12 Aralık 2010 Pazar

Halloween or Cosplay?

Bu gece Doğu, Murat ve Ezerhan'ı evde bırakıp kendimizi Şangay sokaklarına atıyoruz!

Şehir merkezindeki kostümlü parti için rezervasyonumuz üç hafta evvelinden yapılmış, Buse ve Hande de uçak biletlerini ona göre ayırtmışlardı. Sabah dokuz uçağıyla sorunsuz iniş yaptılar. İçinde kıyafetlerin ve makyaj malzemelerinin bulunduğu çantaları bagaja yerleştirip doğruca otele yollandık.

Sarılışıp öpüşme, birer sigara ve kahve faslının ardından ellerimi çırparak ayağa fırladım.
- E hadi bakalım kostümleri görelim! Umarım vampir ya da kedi kadın olmayacaksınız? Sokakta onlardan milyon tane olacak!
- Deli misin? Asla!
- Hah aman iyi... Sonra partide birbirimizi kaybedersek her kuyrukluya Hande diye atlamayayım ;)

Buse kıkırdayarak valizine ilerledi.
- Ne giyeceğimi üç aşağı beş yukarı tahmin edersin.
- Bubba? Ay yoksa Talbot mu?
- Ha- ha! Çok komik! bekle bakalım, ipucu geliyor...

Çantadan inci bir bileklik çıktı.

- Yoksa?
- Evett???


- Serenityy!!!
- Mükemmel mükemmel mükemmel!!!!!
- Sen Bik?
- O halde benden de bir ipucu geliyor...

Makyaj masasının çekmecesinden gümüş bir revolver çıkarttım. Sahte tabii..
- Mmmm...
- Yok bilemedim.
- Hadi ama kızlar... Ne kadar zor olabilir?
- Tabancalı kim vardı ki öyle...
- Bekleyin, giyinip geliyorum.
- Ay hiç üşenmiyorsun!
- Şöyle diyeyim, üşenmek bir yana, bu kostümün içinden hiççç çıkasım yok!
- ?!

- Yuhhh!!!!
- E ben bunu nasıl tahmin edemedim ki???
- E kim ki bu?
- Handeeee, dayak geliyor! Yuuki!
- Haaa... Yuuki...

Kostümümün içinde şöyle bir döndüm, sonra terlik yemekten korkan Hande'ye silahımı doğrultarak sordum;

- Eeee hanımefendi... Siz ne olacaksınız bu gece?
- Şeker Kız Candy!
- Handeeeee....
- Eee.. Tsubasa?
- HANDEEEEE!!!!!!!!!!!
- Öhm tamam..

Amane Misa???
Doğu Ryuk kılığında geceyi basarsa şaşmam!!!!

11 Aralık 2010 Cumartesi

BB ♥ (Tiffany&Co.)

Son birkaç gündür turne programımız nedeniyle Paris'le aynı şehirlerdeyiz. Tabii insanın yakın arkadaşlarından biriyle seyahat etmesi bambaşka bir tat. Bu sayede hem eski günleri yadediyor, hem çok eğleniyoruz. Vivian'ı görebilmem de cabası!

E şimdi Paris'in benim yanımda olup da, düğün organizasyonumuza parlak fikirleriyle müdahale etmemesi mümkün mü? Tabii ki değil!

İşin gırgırı bir yana, Paris başlı başına bir stil ikonu. Herşeyin en kalitelisini, en zarifini ve tabii en pahalısını bulur gelir, mükemmel kombinasyonlar yaratır. Mesela ben, eskiden sahneye yırtık bir kot ve üç beş tişörtle çıkardım - ta ki Paris benim turne gardrobumu elden geçirene kadar! Artık her konsere farklı ayakkabı, elbise ve ona uygun aksesuarlar ile çıkıyorum. İki şehirde üstüste aynı kıyafeti giyecek olsam, hatun kişinin sesi anında kulaklarımda çınlıyor: "Bikem! Seni beni delirteceksin! Sen bir starsın, idolsün, magazin basını her konserinde ön sıralardan seni izliyor, nasıl aynı şeyi giyersin! Ne yazarlar sonra hakkında!"

Yuu'nun düğününde "Wedding Day Survival Kit" ile çıkagelen Paris'ti. Pijama partilerimize Victoria's Secret'tan özel paketler hazırlatan da.. Hal böyle olunca, bizimki elinde kocaman yeşil bir Tiffany's kataloguyla gelince hiç şaşırmadım.

- Paris, bu ne böyle?
- Sana getirdim:)
- Bana mı, niçin?
- Şimdiii... Düğünde davetlilere illa hediye olarak birşeyler dağıtacaksınız, değil mi?
- Evet tabii ki.
- İşte ben de diyorum ki, bu katalogtan şöyle şık zarif birşeyler seçelim. Üzerine sizin baş harflerinizi filan yazdırırız, özel konuklarınıza anı olması için veririz. Hem daha önce hiç yapılmamış birşey, hem de anlamlı.
- Harika fikir!

Hiç hayır der miyim? Paris düşünmüşse iyi düşünmüştür! Böylece kataloğun sayfalarına hızlı bir dalış yaptık.



