26 Ocak 2011 Çarşamba



Dün nerede kalmıştık?
Hah, oyuncaklar...

Ben peluş tavşanımı, kuaförcülük oynayacağım diye saçını garip garip biçimlere soktuğum bebeklerimi ve meşhurrr su tabancamı görünce nostaljinin doruklarına çıktım. Sanki ben, gene o küçük yaramaz kız çocuğuydum da, annem beni terlikle evde dört döndürecekti!

Ama Hiro'nun oyuncaklarını, elbiselerini görmek... İşte o bambaşka bir duygu!

Yani evet, Hiro ve ben beraber büyüdük, kendimizi Buse'lerin evinin bahçesindeki havuza çırılçıplak attığımız, mahallenin kedilerinin peşinde koşturduğumuz zamanlar hiç de uzak değil. Ama ikimizin de anneleri sürekli meşgul olduğundan, aslında birbirimiz hakkında çok şey kaçırmışız.

Mesela ben, Hiro'nun en sevdiği köpek desenli mama tabağı olmadan yemek masasına asla oturmadığını bilmiyordum. Öyle bir inatmış ki, üç öğün illa o tabak olacak! Yoksa işte kamyon geliyor, tır giriyor, ne kadar şaklabanlık edersen et asla ağzını açmazmış. Gerçi o tabak artık yok, taşınmalardan birinde kaybolmuş ama, Hiro'nun neredeyse bütün bebeklik fotoğraflarında o mama tabağını görmek mümkün!



Sanırım bu fotoğrafı da mutfağa asacağım!

Biz fotoğraflar ve oyuncaklarla boğuşurken, Doğu tavan arasından kocaman, neredeyse adam boyu bir kutu indirdi. Görmemle çığlığı basmam bir oldu! Kendi çarpık çurpuk el yazımı tanımıştım!

- Benim oooo!!!!!!
- Bal, yavaş kalk, hey sana diyorum!!!
- Bebek evim o benim!!!!!!!
- Kızım tamam senin o, kimse almıyor elinden? Hale bak, biz büyüdü zannediyoruz, ama bebek evini görünce altı yaşında gibi çığlığı basıyor!

Annemlere aldırış etmeden fırladım ve elimdeki bıçakla koliyi resmen parçaladım.
İşte, yıllar sonra, sırf onunla oynayabilmek için turne dönüşünü iple çektiğim bebek evim bütün güzelliğiyle eksiksiz bir şekilde karşımda duruyordu...

Sandalyeler, yatak örtüleri, salondaki minik televizyon, herşey herşey!!!!
Yalnız belirtmem lazım, Doğu'nun ne kadar maharetli bir adam olduğunu bir kez daha anladım. Sırf ben üzülmeyeyim diye elektrikçiden gidip hemen minik ampüller aldı ve bebek evimin ışıklarını onardı.

Saat öğleni bulunca, ufak bir ara verdik. Birşeyler yiyip biraz dinlendikten sonra bu sefer kıyafetleri açmaya başladık.

Yahu Hiro'nun benden çok ayakkabısı varmış! Artık bu Buse'den mi kaynaklı yoksa başka birşey mi bilemiyorum:) İnsan bebeklik giysilerine bakınca, bir zamanlar ne kadar minik olduğuna gerçekten inanmıyor. Hele ki şu anda 43 numara giyen sevgilimin ayaklarının avuç içi kadar makosenlere sığdığını görmek? Müthiş!



Bu ayırdıklarımın hepsini arabanın bagajına yükledik ve evimize getirdik. Artık bunların yerleştirilmesiyle yarın uğraşacağım.

Hiro'nun hesaplarına göre pazartesi günü bebeğimizin cinsiyeti belli olacak. Şimdi hiç kalkıp da "Aman kız olsun erkek olsun ne farkeder, önemli olan sağlıklı olması" geyiği yapmayacağım. Benim gönlümde bir minik oğlan yatıyor. Hiro ise elinden tutup gezmeye götüreceği biz kız çocuğu çok ama çok istiyor. İkimiz de isimleri kafamızda çoktan belirledik. Hatta kız mı olacak erkek mi diye iddiaya bile girdik! Göreceğiz bakalım!

Tek bildiğim, cinsiyeti ne olursa olsun, onu herkesten ve herşeyden çok seveceğim, üzerine çokkkk düşeceğim!

