzündeki o ifadeyi görmen lazımdı, en son "Ben evliyim, ben evliyim, ben evliyim" diye sayıklayıp duruyordu! Evden nasıl kaçtığımı bilemedim! Ne yapacağım ben şimdi!???
Al işte! Bir anne şimdi kızına böyle ekstrem bir konuda nasıl bir tavsiyede bulunabilir ki? Şok! Skandal! Ama şu an kimin ne diyeceği ya da Alain'in ne hissetiği benim kızımın tek bir damla gözyaşından daha önemli olamaz!
- Ayşegül... Sıcak bir duşa gir, telefonunu kapat, sonra yat uyu. Alain senle bu konuda konuşmak isteyecektir eninde sonunda. Serinkanlı olmaya çalış, hatta mümkünse bu hiç olmamış gibi davran. Tamam mı?
- Ama...
- Aması yok Ayşegül, dediğimi yap!
- Peki anne...
Ben konser öncesi dinlenecektim değil mi?
Al, sıkıyorsa dinlen şimdi Bikem. Sıkıyorsa dinlen!
Tam bel oyuğuma yastıkları muntazam yerleştirmiş, telefonu da alıp gayet neşeli bir sesle "Efendim güzel kızım!" diye açmıştım ki, karşı taraftan gelen hıçkırık sesleriyle taş kesildim. Ayşegül telefonda hüngür hüngür ağlıyordu, bırak konuşabilmeyi doğru dürüst anne bile diyemiyordu. Yüreğim ağzıma geldi. Kafamda binbir felaket senaryosu... Bizimkilerden birine birşey mi olmuştu? Herkes Tallinn'deydi. Onur? Gülru? Kobe korusun yoksa Morgana mı hasta? Tam o sırada karşı taraftan beklediğim ve duymaktan korktuğum cevap geldi:
- Anne ben çok kötü birşey yaptım!?
Saniyenin onda biri kadar ferahladım, Ayşegül kötü ne yapmış olabilirdi ki? Benim sessiz, sakin, olgun kızım ne yapmış olabilirdi yani? En fazla arabayı vurmuştur diye düşünerek;
- Ne oldu güzeller güzeli, dur ağlama ama?
dedim.
Kısa bir sessizlik...
- Anne... Ben sabah uyandığımda Alain'in yanındaydım.
- E olabilir, hepiniz Yuu'larda kalmıyor musunuz?
- Anne öyle değil işteeeee!!!!!!!!
Gene hıçkırık sesleri!
Donakaldım.
Ayşegül'ün Alain'e duyguları gözden kaçmayacak kadar barizdi. Hani siz kimse farketmiyor zannedersiniz ama aslında herkes biliyordur ya! İyi de Alain evliydi? Gerçi Esmeralda ne kocasıyla ne çocuklarıyla zerrece ilgilenmeyen, neredeyse evde bile durmayan sorumsuz kadının tekiydi ama bunu yargılamak bize düşmezdi ki?
- Ne oldu baştan anlatabilecek misin? Nasıl oldu bu iş?
Derin bir nefes sesi yankılandı.
- Dün gece ders çıkışında Alain birşeyler yiyelim diye mesaj attı. Ben de dışarı çıkacağız ya da Yuu birşeyler hazırladı onlara gideceğiz zannettim. Meğer Alain evde birşeyler hazırlamış. Esmeralda... Esmeralda yine yoktu, çocuklar vardı bir tek. Ben de işte evin toplanmasına filan yardım ettim sonra. Gitmeye hazırlanıyordum ki...
- Evet?
- Gitmeye hazırlanıyordum ki, Alain "Çok yoruldun gel iki kadeh birşeyler içelim" dedi. Buse Madrid'ten şarap mı getirmiş ne. Ben çok yorgundum, en son kanepede oturmuş gülüyorduk. Sonra sızdım sanırım, yemin ederim hatırlamıyorum! Sonra sabah... Sabah gözümü açtığımda Alain'in yatağındaydım.
- Birşey olduğuna emin misin?
- Anne çıplaktık!!!!!!!
Ve Ayşegül gene ağlamaya başladı.
- Alain ne dedi peki?
- O da hatırlamıyor, lanet olsun o da hatırlamıyor!
- Ayşegül, sen bunu hatırlamadığın için ağlamadığından emin misin?
Kısa bir sessizlik...
- Anne, Alain çok kötü bağırdı bana! Yüzündeki o ifadeyi görmen lazımdı, en son "Ben evliyim, ben evliyim, ben evliyim" diye sayıklayıp duruyordu! Evden nasıl kaçtığımı bilemedim! Ne yapacağım ben şimdi!???
Al işte! Bir anne şimdi kızına böyle ekstrem bir konuda nasıl bir tavsiyede bulunabilir ki? Şok! Skandal! Ama şu an kimin ne diyeceği ya da Alain'in ne hissetiği benim kızımın tek bir damla gözyaşından daha önemli olamaz!
- Ayşegül... Sıcak bir duşa gir, telefonunu kapat, sonra yat uyu. Alain senle bu konuda konuşmak isteyecektir eninde sonunda. Serinkanlı olmaya çalış, hatta mümkünse bu hiç olmamış gibi davran. Tamam mı?
- Ama...
- Aması yok Ayşegül, dediğimi yap!
- Peki anne...
Ben konser öncesi dinlenecektim değil mi?
Al, sıkıyorsa dinlen şimdi Bikem. Sıkıyorsa dinlen!