Ben beğendiklerimi işaretledim. Buse de bir baksın, o da hangilerini beğendi bir göstersin. Sonra geriye bir tek siparişleri vermek kalacak.

5 Aralık 2010 Pazar

Gerim gerim gerildik...

Bu haftasonu bütün aile Kobe günü için Moskova'da toplandık.
Ben, Buse, çocuklar... Hazır böyle olunca kaşla göz arasında Buse'yi kenara çekip, bunun nişanımızı açıklamak için bulunmaz bir fırsat olduğunu söyledim. O da onaylayınca, ertesi gece için hazırlıklara koyulduk. Eh madem bir açıklama olacak, minik çaplı bir kutlama partisi de şarttı değil mi?

Apar topar patika işimizi halledip kendimizi alışverişe attık. Buse çıldırttı beni!
- Ya Kobe aşkına, delirdin mi sen?
- Neden ama bak bu çok güzel bir elbise, zımbaları da var.
- Hayatım o siyah!
- E ne var, ne güzel?
- Yas mı var yahu? Nişanlandık, nişanlı kadınlar gibi şöyle renkli cıvıl cıvıl birşeyler giysene.
- Hatun ben rock yıldızıyım, lütfen yani. Bana çiçekli böcekli şeyler giydiremezsin!
- Öyle bir talepte bulunduğumu hatırlamıyorum.

...

- Peki bu nasıl?
- Offff... Tanrım sana geliyorum!
- Yine ne oldu? Ne güzel kırmızı işte!
- Canım... Bi'tanem... Keten helvam! Deri o... Kırmızı deri! Dominatrikse bağlama iki dakika!
- Ama ama ama yaaa...
- Aması yok bak. Hadi. Bak söz düğünde dilediğin kadar kırmızılı siyahlı asi detay kullanırız, ne olur yani bir geceliğine benim için şöyle hanım hanımcık olsan, şu derileri zımbaları filan bir kenara itsen?
- Mmmm...
- ?
- Söz mü bak, bana vampirik rock star düğünü yapacaksın? Söz dersen ben de senin istediğin birşey giyerim.
- Yaradana kurban! Tamam be tamam! Ama o zaman ben de bir şart koşarım.
- Neymiş o?
- Beyaz gelinlik giyeceksin, abuk sabuk renkler giymek yok. Onun dışında düğünde kurukafa şeklinde pasta istesen, hatta gecenin sonunda pistin ortasında elektro gitar kırsan bile razıyım.
- Tamam.
- Anlaştık mı? Söz verdin bak?
- Tamam dedik ya!

...

- Bak bu çok güzel!
- BİKEM PEMBE OOOO!!!!!!!!


Neyse ki birbirimizin kafasını gözünü yarmadan tüm giyim kuşam faslımızı tamamlamayı başardık. Süitimize döner dönmez de şampanyayı buzluğa attık, pastaneden sipariş ettiğimiz cupcakeleri ve diğer ordövr tipi ıvır zıvırları da güzelce tabaklara dizdik. Oda servisine de gerekli telefonlar edildikten sonra endişeli bekleyiş başladı. Kendimden sözetmiyorum ha!

Buse başladı eteğini çekiştirmeye... Tırnaklarını yemeye...
- Ellerini ağzından çekkk!!!!! Bak daha yeni french manikür yaptırdık, bozacaksın onu da!

Siyah ojelerini silmiş olmaktan dolayı bir hayli surat sallandıran Buse;
- Elimde değil...
- Sakin ol lütfen.

Haklıydı aslında. Kâdi'den sonra hayatında başka biri olmamıştı ve bu bir ilkti. Durumu çocuklar nasıl karşılayacaktı hiçbir fikri yoktu. Hele bir kadınla!

Kapının tıklamasına sıçradık.

Bizimkiler üçer beşer gelmeye başladı. Mamo, Yuu, melekler kadar uslu duran Usako ve birbirini inatla dürtükleyen Kıvanç-Ecem ikilisi! Ardından Deniz, Ayşegül, Cem ve Onur. Alain eşi Esmeralda ile gelmişti, Alexis, Serenity, Hiro ve Bal dörtlüsü ise en son damlayanlar oldu. Her zamanki gibi! Hepsi bizim şık şıkırdım halimize garip garip bakıyorlardı. Eh, annelerini böyle görmeye alışık değillerdi tabii. Hele Buse'ninkiler!!!!

- Hanımlar beyler!

Kısa bir sessizlik oldu.
Sözü ele aldım.
- Hepiniz sizi buraya neden çağırdığımızı merak ediyorsunuz sanırım.
- Hayrola anne, gene mi evleniyorsun?

Soru Bal'dan gelmişti. Haliyle! Gülümsedim.
- Aynen öyle.

Bu sene düğün mevsimi olduğundan, bizimkiler iç geçirdi. Hakikaten ayağımız bir türlü nikahtan çıkamaz olmuştu.

- E kimle?
- Buse'yle.
- NEEE!!!??????

Odaya derin bir sessizlik çökmesiyle, kahkahaların, sarılışmaların ve tebriklerin başlaması bir oldu!

