5 Aralık 2010 Pazar

Gerim gerim gerildik...

Bu haftasonu bütün aile Kobe günü için Moskova'da toplandık.
Ben, Buse, çocuklar... Hazır böyle olunca kaşla göz arasında Buse'yi kenara çekip, bunun nişanımızı açıklamak için bulunmaz bir fırsat olduğunu söyledim. O da onaylayınca, ertesi gece için hazırlıklara koyulduk. Eh madem bir açıklama olacak, minik çaplı bir kutlama partisi de şarttı değil mi?

Apar topar patika işimizi halledip kendimizi alışverişe attık. Buse çıldırttı beni!
- Ya Kobe aşkına, delirdin mi sen?
- Neden ama bak bu çok güzel bir elbise, zımbaları da var.
- Hayatım o siyah!
- E ne var, ne güzel?
- Yas mı var yahu? Nişanlandık, nişanlı kadınlar gibi şöyle renkli cıvıl cıvıl birşeyler giysene.
- Hatun ben rock yıldızıyım, lütfen yani. Bana çiçekli böcekli şeyler giydiremezsin!
- Öyle bir talepte bulunduğumu hatırlamıyorum.

...

- Peki bu nasıl?
- Offff... Tanrım sana geliyorum!
- Yine ne oldu? Ne güzel kırmızı işte!
- Canım... Bi'tanem... Keten helvam! Deri o... Kırmızı deri! Dominatrikse bağlama iki dakika!
- Ama ama ama yaaa...
- Aması yok bak. Hadi. Bak söz düğünde dilediğin kadar kırmızılı siyahlı asi detay kullanırız, ne olur yani bir geceliğine benim için şöyle hanım hanımcık olsan, şu derileri zımbaları filan bir kenara itsen?
- Mmmm...
- ?
- Söz mü bak, bana vampirik rock star düğünü yapacaksın? Söz dersen ben de senin istediğin birşey giyerim.
- Yaradana kurban! Tamam be tamam! Ama o zaman ben de bir şart koşarım.
- Neymiş o?
- Beyaz gelinlik giyeceksin, abuk sabuk renkler giymek yok. Onun dışında düğünde kurukafa şeklinde pasta istesen, hatta gecenin sonunda pistin ortasında elektro gitar kırsan bile razıyım.
- Tamam.
- Anlaştık mı? Söz verdin bak?
- Tamam dedik ya!

...

- Bak bu çok güzel!
- BİKEM PEMBE OOOO!!!!!!!!


Neyse ki birbirimizin kafasını gözünü yarmadan tüm giyim kuşam faslımızı tamamlamayı başardık. Süitimize döner dönmez de şampanyayı buzluğa attık, pastaneden sipariş ettiğimiz cupcakeleri ve diğer ordövr tipi ıvır zıvırları da güzelce tabaklara dizdik. Oda servisine de gerekli telefonlar edildikten sonra endişeli bekleyiş başladı. Kendimden sözetmiyorum ha!

Buse başladı eteğini çekiştirmeye... Tırnaklarını yemeye...
- Ellerini ağzından çekkk!!!!! Bak daha yeni french manikür yaptırdık, bozacaksın onu da!

Siyah ojelerini silmiş olmaktan dolayı bir hayli surat sallandıran Buse;
- Elimde değil...
- Sakin ol lütfen.

Haklıydı aslında. Kâdi'den sonra hayatında başka biri olmamıştı ve bu bir ilkti. Durumu çocuklar nasıl karşılayacaktı hiçbir fikri yoktu. Hele bir kadınla!

Kapının tıklamasına sıçradık.

Bizimkiler üçer beşer gelmeye başladı. Mamo, Yuu, melekler kadar uslu duran Usako ve birbirini inatla dürtükleyen Kıvanç-Ecem ikilisi! Ardından Deniz, Ayşegül, Cem ve Onur. Alain eşi Esmeralda ile gelmişti, Alexis, Serenity, Hiro ve Bal dörtlüsü ise en son damlayanlar oldu. Her zamanki gibi! Hepsi bizim şık şıkırdım halimize garip garip bakıyorlardı. Eh, annelerini böyle görmeye alışık değillerdi tabii. Hele Buse'ninkiler!!!!

- Hanımlar beyler!

Kısa bir sessizlik oldu.
Sözü ele aldım.
- Hepiniz sizi buraya neden çağırdığımızı merak ediyorsunuz sanırım.
- Hayrola anne, gene mi evleniyorsun?

Soru Bal'dan gelmişti. Haliyle! Gülümsedim.
- Aynen öyle.

Bu sene düğün mevsimi olduğundan, bizimkiler iç geçirdi. Hakikaten ayağımız bir türlü nikahtan çıkamaz olmuştu.

- E kimle?
- Buse'yle.
- NEEE!!!??????

Odaya derin bir sessizlik çökmesiyle, kahkahaların, sarılışmaların ve tebriklerin başlaması bir oldu!

- Ama ben tahmin etmiştimmmmm....!
- Siz ikiniz! İnanamıyorum!
- Ay harika yaaa..
- Çok tebriklerrr!!
- Oley Bikem resmi annemiz olacak!
- Mamochan biz şimdi kardeş mi olacağız?
- Ay daha neler Yuu!
- Anne gel seni öpeyim!
- Annneeee! Anneannem babaannemi mi alıyor???
- Ahahahahahaha!!!!
- Ne aile ama!!!

Tüm bu curcuna içinde sükunetini koruyan tek isim Alain oldu. Tek kelime bile etmedi.
Buse gergin bir adım attı;

- Oğlum?

Alain derin bir nefes aldı..

- Anne.
- Sorun nedir?
- Hiç.
- Ama neden durgunsun o zaman?

Alain'in yüzündeki ifade bulutların arasından güneş çıkmışçasına değişti.
- Babamın ölümünden sonra, hepimizden çok sen acı çektin anne. Karşımızda bir kere ağladığını, bir kere kendini bıraktığını görmedik. Ama içten içe canının ne kadar yandığını belki bu odada en iyi ben biliyorum.
- Alain...
- Mutlu olmayı, el üstünde tutulmayı senden daha çok hakeden bir başkası yok. Ve bunu da sana en iyi Bikem sağlayabilir. O seni gülümsetmeyi her zaman başardı.
- Oğlumm!

İkisinin sarılışması hepimizin gözlerini doldurdu. Alain'in yavaşça Buse'ye "Babam da memnun olurdu" diye fısıldadığını duydum.

Sonrası şampanya, eğlence ve aile huzuru.
İşte böyle...
Bugünü de atlatmış olduk. Hayatımızdaki en önemli mihenk taşlarından biriydi. İlişkimiz hem önemli bir sınav atlatmış oldu, hem de doğru bir iş yaptığımızı ailelerimizin desteğini arkamıza alınca bir kez daha anlamış bulunduk.

Şimdi sırada çok daha önemli ve meşakkatli bir iş var!
Düğün hazırlıkları!!!!!