NOT: Hani Hiro dün "işim var" diye ortadan kaybolmuştu ya, sebebi ortaya çıktı. Hatta şu anda kulaklarımda sallanıyor!

Düşünceli sevgilimmm!!!!!!

Bal'dan Not!!!!!



Hiro hemen koşturup ilk parti fotoğrafları çerçeveletti!

- AH!!
- Ne oldu!!??
- Çekici parmağıma vurdum!!!
- Of sevgilimmm..
- ÖPP!!
- Tamam!:)

Hala çocuk bu adam!!!

Geçen sefer annem ve Buse'yle beraber oturup, bizim işe yarar bebeklik eşyalarımızı teker teker ayıklayacağımızı anlatmıştım.
Bu sabah saat on gibi annemlerin evde buluştuk. Hiro, üzerine iş kalmasından korktuğu için kapıdan bir merhaba deyip kaçtı. Halletmesi gereken birşeyler varmış sözde. Ne ise o "birşeyler" artık...

Doğu ve Buse erkenden ayaklanmış, sandıklardan çıkacak eşyalara yer açmak için salonda ne kadar koltuk kanepe sehpa varsa hepsini bir kenara çekmiş, yere de pofuduk minderler atmışlardı. Neyse ki karnım öyle muazzam boyutlarda değil. Sürekli aynı pozisyonda kalamasam bile hala rahat bir şekilde hareket edebiliyorum. Bel ağrısını saymazsak tabii! Bu aralar bütün sırtıma yayılmaya başladı.

Hoş, şikayet etmemem lazım, annem kaç yaşına geldi, eminim onun için bir bebek taşımak benim gibi genç bir kadının bebek taşımasından çok daha meşakkatlidir. ( Meşakkat? "Zorlu" kelimesinin suyu mu çıktı? Annemleşiyorum gene!!!!!)

Ne diyordum?
Hah!

- Haydi kolunuza kuvvet!
- Bikemmm!!!!!! Çok istiyorsan gel sen çek bu kolileri kutuları kadın!
- Yok güzelim, sultanım rahatsız olur.
- Sen hele bir doğur biliyorum sana yapacağımı ben!
- Uuuu... Titriyorum!!!!

Annemle Buse'nin klasik atışmaları!
Zaten bu kadar didişen bir çift nasıl evlendi hiçççç anlayamıyorum. Bu da bir sevgi göstergesi midir nedir? Doğu'ysa birbirine laf atma bayılan bu iki kadını hayrannn hayran izliyor. Eh, ismimizin B ile başlamasından mıdır nedir, karşı konulamaz bir çekim gücümüz var sanırım!!

Tamammm...
Lafı dağıtmıyorum, cıvımıyorum.

Gelen kolilerin çoğunda bizim bebeklik fotoğraflarımız vardı. İşe onları ayıklamakla başladık. Bunların bir kısmını kendime ayırdım. Hiro'yla salonumuzun bir duvarında boylu boyunca eski aile fotoğraflarımızı sergilemeyi planlıyoruz, o yüzden bunlar hemen yarın çerçeveciye gidecek.

Şu halimize baksanıza!!!
Hiro ağzına ne soktuysa...



Bunu baş köşeye koyacağım!!!!

Bunlar bizim oyuncaklar.
Hepsi sapasağlam duruyor! Gerçi Hiro'nunkilerin bir kısmının cılkı çıkmış ama olsun! Eminim bizim bebeğimiz de bunlarla zevkle oynayacak!:)








Şimdilik bu kadar.
Yarın size esas büyük bebek evimi filan gösteririm.
Ama şimdi benim gene sırtım ağrıdı, karnım da acıktı, gidip biraz Hiro'ma cilve atayım.

- HIROOO!!!!!!!!
- Aşkımm?????
- SPACE RANGER POWERRR!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
- Bal ama yaaaa.....
- Eheheheheheh:))))))

23 Ocak 2011 Pazar

Cast Sımayl


Bir süreliğine şarkı yazma işini Doğu'ya pasladım ve basınla konuşmayı ben devraldım.

Almaz olaydım!

Bu seferki hamileliğim inanılmaz derecede yorucu geçiyor. Gece rahat uyuyamıyorum. Uyuyamadığım için gözlerimin altı halka halka oluyor, her gittiğimiz şehirde her basın toplantısı öncesi bilmem kaç kat kapatıcıya fondötene filan bulanıyorum. Üstelik ağzımı açacak halim yokken, sürekli gülümsemek ve sorulan sorulara nazikçe cevap vermek zorundayım.
Tabii bu aralar asabiyetim üstümde, kibar olmakta ne kadar zorlandığımı tahmin etmek hiç de güç olmasa gerek.