Kendi hormonlarımdan kendim korkuyorum!
Madde 1- Yüzüm tabak gibi oldu! Sabah bir allık süreyim dedim, boya boya bitmiyor, boya boya bitmiyor! Devasa bir surat!!! Tanrımmm!!!!!!!!
Madde 2- Ayaklarımı göremiyorum! Caaaaaaanım yüksek topuklu ayakkabılarım, uzun konçlu asker botlarım hepsi gardrobun ücra köşelerine gitti. Varsa yoksa spor ayakkabı, babet, spor ayakkabı, babet. Bir de spor ayakkabı. Aa.. Ama onu söylemiştim zaten değil mi?
Hiro sırf ben üzülmeyeyim diye gidip bana akla gelebilecek her renkten converseler filan almış.

İyi güzel hoş yapmış da... Artık düz ayakkabı gördüğüm anda alt dudağım titremeye başlıyor. I-ıhhh... Ben topuklularımı istiyorum:( O 36 numara kumru gibi minik ayacıklarımı istiyorum:(
Madde 3- Ya Hiro ne zaman bana sevgi gösterisinde bulunmak için gelse beni değil göbeğimi öpüyor! Beni de öp yaaa, beni de öp!!!! Neden hep göbeğimi öpüyorsun, beni de öpp!!!! Öp işteeee!!!!!
*hıçkırıklara boğul, bilgisayar başından kaç*
1 Şubat 2011 Salı
Kocam!

Bu akşam salondan içeriye girdiğimde, beklenmedik bir jestle karşılaştım.
Sevgili kocam, düğünde çekilen fotoğraflarımdan ikisini büyüttürmüş, inanılmaz zarif çerçevelere yerleştirip duvarımıza asmış!
BU adama hayran olunmaz mı şimdi?
Bana da size bunları bloglamak düşer!
26 Ocak 2011 Çarşamba

Dün nerede kalmıştık?
Hah, oyuncaklar...
Ben peluş tavşanımı, kuaförcülük oynayacağım diye saçını garip garip biçimlere soktuğum bebeklerimi ve meşhurrr su tabancamı görünce nostaljinin doruklarına çıktım. Sanki ben, gene o küçük yaramaz kız çocuğuydum da, annem beni terlikle evde dört döndürecekti!
Ama Hiro'nun oyuncaklarını, elbiselerini görmek... İşte o bambaşka bir duygu!
Yani evet, Hiro ve ben beraber büyüdük, kendimizi Buse'lerin evinin bahçesindeki havuza çırılçıplak attığımız, mahallenin kedilerinin peşinde koşturduğumuz zamanlar hiç de uzak değil. Ama ikimizin de anneleri sürekli meşgul olduğundan, aslında birbirimiz hakkında çok şey kaçırmışız.
Mesela ben, Hiro'nun en sevdiği köpek desenli mama tabağı olmadan yemek masasına asla oturmadığını bilmiyordum. Öyle bir inatmış ki, üç öğün illa o tabak olacak! Yoksa işte kamyon geliyor, tır giriyor, ne kadar şaklabanlık edersen et asla ağzını açmazmış. Gerçi o tabak artık yok, taşınmalardan birinde kaybolmuş ama, Hiro'nun neredeyse bütün bebeklik fotoğraflarında o mama tabağını görmek mümkün!

Sanırım bu fotoğrafı da mutfağa asacağım!
Biz fotoğraflar ve oyuncaklarla boğuşurken, Doğu tavan arasından kocaman, neredeyse adam boyu bir kutu indirdi. Görmemle çığlığı basmam bir oldu! Kendi çarpık çurpuk el yazımı tanımıştım!
- Benim oooo!!!!!!
- Bal, yavaş kalk, hey sana diyorum!!!
- Bebek evim o benim!!!!!!!
- Kızım tamam senin o, kimse almıyor elinden? Hale bak, biz büyüdü zannediyoruz, ama bebek evini görünce altı yaşında gibi çığlığı basıyor!
Annemlere aldırış etmeden fırladım ve elimdeki bıçakla koliyi resmen parçaladım.
İşte, yıllar sonra, sırf onunla oynayabilmek için turne dönüşünü iple çektiğim bebek evim bütün güzelliğiyle eksiksiz bir şekilde karşımda duruyordu...
Sandalyeler, yatak örtüleri, salondaki minik televizyon, herşey herşey!!!!
Yalnız belirtmem lazım, Doğu'nun ne kadar maharetli bir adam olduğunu bir kez daha anladım. Sırf ben üzülmeyeyim diye elektrikçiden gidip hemen minik ampüller aldı ve bebek evimin ışıklarını onardı.

Saat öğleni bulunca, ufak bir ara verdik. Birşeyler yiyip biraz dinlendikten sonra bu sefer kıyafetleri açmaya başladık.
Yahu Hiro'nun benden çok ayakkabısı varmış! Artık bu Buse'den mi kaynaklı yoksa başka birşey mi bilemiyorum:) İnsan bebeklik giysilerine bakınca, bir zamanlar ne kadar minik olduğuna gerçekten inanmıyor. Hele ki şu anda 43 numara giyen sevgilimin ayaklarının avuç içi kadar makosenlere sığdığını görmek? Müthiş!


