
Türkiye sınırları içerisinde nasıl sıkıldım, nasıl bunaldım anlatamam. Turnenin başlamasına kalmış şunun şurasında on küsür gün, kayıt, prova, hırt pırt zırt... Ani bir kararla Alan'a telefon açtım.
- Hangi şehirdesin koordinat belirt.
- Londra?
- Ok, eşyaları toplayıp geliyorum.
- Eşyalar mı?!
Öyle kolay "geliyorum" dedim ki! Gören arabaya atlayıp 15 dakikalık mesafeye gidiyorum zannedecek! Tur otobüsünden bir iki eşyamı toparladım, minik Bik'i Ayşegül'e emanetledim ve ilk jete atladığım gibi soluğu Londra'da aldım.
İner inmez de, Alan'ın sipariş ettiği bitter çikolatalı yüklendim.
Sağa bakınıyorum yok, sola bakınıyorum yok. Nerede bu herif?
- Alo nerdesin?
- Dur geliyorum, anahtar vereceğim.
- Bekliyorum.
O da ne? Trençkotumun cebimde birden bir ağırlık hissettim, elimi attım, bir anahtar! Ucunda "Belial " yazıyor. İyi de nereden girdi bu şimdi buraya? Telefonun kapağını baş parmağımla ittirip kulağıma dayadım:
- Alan, bittin sen! Gene mi gizlendin?
Telefonun ucundan kısık bir kahkaha geldi, ayar olmuş bir şekilde kapattım ve taksiye atlayıp sayın valimin evine doğru yola koyuldum.
İki satır kafa dinlemeye gelmiştim ben buraya değil mi?
Kafam kazan gibi oldu şerefsizim!
Sokağın ucundaki ultra lüks apartmanın önünde durduk. İnip kapıya yöneldim, zildeki isimlere baktım. Alan... Yok. Patel, Patel, Patel... E o da yok? El mahkum içeriye girdim ve koklamaya koyuldum. Kahve kokusu hangi daireden geliyorsa, Alan'ın ev orasıdır!
Şükür üçüncü denemede buldum!
Buldum da Alan gene yok!
Tekrar telefon:
- Ağzını burnunu kırdığımın herifi, eve geldim burada da yoksun, iki saniye sabit dur be!
Hop! Arkamda bitiverdi!
Tek kelime etmeyip kahveyi hazırladım, çikolataları fincanların yanına dizdim, sonra da kanepeye tek kelime etmeden çöktüm. Tribin dik alası!

- Kadın, öyle sus pus oturup asabımı bozma benim. Şimdi gidip üzerini değiştiriyor, etek ceket birşeyler giyiyor, şu zombi makyajını da siliyorsun. Hanım hanımcık ol bakayım!
Üzerimdeki deri pantolona ve Iron Maiden tişörtüne baktım.
- Sebep?
- Sebep canım, hükümetimizin şehirde yeni istihdam alanları yaratılması ve doe hakimiyetinin sonlandırılması amacıyla yürüttüğü kampanyanın yeni yüzü olacaksın!
- Ha?
- Ya salağa yatıyor bak! Bak şimdi, gittim Züzü'nün fotoğraflarını çektim, Simin'in fotoğraflarını çektim, Yaprak'ın fotoğraflarını çektim, bir sen kaldın.
- Seksist bir reklam kampanyası sanırım ha?
- E biraz. Hükümetin seksi kadınlarını kullanıyorum, olamaz mı?
- Şu fotoğrafların negatiflerini göstersene bakayım bana?
İstemez olaydım!
Sayın defterdarım Zühre, içinde siyah dantelli sütyen üzerinde yarı şeffaf beyaz gömlek, masanın üzerinde bacak bacak üzerine atmış. Simin'in elinde silah, seksi polis modunda. Yaprak desen gözleri bağlanmış bir elinde terazi bir elinde kılıç, adalet tanrıçasının modern versiyonu!
- Bu fotoğrafları görüp de Singapur'a gelmeyecek erkek olamaz Alan.
- Dur bakalım henüz seni görmediler...

Bu bizim çekimlerden ufak bir örnek. Yakında Singapur'da şehir içinde, komşu şehirlerde ve seyahat yolları üzerindeki bilboardlarda yerimizi alacağız.
Gelin siz de Singapur'da çalışın.
Şehrimizin sosyal, kültürel imkanlarından, üniversitemizden faydalanın.
Farklı bir dünya görüşü, yüksek yaşam kalitesi için : SİmiNGAPUR!
Ops..
Singapur!
Simiş'in kulakları çınlasın:))