- Ama ben tahmin etmiştimmmmm....!
- Siz ikiniz! İnanamıyorum!
- Ay harika yaaa..
- Çok tebriklerrr!!
- Oley Bikem resmi annemiz olacak!
- Mamochan biz şimdi kardeş mi olacağız?
- Ay daha neler Yuu!
- Anne gel seni öpeyim!
- Annneeee! Anneannem babaannemi mi alıyor???
- Ahahahahahaha!!!!
- Ne aile ama!!!

Tüm bu curcuna içinde sükunetini koruyan tek isim Alain oldu. Tek kelime bile etmedi.
Buse gergin bir adım attı;

- Oğlum?

Alain derin bir nefes aldı..

- Anne.
- Sorun nedir?
- Hiç.
- Ama neden durgunsun o zaman?

Alain'in yüzündeki ifade bulutların arasından güneş çıkmışçasına değişti.
- Babamın ölümünden sonra, hepimizden çok sen acı çektin anne. Karşımızda bir kere ağladığını, bir kere kendini bıraktığını görmedik. Ama içten içe canının ne kadar yandığını belki bu odada en iyi ben biliyorum.
- Alain...
- Mutlu olmayı, el üstünde tutulmayı senden daha çok hakeden bir başkası yok. Ve bunu da sana en iyi Bikem sağlayabilir. O seni gülümsetmeyi her zaman başardı.
- Oğlumm!

İkisinin sarılışması hepimizin gözlerini doldurdu. Alain'in yavaşça Buse'ye "Babam da memnun olurdu" diye fısıldadığını duydum.

Sonrası şampanya, eğlence ve aile huzuru.
İşte böyle...
Bugünü de atlatmış olduk. Hayatımızdaki en önemli mihenk taşlarından biriydi. İlişkimiz hem önemli bir sınav atlatmış oldu, hem de doğru bir iş yaptığımızı ailelerimizin desteğini arkamıza alınca bir kez daha anlamış bulunduk.

Şimdi sırada çok daha önemli ve meşakkatli bir iş var!
Düğün hazırlıkları!!!!!

2 Aralık 2010 Perşembe

@ Madrid with Hell Buse! - 2

Buseciğim sabahtan Madrid'e geldi, erkenden de kapıma dikildi.
Tabii bir rock yıldızının "erken" kavramı ile normal insanların "erken" kavramı bir değişik oluyor.
Hal böyle olunca bizim kahvaltı planı direkt bruncha dönüştü.

Bir önceki günden alışverişe çıkmıştım, neyseki Madrid dükkan çeşitliliği konusunda İstanbul'u aratmıyor, ne ararsan var. Nişanlımın benim mutfak konusundaki becerilerinden bihaber olduğunu çokkk iyi bildiğimden (ay ben yemek yapamam ki ühü ühü) bu onu şaşırtmak için mükemmel bir fırsat oldu!

- Aaaa, İspanyol usulü omlet? Nereden çıktı bu?
- Ben yaptımmm...
- Yalana bak! Sen yumurtayı içine kabuğunu düşürmeden kıramazsın!
- Hadi oradan!



Fıstık ezmeli jöleli sandviçiydi, meyvesiydi, sütüydü, çayıydı, kahvesiydi, muffininydi dört başı mamur sofra zavallımı şok etti tabii. Yeme içme faslı bittikten sonra bir de bol köpüklü kahve yaptım getirdim, cam önünde karşılıklı içip fallarımızı kapattık.
Buse, parmağından içinde isimlerimizin kazılı olduğu nişan yüzüğünü çıkarıp fincanın üstüne koydu ve arkasına yaslanıp sordu;

- Evettt...
- Evet?
- Aşçıyı nereye sakladın söyle.
- Karşında oturuyor.
- Ya Bikem yemem ben bunları, sen mutfaktan anlamazsın!
- Ya vallahi de billahi de ben yaptım işte, al yüzüm karşında. Oturduğum yerden kalkmak nasip olmasın ki ben yaptım!
- İnanamıyorum...
- La havleee...
- Yıllarca beni kandırdın ha!?
- Ha?
- Tabii. Yıllarca beni aradın "Buse, bunun dibi tuttu ben ne yapacağım? Buse, bunun tuzu fazla geldi zehir gibi oldu, ben ne halt edeceğim? Buse misafir gelecek bana mutfakta yardıma gelsene!" Hep beni çağırdın, boynumdan aşağı önlüğü geçirdin, köşeye çekildin seyrettin. Yazıklarrrrr olsun!
- Ay aşkolsun. O günleri telafi etmek için yemek kursuna gittim işte. Seni semirtmek için.
- Cidden mi?
- E cidden.
- Kıyamam sana bennnn....
- Halet-i ruhiyen ne kadar çabuk değişiyor, korkuyorum!
- Ehehehe..
- Ne gülüyorsun?
- Hiççç!
- ....
- Bikemm?
- ....
- Hişt Bikk???
- Nee??
- Falıma baksana, soğumuştur.
- !!!?????

Üç vakte kadar kafana terlik geliyor!!!!!!

@ Madrid with Hell Buse!