Bu ayırdıklarımın hepsini arabanın bagajına yükledik ve evimize getirdik. Artık bunların yerleştirilmesiyle yarın uğraşacağım.
Hiro'nun hesaplarına göre pazartesi günü bebeğimizin cinsiyeti belli olacak. Şimdi hiç kalkıp da "Aman kız olsun erkek olsun ne farkeder, önemli olan sağlıklı olması" geyiği yapmayacağım. Benim gönlümde bir minik oğlan yatıyor. Hiro ise elinden tutup gezmeye götüreceği biz kız çocuğu çok ama çok istiyor. İkimiz de isimleri kafamızda çoktan belirledik. Hatta kız mı olacak erkek mi diye iddiaya bile girdik! Göreceğiz bakalım!
Tek bildiğim, cinsiyeti ne olursa olsun, onu herkesten ve herşeyden çok seveceğim, üzerine çokkkk düşeceğim!
NOT: Hani Hiro dün "işim var" diye ortadan kaybolmuştu ya, sebebi ortaya çıktı. Hatta şu anda kulaklarımda sallanıyor!
Düşünceli sevgilimmm!!!!!!
Bal'dan Not!!!!!

Hiro hemen koşturup ilk parti fotoğrafları çerçeveletti!
- AH!!
- Ne oldu!!??
- Çekici parmağıma vurdum!!!
- Of sevgilimmm..
- ÖPP!!
- Tamam!:)
Hala çocuk bu adam!!!

Geçen sefer annem ve Buse'yle beraber oturup, bizim işe yarar bebeklik eşyalarımızı teker teker ayıklayacağımızı anlatmıştım.
Bu sabah saat on gibi annemlerin evde buluştuk. Hiro, üzerine iş kalmasından korktuğu için kapıdan bir merhaba deyip kaçtı. Halletmesi gereken birşeyler varmış sözde. Ne ise o "birşeyler" artık...
Doğu ve Buse erkenden ayaklanmış, sandıklardan çıkacak eşyalara yer açmak için salonda ne kadar koltuk kanepe sehpa varsa hepsini bir kenara çekmiş, yere de pofuduk minderler atmışlardı. Neyse ki karnım öyle muazzam boyutlarda değil. Sürekli aynı pozisyonda kalamasam bile hala rahat bir şekilde hareket edebiliyorum. Bel ağrısını saymazsak tabii! Bu aralar bütün sırtıma yayılmaya başladı.
Hoş, şikayet etmemem lazım, annem kaç yaşına geldi, eminim onun için bir bebek taşımak benim gibi genç bir kadının bebek taşımasından çok daha meşakkatlidir. ( Meşakkat? "Zorlu" kelimesinin suyu mu çıktı? Annemleşiyorum gene!!!!!)
Ne diyordum?
Hah!
- Haydi kolunuza kuvvet!
- Bikemmm!!!!!! Çok istiyorsan gel sen çek bu kolileri kutuları kadın!
- Yok güzelim, sultanım rahatsız olur.
- Sen hele bir doğur biliyorum sana yapacağımı ben!
- Uuuu... Titriyorum!!!!
Annemle Buse'nin klasik atışmaları!
Zaten bu kadar didişen bir çift nasıl evlendi hiçççç anlayamıyorum. Bu da bir sevgi göstergesi midir nedir? Doğu'ysa birbirine laf atma bayılan bu iki kadını hayrannn hayran izliyor. Eh, ismimizin B ile başlamasından mıdır nedir, karşı konulamaz bir çekim gücümüz var sanırım!!
Tamammm...
Lafı dağıtmıyorum, cıvımıyorum.
Gelen kolilerin çoğunda bizim bebeklik fotoğraflarımız vardı. İşe onları ayıklamakla başladık. Bunların bir kısmını kendime ayırdım. Hiro'yla salonumuzun bir duvarında boylu boyunca eski aile fotoğraflarımızı sergilemeyi planlıyoruz, o yüzden bunlar hemen yarın çerçeveciye gidecek.
Şu halimize baksanıza!!!
Hiro ağzına ne soktuysa...

Bunu baş köşeye koyacağım!!!!
Bunlar bizim oyuncaklar.
Hepsi sapasağlam duruyor! Gerçi Hiro'nunkilerin bir kısmının cılkı çıkmış ama olsun! Eminim bizim bebeğimiz de bunlarla zevkle oynayacak!:)






Şimdilik bu kadar.
Yarın size esas büyük bebek evimi filan gösteririm.
Ama şimdi benim gene sırtım ağrıdı, karnım da acıktı, gidip biraz Hiro'ma cilve atayım.
- HIROOO!!!!!!!!
- Aşkımm?????
- SPACE RANGER POWERRR!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
- Bal ama yaaaa.....
- Eheheheheheh:))))))
23 Ocak 2011 Pazar
Cast Sımayl

