15 Ocak 2011 Cumartesi

Son Hazırlıklar... Ve Bir De Son Dakika Misafiri!

Efendim kırk gündür süren evlilik maratonunda son beş saate gelmiş bulunuyoruz. Bir yandan saçımı maşalatıyor, diğer yandan da gözüm telefonda, Buse'den konser bitti mi, çıktı mı uçtu mu kondu mu ne halt ettiyse haber bekliyorum! Üç saat önce burada olması gerekiyordu, üçç!!!!!! Nerede kaldı ki bu?

Hayır, beş saat sonra karım olacak sorumsuzun telefonu kapalı, -basacam şimdi küfrü-Hande ve Murat'ın telefonları niye kapalı?



Benim agresif sükunetim soyunma odasındakileri nasıl gerdiyse, telefonumun çalmasıyla birlikte toplu olarak yerimizden sıçradık. Kuaförün elindeki zımbırtıların yere düşmesine aldırmadan atıldım: Yedim seni Buse!

- NEREDESİN SEN!!!!
- Bik, aşkım, biz, Hande *bi' saniye lütfen hemen kapatıyorum* hah evet...
- NE SAÇMALIYORSUN SEN ORADA!?
- Sevgilim, sakin ol. Çok kısıtlı zamanımız var, jet kalkmak üzere, Hande doğum yaptı, ben ve Mu..
- NEEEE!! AAAA!!!!!
- Benim şarjım bitmiş, Murat telefonunu diğer arabada unutmuş, Hande de doğumdaydı, hiçbirimiz arayamadık, heyecandan panikten sevinçten deli olduk. Özür dilerim, hemen kapatmam lazım, kalkıyoruz!
- Dur son birşey, Hande Murat ve bebek de gelecek mi?
- Evet!
- Aloo? Aloo?

Aynadaki yansımamın üzerinden, gergin gözlerle beni süzen güzellik ekibime, son rötuşlar için gelen terziye ve asistanıma baktım. Zavallı makyöz korkudan elindeki fırçaları yere düşmüş, eğilip alamıyordu bile! Gülümsedim:

- Hadi hanımlar beyler hadiii... Adam yemiyorum benn!!! Müstakbel zevcem ve Heroes of Rock ekibi yola çıkmış, üstelik yanlarında bir de minik misafirle geliyorlar! Öyle durmayın, hızlı olalım hadi hadi..

Herkes hemen toparlandı ve bir koşturmaca başladı. Asistanıma portatif bir bebek yatağı bulmasını ve soyunma odasının gecenin ilerleyen saatlerinde Hande'nin rahat edebileceği şekilde ayarlanmasını istedim. Ardından bir kadeh viski doldurup kendimi kuaförümün maharetli ellerine ve her ne hikmetse hala sağlam olan saç maşasına bıraktım.

Bu arada mailime, son dakika misafirimizin babasının kucağındaki fotoğrafı düştü. Murat kılıklı, n'olucak! Pek de çirkin! :)



Neyse efendim, ben şimdi buralarda oyalanmayı bırakayım da hazırlık faslını bitirip Buse'yi karşılayayım. Benden çekeceği var. Yani yeniden teyze olmuş olmamız ve bu minik Yüksektepe'nin dünya tatlısı bir sıpa olması, Buse'yi cezalandıracağım gerçeğini değiştirmiyor.

Değil mi ya? ;)

14 Ocak 2011 Cuma

Düğüne 21 saat kala!

Hayatımın en gerilimli konserlerinden birini verdim az önce.

Madrid'te Live Aid'e katıldık. Malum, Doğu böyle yarışma festival tipi şeylere bayılıyor ve inanılmaz derecede hırslı oluyor. Eh, biz de Doğu kadar çıldırmasak da rekabet ortamından hoşlanıyoruz. Yani "Aman kendi yağımızda kavrulalım ne olacak, katılmasak da olur, salla gitsin" diyen müzik gruplarından değiliz..

Ama mekan sahibi yönetimi ağzını beş karış havaya açınca, masraflar ödenmeyince insanda heves meves kalmıyor işte!

Sonuçta mükemmel bir konser verdik, oysa çığır açabilir ve sıralamada birinciliğe oynayabilirdik.
Sinirlenince insanda konsantrasyon kalmıyor tabii. Düşünün, Doğu bugün sahnede hırsından gitarını parçaladı! Pek de severdi o gitarı, şimdi bir posta da ona üzülüp gerilecek...

Neyse!

Az önce Tallinn'e jet ayarlattık, yaklaşık on dakika içinde havalanmış olacağız. inişimizden sonra beni son derece gerilimli ve heyecan dolu saatler bekliyor. Evlenmeme 21 saat kala daha ne sevgilimi görebildim, ne düğün mekanını görebildim, ne nikah memuruyla tören üzerine konuşabildim -gerçi nikahı Alexis kıyacak ama olsun- ne gelinliğimi giyip oturuyor mu oturmuyor mu bakabildim... Salınaaa salına gidiyorum işte. Umarım çocuklar son hazırlıkların üstesinden gelebilmiştir.