"Yeni albüm ne zaman çıkacak, son klibinizde kendinizle sevişiyordunuz, bir sonraki klip için plan ne, ekibinizden ayrılan eski rodiniz sizinle ilgili kitap basıyormuş, iddialara ne yanıt vereceksiniz... Bebek ne zaman doğacak? Kız mı erkek mi? İsim kararlaştırdınız mı? Sizce kime benzeyecek?"

Ebeme benzeyecek! Elinin körü!

NOT: Acemi muhabir işte. Klipte kendiyle sevişen Buse'ydi, ben değil. Ha, ama illa benim projelerimi merak ediyorsanız, bir sonraki videomuzda kendimle karşılıklı patik örmeyi düşünüyorum. Sırf bu iş için dokuz numara şiş aldım.

NOT-2: Hokkaido'da yaşayan annemi aradım. Dokuzla patik örülmüyormuş... Üç numara lazımmış.
Neyse, dokuzla da battaniye öreriz.

20 Ocak 2011 Perşembe

Return Of The Warlord

- Kocammm!!!!
- Ah kadın.. İki gram aklım kaldı onu da sen alma!!!!

Nasıl bir sarıldıysam!
Doğu'nun gözlerinin altı simsiyah olmuş, üstü başı parçalanmış, saçları kuruyan kan yüzünden birbirine yapışmış... Acıya dayanmak için kullandığı ağrı kesiciler ve yorgunluk yüzünden elleri titriyor... Onu o halde görünce donakaldım. Canım nasıl acıdı, üzüntüden bayılacağımı zannettim bir an. Neyse ki belimden sıkı sıkı kavradı da hemen kendimi toparladım. Yüzü ışıldadı hemen;

- Tamam, bitti, geçti. Artık kimse bana zombilerden korktuğumu söyleyemez. Başardım, başardık! Kocanla gurur duyabilirsin!
- Deli manyak, deli manyak! Çok merak ettim seni, bir damla uyuyamadım! Üzüntüden elden gidiyorduk ikimiz de!

Ellerimi yavaşça karnımın üzerinde kavuşturdum.
- Nereye ha nereye!? Kızdırma beni!

Burnuma parmağının ucuyla bir fiske attı, sonra öptü.
- Çok açım, çok yorgunum, çok kirliyim, her yerim rutubetten kaskatı kesilmiş. Ama değdi!
- Sevgilim, zombilerle Thriller dansın bittiyse, seni eve götürüyorum. Hem de hemen!
- İtiraz eden kim?

Arabanın kontağını çevirdim, on beş dakika sonra parketmiş, evimizin kapısına varmıştık.
Daha kapının ağzında Doğu'yu soymaya koyuldum.
Üzerinden çıkan bütün giysiler doğruca çöpe gitti (Zaten o zombi kokusu saatlerce ön yıkama yapsam da hayatta çıkmaz!) İçerden temiz bir sabahlık getirip giymesine yardım ettim, sonra da evden çıkmadan önce hazırladığım yemek tepsisini önüne koydum.

Menü: Çedar peynirli omlet, tavuk, salata ve tatlı olarak da elmalı turta.
Biraz uyumsuz gelebilir ama hepsi de Doğu'nun en sevdiği yemekler.





Nitekim tam da düşündüğüm gibi oldu. Benim yorgun savaşçı tabaklarda lokma bırakmadı!

- Doğru banyoya!
- Ya.. Yarın yapsak?
- Saçmalama! Enfeksiyon kapacaksın! Yürü!! Stilettolarımı çıkarttırtma bana!
- Uuu.. Haşin kadın! Tamam tamam, gidiyorum!

Doğu'yu küvette uyuklamaya bıraktım ve gidip hem ona hem de kendime birer kahve hazırladım. Daha sonrası malum...

- Ah dur! Acıyor orası!
- Ama tentürdiyot basmazsam olmaz!
- Üflesene yaaaa...
- Yakmaz bu.
- Yakıyor ama!!
- Doğuuuu!!!!!!

...

- Ya yetmez mi bu kadarlık?
- Kaçma dedim! Daha ayak bileğini sarmadık!
- Kaçamıyorum ki...