Bir süreliğine şarkı yazma işini Doğu'ya pasladım ve basınla konuşmayı ben devraldım.
Almaz olaydım!
Bu seferki hamileliğim inanılmaz derecede yorucu geçiyor. Gece rahat uyuyamıyorum. Uyuyamadığım için gözlerimin altı halka halka oluyor, her gittiğimiz şehirde her basın toplantısı öncesi bilmem kaç kat kapatıcıya fondötene filan bulanıyorum. Üstelik ağzımı açacak halim yokken, sürekli gülümsemek ve sorulan sorulara nazikçe cevap vermek zorundayım.
Tabii bu aralar asabiyetim üstümde, kibar olmakta ne kadar zorlandığımı tahmin etmek hiç de güç olmasa gerek.
"Yeni albüm ne zaman çıkacak, son klibinizde kendinizle sevişiyordunuz, bir sonraki klip için plan ne, ekibinizden ayrılan eski rodiniz sizinle ilgili kitap basıyormuş, iddialara ne yanıt vereceksiniz... Bebek ne zaman doğacak? Kız mı erkek mi? İsim kararlaştırdınız mı? Sizce kime benzeyecek?"
Ebeme benzeyecek! Elinin körü!
NOT: Acemi muhabir işte. Klipte kendiyle sevişen Buse'ydi, ben değil. Ha, ama illa benim projelerimi merak ediyorsanız, bir sonraki videomuzda kendimle karşılıklı patik örmeyi düşünüyorum. Sırf bu iş için dokuz numara şiş aldım.
NOT-2: Hokkaido'da yaşayan annemi aradım. Dokuzla patik örülmüyormuş... Üç numara lazımmış.
Neyse, dokuzla da battaniye öreriz.
20 Ocak 2011 Perşembe
Return Of The Warlord
- Kocammm!!!!
- Ah kadın.. İki gram aklım kaldı onu da sen alma!!!!
Nasıl bir sarıldıysam!
Doğu'nun gözlerinin altı simsiyah olmuş, üstü başı parçalanmış, saçları kuruyan kan yüzünden birbirine yapışmış... Acıya dayanmak için kullandığı ağrı kesiciler ve yorgunluk yüzünden elleri titriyor... Onu o halde görünce donakaldım. Canım nasıl acıdı, üzüntüden bayılacağımı zannettim bir an. Neyse ki belimden sıkı sıkı kavradı da hemen kendimi toparladım. Yüzü ışıldadı hemen;
- Tamam, bitti, geçti. Artık kimse bana zombilerden korktuğumu söyleyemez. Başardım, başardık! Kocanla gurur duyabilirsin!
- Deli manyak, deli manyak! Çok merak ettim seni, bir damla uyuyamadım! Üzüntüden elden gidiyorduk ikimiz de!
Ellerimi yavaşça karnımın üzerinde kavuşturdum.
- Nereye ha nereye!? Kızdırma beni!
Burnuma parmağının ucuyla bir fiske attı, sonra öptü.
- Çok açım, çok yorgunum, çok kirliyim, her yerim rutubetten kaskatı kesilmiş. Ama değdi!
- Sevgilim, zombilerle Thriller dansın bittiyse, seni eve götürüyorum. Hem de hemen!
- İtiraz eden kim?
Arabanın kontağını çevirdim, on beş dakika sonra parketmiş, evimizin kapısına varmıştık.
Daha kapının ağzında Doğu'yu soymaya koyuldum.
Üzerinden çıkan bütün giysiler doğruca çöpe gitti (Zaten o zombi kokusu saatlerce ön yıkama yapsam da hayatta çıkmaz!) İçerden temiz bir sabahlık getirip giymesine yardım ettim, sonra da evden çıkmadan önce hazırladığım yemek tepsisini önüne koydum.
Menü: Çedar peynirli omlet, tavuk, salata ve tatlı olarak da elmalı turta.
Biraz uyumsuz gelebilir ama hepsi de Doğu'nun en sevdiği yemekler.



Nitekim tam da düşündüğüm gibi oldu. Benim yorgun savaşçı tabaklarda lokma bırakmadı!
- Doğru banyoya!
- Ya.. Yarın yapsak?
- Saçmalama! Enfeksiyon kapacaksın! Yürü!! Stilettolarımı çıkarttırtma bana!
- Uuu.. Haşin kadın! Tamam tamam, gidiyorum!
Doğu'yu küvette uyuklamaya bıraktım ve gidip hem ona hem de kendime birer kahve hazırladım. Daha sonrası malum...

- Ah dur! Acıyor orası!
- Ama tentürdiyot basmazsam olmaz!
- Üflesene yaaaa...
- Yakmaz bu.
- Yakıyor ama!!
- Doğuuuu!!!!!!
...
- Ya yetmez mi bu kadarlık?
- Kaçma dedim! Daha ayak bileğini sarmadık!
- Kaçamıyorum ki...
- Ah kadın.. İki gram aklım kaldı onu da sen alma!!!!
Nasıl bir sarıldıysam!
Doğu'nun gözlerinin altı simsiyah olmuş, üstü başı parçalanmış, saçları kuruyan kan yüzünden birbirine yapışmış... Acıya dayanmak için kullandığı ağrı kesiciler ve yorgunluk yüzünden elleri titriyor... Onu o halde görünce donakaldım. Canım nasıl acıdı, üzüntüden bayılacağımı zannettim bir an. Neyse ki belimden sıkı sıkı kavradı da hemen kendimi toparladım. Yüzü ışıldadı hemen;
- Tamam, bitti, geçti. Artık kimse bana zombilerden korktuğumu söyleyemez. Başardım, başardık! Kocanla gurur duyabilirsin!
- Deli manyak, deli manyak! Çok merak ettim seni, bir damla uyuyamadım! Üzüntüden elden gidiyorduk ikimiz de!
Ellerimi yavaşça karnımın üzerinde kavuşturdum.
- Nereye ha nereye!? Kızdırma beni!
Burnuma parmağının ucuyla bir fiske attı, sonra öptü.
- Çok açım, çok yorgunum, çok kirliyim, her yerim rutubetten kaskatı kesilmiş. Ama değdi!
- Sevgilim, zombilerle Thriller dansın bittiyse, seni eve götürüyorum. Hem de hemen!
- İtiraz eden kim?
Arabanın kontağını çevirdim, on beş dakika sonra parketmiş, evimizin kapısına varmıştık.
Daha kapının ağzında Doğu'yu soymaya koyuldum.
Üzerinden çıkan bütün giysiler doğruca çöpe gitti (Zaten o zombi kokusu saatlerce ön yıkama yapsam da hayatta çıkmaz!) İçerden temiz bir sabahlık getirip giymesine yardım ettim, sonra da evden çıkmadan önce hazırladığım yemek tepsisini önüne koydum.
Menü: Çedar peynirli omlet, tavuk, salata ve tatlı olarak da elmalı turta.
Biraz uyumsuz gelebilir ama hepsi de Doğu'nun en sevdiği yemekler.



