Kara'nın doğumu neden kaçırdığı ortaya çıktı. Ölüler Günü öncesinde - aynı zamanda evlilik yıldönümümüz- bana sürpriz yapmak için Londra'ya önceden gitmiş, daire tutumuş, dayamış, döşemiş. Döşemiş de... Sırt çantasını uçakta bırakmış. Haliyle telefonu da. Havayolları şirketi benim şaşkoloz kocama eşyalarını teslim edene kadar ben yavru Bik'i çoktannn emzirmeye başlamıştım bile!
Sonrası binbir özür tabii.
İstanbul'a gelince ilk işi bebeğimizi kucağına almak oldu. Yüzüne baktıı, baktı, sonra şaşkın bi ifadeyle bana dönerek "Ne kadar egoistsin!" dedi. "Hamileliğin boyunca gözünü aynadan alamadın değil mi hain kadın, baksana, bu sana tıpatıp benziyor!"
Yorumsuz!
Ama Bikem'in babasını andıran halleri de var.
Doğumun üzerinden on gün geçti ve ballı böreğimin yüzünün hatları, ifadesi daha bir oturdu. O miniş miniş, kırış kırış surat, yerini gergin bir cilde, asabi bakışlara ve Kara'nınkiler gibi dimdik huysuz dağınık saçlara bıraktı. Gözler bebek mavisi kalır zannediyordum, ama inanılmaz derecede derin ve açık bir maviye döndü. Hâzâ Husky bebeği!
Talepkâr görüntüsünün altında, Bikem aslında son derece uslu bir kız. Gece ağlama nöbetleri tutmuyor mesela. Aslında doğumhanedeki o feryat figandan sonra Bikem'in bir daha ağladığını duymadım desem yeridir. Ama biz de işi sağlam nöbete bağladık, inat ettik kızı ağlatmayacağız diye. Gündüzleri sorumluluk bende, geceleri Kara'da. Maması, altının değişmesi, banyosu hepsi saatli. Planımızı (!) sistematik bir şekilde yürütüyoruz.
Yakında ilk gülücükleri, ilk diş çıkartmalar, taytay durmalar başlayacak.
Zaman cidden hızlı ilerliyor...