Ha, çocuklar dedim de, Bal bir süreliğine blogumda konuk yazar olacak. Malum, buraları boş bırakmamak lazım:) Beni çok yoğun günler bekliyor, kayıttan provadan konserden başımı kaldıramıyorum, albüm çalışması yolda, poligamik bir insan olarak sorumluluklarım da var haliyle... :) Umarım Bal geçici yokluğumu aratmaz. Gerçi ben gene arada gelir yazarım ama dediğim gibi, zamanım kısıtlı, mazur görün.

Düğünde görüşmek üzere!!!


- Sevgilim biraz sonra havalanacağız bırak artık şu laptopunu elinden!
- Tamam tamam...




Selam! Ben Bal!

Annem bir süredir çok meşgul olduğu ve neredeyse kendine bile zaman ayıramadığı için blog işini bir süreliğine ben ele aldım. Ha sakın endişelenmeyin, annem tabii ki yazmaya devam edecek, blogunu ve okurlarını terketmiş değil! Ama biliyorsunuz ki turne zorlu geçiyor, başlarına ek yarışmalar çıktı ve yarın da evleniyor! Görseniz tam bir sinir küpü! Düğün Tallinn'de olacak ama annem hala Madrid'de parça kaydında. Gelinliğinin son provası daha yapılamadı, mekan hazırlıkları bitmedi, daha bir sürü aksilik var. Halledilmeyecek şeyler değil ama anneme olabildiğince yansıtmamaya çalışıyoruz işte. Kadıncağız bir de ona gerilmesin değil mi ama?

Şimdiiii...
Biz ne yapıyoruz?
Bir kere, bir hafta öncesinden hem Mumcu hem de Çobanoğlu ailesinin cabbar cevval evlatları olarak operasyon yerimize (arkadan Mission Impossible müziği girsin lütfen!) geliş yaptık. Ben, bu aralar sırtım -neden bilmiyorum- ciddi şekilde ağrıdığı için çok fazla ağır işin altına giremiyorum. O yüzden ne kadar içeri dışarı koşturmaca mevzuu varsa hepsini sevgilim ve aynı zamanda Buse'nin oğlu olan Hiro'ya yükledim.
Summer (Paris'in kızı) ve ben oturmuş harıl harıl Tiffany'den gelen kutuların üzerine konukların isim etiketlerini yazıp iliştirmekle uğraşıyoruz. Deniz ve Alain, şehir aşırı kuryelik görevini üstlenmiş durumda. Becerikli Mariela (Hande'nin kızı) çiçeklerle, Serenity ise organizatörün kaprisleriyle ilgileniyor. Yani aşağı yukarı her işi kotardık gibi. Eh, bir de annem sürekli telefon açıp talimat vermese ya da akıl öğretmese çok daha iyi olacak ama ne yapalım!? Düğün onun düğünü. Ama artık yeter yani, evlenmesin bir süre. Yorulduk yahu!

Gene belim tuttu...
17 yaşındayım ama romatizması tutmuş seksenlik nineler gibi oldum birden! Acaba gece ters bir hareket filan mı yaptım?
Hiroo??
Hayatım azıcık şöyle bel kemiğine doğru ovalasana!

2 Ocak 2011 Pazar

Düğüne 12 gün kala ne yapıyor bu kadınlar?

"Ne yapıyor bu kadın?" demeniz lazım aslında. Çünkü Buse hiçbirrrrrrrrrr şeye karışmıyor, tüm sorumluluk benim üzerimde. Çiçekleri ben seçtim. Tören mekanlarını ben seçtim. Gelinlikleri bile ben seçtim!
Bütün gün elimde telefon;

- Hayatım gül mü, gardenya mı yoksa orkide mi?
- Ay bilemedim ki?
- Hadi bak hızlı düşün ama, düğün organizatörünün yanındayım şimdi ona göre bütçe belirleyeceğiz.
- Amannn yemişim bütçeyi, para var huzur var. Al hepsinden al al!
- !!??

...

- Ne renk gelinlik giymeyi planlıyorsun?
- Siyah.
- Kafanı kırarım!
- Tamam tamam.. Gri ya da gümüşi birşey var mı?
- Var. Bak ama şimdi bir tane bel oyuğu taşlarla işli tüllü...
- Ya uzun uzun anlatacağına şunların fotoğrafını çekip yollasana bana?
- Kapat, arayacağım yarım saat sonra.

...

- İnceledin mi, hangisini beğendin?
- Ay bilemedim ki ikisi de güzel. İkisini de alsak?
- Buse kaç kere kıyafet değiştireceksin?
- Al ikisini de al al... Evde karar veririm.
- Emin misin bak?
- Eminim yahu eminim. Al sen.
- 38 beden ayırtıyorum.
- 38 mi!!!! 36'yım ben!!!
- Hayatım... O üç sene önceydi.
- 36'yım benn!!!!!
- Tamam 36'sın...

*Tezgahtara dön*

- İkisinin de 38 bedeninden lütfen. Düzeltme gerekirse getirebiliyoruz değil mi?

İşte günlerim aynen bu şekilde, telefon ucunda emir komuta zinciriyle geçiyor. Valla bu kadar uğraşıyorum, umarım düğün günü Buse "Ama bu çok kız işiiiii" diye dudak bükmez.

Bükecek olursa da cevabım hazır zaten!

Not: Postadan elinize cam şişeler geçerse ne oluyor demeyin. Bunlar bizim davetiyelerimiz!

31 Aralık 2010 Cuma

From Buse To Bikem - Valentine's Day Perfection!!


Thanks Love!