Nitekim tam da düşündüğüm gibi oldu. Benim yorgun savaşçı tabaklarda lokma bırakmadı!
- Doğru banyoya!
- Ya.. Yarın yapsak?
- Saçmalama! Enfeksiyon kapacaksın! Yürü!! Stilettolarımı çıkarttırtma bana!
- Uuu.. Haşin kadın! Tamam tamam, gidiyorum!
Doğu'yu küvette uyuklamaya bıraktım ve gidip hem ona hem de kendime birer kahve hazırladım. Daha sonrası malum...

- Ah dur! Acıyor orası!
- Ama tentürdiyot basmazsam olmaz!
- Üflesene yaaaa...
- Yakmaz bu.
- Yakıyor ama!!
- Doğuuuu!!!!!!
...
- Ya yetmez mi bu kadarlık?
- Kaçma dedim! Daha ayak bileğini sarmadık!
- Kaçamıyorum ki...

Annem dün öyle bir bomba patlattı ki, hani kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi derler ya, tam o hesap.
Bana kardeş geliyor!!
İtiraf etmeliyim ki kızdım. Ama annem, benim kızacağımı düşünmüş olduğu için kızdım. İronik değil mi? :)
Şöyle açıklayayım... Ben her zaman için toplumsal kınamalara ve "elalem ne der" safsatalarına son derece kapalı bir insan oldum. Bu konuda anneme çekmişim.
Yani evet, sevgilimin hayatında benden evvel birçok kadın oldu.
Hiro'nun güvenilmez, iflah olmaz bir çapkın olduğunu öne sürenler var. Size ne? Bu adamla her gece aynı çatı altında, aynı yatakta uyuyan benim. Kalbinin derinliklerinde gerçekten ne istediğini bilen benim. Derdi millete mi düştü?
17 yaşındayım, hamileyim. "Bu yaşta anne mi olunur, çok erken, sen çok deli dolusun, altından nasıl kalkacaksın?"
Size ne?
Öyle de iyi bir anne olurum ki aklınız şaşar. Peh! Sanki benden küçük kardeşim olmadı da hiç bakmadım, bilmiyorum. Floyd benim çocuğum değil çünkü. Hohoyt!
Ah.. Tabii bir de gözü hala Hiro'da olup kapımızı aşındıranlar var ki, ayrı dram. Dizi yapsak AB grubu reyting rekorları kırar o derece.
Biz bir aileyiz yani artık. Aile. hani sizin hiç becerip de bir arada tutamadığınız aile. Anne - baba- çocuk. Bölünmez, kutsal bütünlük. Daha açayım mı? Yok, bence anlaması gereken herkes anladı.
Yani benim ailem size gelmez. Gözyaşları, ağlamalar, zırlamalar, laf sokmalar, Hiro'nun seveceği şekilde davranış kalıplarına girme çabaları. Beyhude! (Dedem bu lafı çok kullanırdı, toprağı bol olsun)
Haliyle, annemin hamile olması da kimseyi ilgilendirmez. "Aaa, anne kız aynı anda hamile, kadın anneanne babaanne olmuş gene doğuruyor, hem de kızıyla birlikte, büyük rezillik cık cık cık"
Yok canım?
Bence bu mükemmel bir deneyim olacak. Annemin bana bu zaman zarfında büyük destek olacağından eminim. Ayrıca bu hem tatlı hem zorlu 42 günü beraber geçirecek olmamız büyük şans. Her ne kadar kalabalık bir aileden gelsem de hem bebekler, hem de hamilelik süreci konusunda henüz deneyimlemediğim ve bilmediğim çok şey var. Ve doğum yapmaktan da korkuyorum. Ama annem yanımdaysa hepsini atlatabilirim.
Böyle de ana kuzusuyum işte!
Hiç belli etmiyorum değil mi? :)
Yalnız, altını çizmekte fayda var, Doğu-Buse-Hiro üçlüsüne gerçekten üzülüyorum şimdi. Eh, anne kız pek kaprisliyiz! Doğu hem annem hem benim için gayet pimpirikli davranıyor, Buse desen, eh hem karısı hem gelini söz konusu, öttürüyor resmen! Hiro nereye koşturacağını şaşırıyor bazen, geçen gün dalgınlıkla televizyon kumandasını buzdolabının içinde bırakmış! Ama gayet iyi idare ediyor. Ben de onu çok yormamaya çalışıyorum. Eee, ne de olsa süper kahramanların da bazen molaya ihtiyacı vardır değil mi? Eheheh...
Gelecek hafta annem ve Buse'yle buluşup, bizim bebekliğimizden kalma kullanılabilir durumdaki eşyaları ayıklayacağız. Çok nostaljik olacağına eminim!
Görüşürüz millet!!:)
Sonunda!
Söyle de kurtul derler ya, aynen öyle oldu.
Meğer kendimi kastığıma değmezmiş.
Bal'a sonunda hamile olduğumu ve birkaç gün arayla doğum yapacağımızı söyledim. Kahve fincanı elinden düşüyordu! Gözleri büyüdü, sonra oturduğu yerden fırlayıp kollarıma atıldı! Neredeyse iki senedir böyle içten kucaklaşmamıştık, içim bir garip oldu. Sonra hormonların etkisiyle ikimiz de ağlamaya başladık.
Anasının kızı işte, mantıklı bir genç kadın olma yolunda adım adım ilerliyor. İyi ki drama kraliçesi formatında bir evladım yok... Yemin ederim cinnet geçirirdim!
Lafı kısa kesmem lazım, ben yine havaalanına geçiyorum. Bu gece Antalya'da olmam lazım. Gece'm doğuma girmiş, yanında olmazsam içim rahat etmez.
Meğer kendimi kastığıma değmezmiş.
Bal'a sonunda hamile olduğumu ve birkaç gün arayla doğum yapacağımızı söyledim. Kahve fincanı elinden düşüyordu! Gözleri büyüdü, sonra oturduğu yerden fırlayıp kollarıma atıldı! Neredeyse iki senedir böyle içten kucaklaşmamıştık, içim bir garip oldu. Sonra hormonların etkisiyle ikimiz de ağlamaya başladık.
Anasının kızı işte, mantıklı bir genç kadın olma yolunda adım adım ilerliyor. İyi ki drama kraliçesi formatında bir evladım yok... Yemin ederim cinnet geçirirdim!
Lafı kısa kesmem lazım, ben yine havaalanına geçiyorum. Bu gece Antalya'da olmam lazım. Gece'm doğuma girmiş, yanında olmazsam içim rahat etmez.
19 Ocak 2011 Çarşamba
Gerginim...

Gayet sakin bir sabah. Hava soğuk ve açık, gökte tek bir bulut bile yok. Trafik normal akışında, kırmızı çift katlılar sefere başlamış, insanlar işlerine çocuklar okullarına gidiyor. Şehir boyunca yeraltında kıvrılan labirentlerde dolaşan zombiler sanki kimsenin umrunda değil. Londra, her zamanki pervasızlığı ile kendini günlük kaosuna kaptırmış bile!
Giyinip çıkmam gerek. Bugün Bal ile buluşup konuşacağım. Hamilelik haberimi ilk onun öğrenmesini istiyorum, ama diğer yandan da son derece gerginim. Kafam da Doğu'da... Hala labirentte ve hiçbir zombiden korkmadığını cümle aleme ispatlamadan oradan çıkmamaya son derece kararlı! Hele bir sağ salim yanıma gelsin, üzerindeki küf ve zombi kokusu çıkana kadar çitileyeceğim kocamı! Küvetten dışarı adımını atamayacak!
Kobe sen yardım et... Bugünü başımız gözümüz sağlam atlatalım.
17 Ocak 2011 Pazartesi
Mavi Çizgi
- HIEYYTTT!!!!
- Sevgilim dur sakin ol!
- Nasıl olabilirim, nasıl? Yıllardır bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum!
Doğu, çok istediği birşeye sonunda kavuşan çocuklar gibi gülüyor, yerinde duramıyordu. Eh, aslında bu tavir çok da yanlış sayılmaz. Çünkü kocamın evlendiğimizden bu yana benden bir bebek için deli divane olduğu devlet sırrı değil. İlişkimizin sağlamlığından emindi, doğru insan olduğumdan emindi, kendinden emindi... Ama ben zamandan emin değildim.
Bunca zaman sonra ve bu kadar yoğun bir çalışma temposunun içinde yeniden bebek sahibi olmak, bütün o hamilelik sıkıntısını sil baştan çekmek gözümde büyüyordu. Zaten daha okula bile gitmeyen iki küçük kızımız vardı, neden maceraya atılacaktık ki?
Ama gün geliyor, Kobe insanın kalbine "İşte şimdi bu doğru zaman" ilhamını veriyor.
İkimizin de son evladı geliyor.
Son Vargın, son Mumcu.
Kız mı olacak erkek mi diye bir derdim yok. Çünkü her şekilde çok sevilecek, onun için çıldıran devasa bir ailesi olacak. Cidden devasa ama! Yani biz bundan beş on popsene evvel Buse'yle "Aşiret olduk yahu!" derdik. Şimdi o olayı da aştık yani, bize ayrı bir şehir kurulsa yeridir!
Şimdi... Bu haberin üç kişiye çok dikkatli ve özenli bir biçimde açıklanması gerekiyor: Annesinin kendisiyle eş zamanlı hamile kaldığını öğrenince ne tepki vereceğini kestiremediğim şirret evladım Bal, Bikem ve gene Bikem!
Minik Bik beş yaşında ve "yeni bebek demek yeni oyun arkadaşı demek" mantığını benimsemiş durumda. Ama yavru Bik... İşte o konuda endişeliyim. Beni ve babasını deli gibi kıskanan iki yaşında bir kıza kardeşi olacağını açıklamak, daha önceden yapmış olsam da gene de gözümü korkutuyor.
Neyse bakalım, şu an bu konulara kafa yormak için pek uygun bir zaman değil. Birazdan sahneye çıkmamız gerekiyor. Doğu bana gitarımı taşıtmazken bu turne nasıl sonlanacak çok merak ediyorum!
- Sevgilim dur sakin ol!
- Nasıl olabilirim, nasıl? Yıllardır bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum!
Doğu, çok istediği birşeye sonunda kavuşan çocuklar gibi gülüyor, yerinde duramıyordu. Eh, aslında bu tavir çok da yanlış sayılmaz. Çünkü kocamın evlendiğimizden bu yana benden bir bebek için deli divane olduğu devlet sırrı değil. İlişkimizin sağlamlığından emindi, doğru insan olduğumdan emindi, kendinden emindi... Ama ben zamandan emin değildim.
Bunca zaman sonra ve bu kadar yoğun bir çalışma temposunun içinde yeniden bebek sahibi olmak, bütün o hamilelik sıkıntısını sil baştan çekmek gözümde büyüyordu. Zaten daha okula bile gitmeyen iki küçük kızımız vardı, neden maceraya atılacaktık ki?
Ama gün geliyor, Kobe insanın kalbine "İşte şimdi bu doğru zaman" ilhamını veriyor.
İkimizin de son evladı geliyor.
Son Vargın, son Mumcu.
Kız mı olacak erkek mi diye bir derdim yok. Çünkü her şekilde çok sevilecek, onun için çıldıran devasa bir ailesi olacak. Cidden devasa ama! Yani biz bundan beş on popsene evvel Buse'yle "Aşiret olduk yahu!" derdik. Şimdi o olayı da aştık yani, bize ayrı bir şehir kurulsa yeridir!
Şimdi... Bu haberin üç kişiye çok dikkatli ve özenli bir biçimde açıklanması gerekiyor: Annesinin kendisiyle eş zamanlı hamile kaldığını öğrenince ne tepki vereceğini kestiremediğim şirret evladım Bal, Bikem ve gene Bikem!
Minik Bik beş yaşında ve "yeni bebek demek yeni oyun arkadaşı demek" mantığını benimsemiş durumda. Ama yavru Bik... İşte o konuda endişeliyim. Beni ve babasını deli gibi kıskanan iki yaşında bir kıza kardeşi olacağını açıklamak, daha önceden yapmış olsam da gene de gözümü korkutuyor.
Neyse bakalım, şu an bu konulara kafa yormak için pek uygun bir zaman değil. Birazdan sahneye çıkmamız gerekiyor. Doğu bana gitarımı taşıtmazken bu turne nasıl sonlanacak çok merak ediyorum!
16 Ocak 2011 Pazar

Atlattık mı?
Galiba.
Dün gece benim çenesini tutamayan sevgilim yüzünden düğündeki tüm konuklar resmen mavi ekran verdi! Sen misin eline mikrofonu alıp "Bal hamile!" diye haiku okuyan? Yemin ederim bütün kafalar bir anda bana döndü, derin bir sessizlik oldu ve ben yerin dibine geçtim!!!!!
Gerçi birkaç saniye içinde çevrem kocaman bir kalabalıkla sarıldı ve neşeli tebrikler başladı. Ama ben gerçekten çok utandım, yani tamam hamilelik utanılacak birşey değil de ne bileyim, ben duyurumuzu aile içinde yaparız filan diye düşünmüştüm. Ve önce anneme söylemek istemiştim...
Yani insaf be Hiro, ben daha hamilelik fikrine kendim alışamadım ki?
E tabii şimdi siz de bakıyorsunuz Bal ve bebek ne alaka diye, değil mi?
Şöyle izah edeyim... Birkaç gündür sırtımın ne kadar ağrıdığı malum. Hiçbir şey yiyemiyorum, ağzıma koyabildiğim tek şey sushi. Ne alaka ben de bilmiyorum! Ve en beteri Yuu'ların evine adım atamıyorum, çünkü manolyalı mı yaseminli mi her ne haltsa bir oda kokusu koymuş yengem, bulantı tutuyor...
Neyse, en sonunda geçen sabah artık gerçekten bir terslik olduğuna emin oldum. Çünkü ayakkabılarıma sığamadım! Nasıl bir ödemse! Aklıma annemin hamilelikleri geldi. Zaten şüpheleniyordum ama son zamanlarda düğün hazırlıkları nedeniyle çok yorulmuştuk, düzgün uyuyamıyorduk ve vücudumun verdiği tepkilerin bundan kaynaklı olduğunu düşünüyordum. Yanılmışım! İlk işim bu düşüncemi Hiro'ya açıklamak ve onu eczaneye yollamak oldu.
Hiro'nun yüzü tepkisizdi. Ben de bu ihtimali onunla paylaşırken tedirgindim.
Malum Hiro henüz yeni reşit oldu, sağlam bir playboyluk geçmişi var, kızlar hala kapısını aşındırıyor ve bizim de aramızda resmi birşey yok. Babalık yükünü kaldırabilir mi bilmiyordum. Benden anne olur muydu, işte onu hiç bilmiyordum! Hoş, hala bilmiyorum! Yani Bikem ve Floyd benim nüfusumda ama çok şükür annem de Buse de sağ. Dolayısıyla benim bu ufaklıklara yaptığım anneliğin haftasonu park gezilerinden ve gece yatmadan evvel masal okumaktan öteye gitmişliği yok. Ama sorumluluğu tamamen bana ait bir çocuk!? İmdat?
İfadesiz sevgilimin eczaneye gitmesiyle geri gelmesi bir oldu. Uçtu mu ne yaptıysa artık... Kendimi tuvalete dar attım, testi kullandım, sonuç pozitif! Benim suratımda ağlamakla kahkaha atmak arası ifade, Hiro da aynı şekilde, yatağın kenarına çöküp yarım saat aptal aptal mavi çizgiye bakıp durduk. Sonra Hiro delirdi. Bildiğiniz delirdi!
Zıpladı, kendini o kanepeden o kanepeye attı, beni aldı havada döndürdü, sonra bebeğe birşey olur diye hemen yere bıraktı... Evin içinde manyak gibi koşturdu durdu!
O manyaklıkla da düğünün ortasında mikrofonu kaptı ve en ekolusundan "BAL HAMİLEEE!!" diye bastı haikuyu, verdi coşkuyu!!!!
Öyle yani...
Floyd'a durumu açıklamak biraz zor oldu. Minik çaplı terör estirdi, Hiro aldı karşısına konuştu ama fırtınanın etkisi halen sürüyor. Onu da bir dahaki sefere anlatırım artık. Aynı şekilde oturmaktan belim tutuldu!
15 Ocak 2011 Cumartesi
Gecenin sonunda...
Kilise bahçesine zebra girdi! Şafak ve Yuu'nun düğününde de aynısı olmuştu, bu zebralar nereden geliyor hakikaten bilmiyorum!

Tören salonuna dilenci girdi! Alain, Ayşegül'e balık tokatlama dansı yapmaya çalışan adamı tekme tokat dövdü, o arada da dudağı patladı. Olay polise intikal etti. Polisin yanında Bal'ın kulağından para çıkarmaya çalışan adam bir de Hiro'dan dayak yedi.
Hiro demişken... Hiro yazdığı DESTANSI bir haiku ile Bal'ın bebek beklediğini ilan etti. Floyd ağlama krizine girdi. (Edit: Floyd sakinleşmiş, kardeş geleceği için heyecanlıymış)
Doğu kendini payetli taytla sahneye attı. Elinde mikrofonla "I Love 80's!!" diye bağıran Doğu'nun şovu izleyenleri kendinden geçirdi, Ayşegül tarafından saniye saniye kaydedildi!
Murat ve Doğu'nun kolbastısı geceye damgasını vurdu.
Gelin çiçeğini kapan Daphne kendisi odaya kilitledi. Aida ve Nina'nın ısrarlı yumruklarına rağmen kapıyı açmamakta direniyor.
Serenity ve Onur, en son mekanın mutfağına doğru sıvışırlarken görüldü. İçerden gelen kokulara bakılırsa pastırmalı sucuklu yumurta yapmışlar!

Tören salonuna dilenci girdi! Alain, Ayşegül'e balık tokatlama dansı yapmaya çalışan adamı tekme tokat dövdü, o arada da dudağı patladı. Olay polise intikal etti. Polisin yanında Bal'ın kulağından para çıkarmaya çalışan adam bir de Hiro'dan dayak yedi.
Hiro demişken... Hiro yazdığı DESTANSI bir haiku ile Bal'ın bebek beklediğini ilan etti. Floyd ağlama krizine girdi. (Edit: Floyd sakinleşmiş, kardeş geleceği için heyecanlıymış)
Doğu kendini payetli taytla sahneye attı. Elinde mikrofonla "I Love 80's!!" diye bağıran Doğu'nun şovu izleyenleri kendinden geçirdi, Ayşegül tarafından saniye saniye kaydedildi!
Murat ve Doğu'nun kolbastısı geceye damgasını vurdu.
Gelin çiçeğini kapan Daphne kendisi odaya kilitledi. Aida ve Nina'nın ısrarlı yumruklarına rağmen kapıyı açmamakta direniyor.
Serenity ve Onur, en son mekanın mutfağına doğru sıvışırlarken görüldü. İçerden gelen kokulara bakılırsa pastırmalı sucuklu yumurta yapmışlar!
En mükemmel şampanya... En mükemmel konuşma...

- Sevgili misafirler!
Masadaki bütün kafalar, gümüş bir bıçakla elindeki kristal kadehe zarifçe vuran Buse'ye çevrildi. İncilerle bezeli, Fransız ipeğinden giysisi içinde büyüleyici görünüyordu. Derin bir nefes aldı, gülümseyen bakışlarını bana çevirdi ve konuşmasına başladı;
"Şu yanımda duran kadın olmasaydı, ben büyük bir ihtimalle burada olmazdım. En karanlıklardayken bile beni tutup çekti, hep kalbimi aydınlattı. Ben ona derdim var demeden, o dermanım oldu. Sahip çıktı, korudu, kolladı ama en önemlisi beni çok sevdi. Ben de onu... En hırçın haliyle ve en uysal haliyle, ne yaparsa yapsın, ben gri kuğumu çok seviyorum. Çünkü o bendeki siyahı, ben ondaki beyazı dengeliyoruz.
Şimdi siz değerli konuklarımızın, hayır, benim kocaman, sımsıcak ailemin önünde söz veriyoruz ki;
Biz sonsuza dek birbirimizin ruhlarına sahip çıkacağız.
Kadehimi Bikem'e kaldırıyorum.
Karıma!"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




