16 Ocak 2010 Cumartesi

Ev usulü Noel ve "Senin evin, benim evim" çekişmesi!



Bu noeli İstanbul'da evimde geçirmeyi nihayet başardım! Yıllardır insan her noel gecesini yollarda, turlarda geçirince ister istemez ev kokusuna, ev sıcaklığına ve tabii ki ev yemeğine hasret kalıyor.
Kara'nın da yardımıyla dairem şahane oldu. Yatak odamıza yıldızlı fenerler astık, evin her yerini karanlıkta ateş böceği gibi duran minik minik ampullerle bezedik. İşin mum kısmı -yangın çıkaracaksın sevgilim, yakmasak olmaz mı?- Kara'yı biraz (!) endişelendirse de sonuçta her zamanki gibi benim dediğime gelindi ;)
Kara'nın kendi evinin kapısını kırmasının ardından -bkz. bir önceki blog- kendisi pılısını pırtısını toplayıp bir süre benim yanımda kalmaya karar verdi. İnadım inat! Ya o ev baştan aşağıya şartlanacak, kapısı bacası yapılacak, enkaz halinden kurtulacak, ya da benim evime temelli taşınılacak. Hem semt aynı semt, ne farkeder ki!?

Herkese mutlu noeller!


13 Ocak 2010 Çarşamba


13 Ocak, Yıl 46
19:28
3 kg. 250 gr.52 cm.
İstanbul

Hande ve Murat'ın yıllardır yolunu gözlediği ilk oğlu, Gaby,Anatolya ve Hera'nın minik kardeşi, Ecem, Kıvanç, Ada ve Menderes'in de en yeni oyun arkadaşı!
Sülalemize hoş geldin Sarp bebek! Gece ağlayıp da anneni uyandırırsan çok fena bozuşuruz, bilesin!
Ömrün güzel olsun!


11 Ocak 2010 Pazartesi

Breaking Doors

Nasıl yani?

Kırık daire kapısının önünde dururken aklımdan geçen ilk cümle buydu. Üstelik dairenin karanlık holüne, yamulmuş kapının ahşap çerçevesiyle oluşturduğu dar açının içinden eğilerek geçmeden girebilmenin imkanı yoktu. Cadılar bayramı için özenle seçtiğim sirk cambazı kostümünün kıymıklara kurban gitmemesi için özenle içeri süzüldüm.

Ah! Lanet!

Bir küfür savurdum. Anlaşılan Kara evi gene toplamamıştı. Ayağıma takılan boş votka şişesini öteledim ve el yordamıyla ilerledim. Kimse yok gibi duruyordu. İyi de nişanlım neredeydi? Daire kapısı neden, nasıl ve en önemlisi kim tarafından kırılmıştı? Hırsız mı girmişti? İyi de bu hırsız mal mıydı, ne halt etmeye kapıları kırıyordu? Sinirden titreyen ellerimde ışık düğmesini bulmaya çalıştım. Koridor, vitraylı avizenin ışığı ile aydınlandı.

Yatak odasının kapısı aralıktı. Saniyenin onda birinde aklımdan bin türlü evham geçti. Her soru, kasvetiyle havada asılı kalıyordu, Kara'nın telefonu saatlerdir kapalıydı, dairesinin artık bir kapısı yoktu ve Petek de ondan haber almamıştı.

Kapıyı ittim.

- KARA!
- Ha? Ne? Aaa...

Benimkisi darmadağın çarşafların arasına yayılmış, sakalı bir karış uzamış horul horul uyuyor!

- Kara bu kapının hali ne? Ne oldu? Senin tipine ne oldu? Ev bu haldeyken nasıl uyuyabiliyorsun? Telefon neden kapalı? Deliye döndüm adam!
- Hişşş, tamam dur bi' sakin!
- NASIL SAKİN OLABİLİRİM!!????

Yatağın kenarına çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya koyuldum. Kara ise doğrulmuş, ışıkları yakmış, pullu payetli mini şortu ve tüylü şapkasıyla boyaları akan bendenize bakıyordu.

- Sevgilim...
- Ne var ne?!
- Ya... Ben sabah botlarımı giymeye çalışırken sırtımı girişteki ayakkabılığa dayamıştım.
- Eee?
- İşte o devrildi. Devrilince de kapı sizlere ömür.
- E yani bu kapı sabahtan beri böyle. Neden yaptırmadın?
- Hayatım ölçü aldılar bugün dışardan, yarın sabahtan da eskici gelip bu devrilen dolabı alıp götürecek işte. İçerde monte edilmişti, kapıdan ha deyince çıkmıyor ki meret.
- E telefon?
- Şarjı bitmiş...
- Offf of! Çok sorumsuzsun, aklım çıktı!
- Üzgünüm sevgilim.

Sarıldı. Sonra da beni elimden tutup kaldırdı ve her zamanki gibi kendi etrafımda bir kere döndürdü.

- Nefes kesici görünüyorsun. Tam olarak ne kostümü bu?
- Sirk cambazı.
- Mmmm... Küheylanın olayım?
- Det! Manyak! Bi' cadılar bayramı sürprizi yapayım dedim içine ettin. Sen önce git şu sakallarını kes.
- Olmaz.
- Ne demek olmaz?
- Olmaz hayatım bu da benim kostümüm.
- Neymiş o kostüm?
- Mağara adamı.

Kahkahayı patlattım.

- Ahaha artık sana "kapısız yerden mi çıktın" dediklerinde ne cevap vereceksin merak ediyorum!
- Bizde yalan yok! Aslında ben kapı yerine şu kasaplarda takılan boncuklu perdelerden almayı planlıyordum.
- Karaaa!!!!!!
- Payetli de olabilir, daha yumuşak işi olanlardan?
- Kara dedim!
- Tamam ya... Sustum.


10 Ocak 2010 Pazar

Halloween Special


Shop 'till You Drop!

Yuu ve Şafak'ın düğün için zaman daraldıkça, gerilim tırmanmaya devam etti. Biz de, yani sevgili dünürüm Buse ve ben, bu stresi üzerimizden atmak için alışverişe çıkmaya karar verdik: Her zamanki gibi.

- Nedimeler morlu eflatunlu giyecek ya, bizim için bir renk kısıtlaması var mı?
- Yok daha neler, biz düğün sahiplerindeniz. Şahsen ben kırmızı giymeyi düşünüyorum.

Böylece kendimizi ilk gördüğümüz mağazaya attık. Birşey bulabilmek ne mümkün? Düğünün bir ağırlığı vardır, gardrobumdaki mini, siyah, zımbalı, tüllü seksi şeyleri çıkartıp da katılamam ki törene! Ne var ki dükkanlardaki giysilerin pek çoğu da öyleydi.

- Bu nasıl?
- Çok kısa.
- Bu nasıl?
- Çok genç kız işi yahu.
- Ya bu?
- Ameliyathane yeşili gibi.

Dip taraftaki askılara yöneldim.

- Şunun kesimi fena değil gibi Buse.
- Bu ne yahu! Babaanne kesimi resmen, çiçek desenleri de ekle tam olsun!
- Puff...

Güya biz stres atmaya çıkmıştık. İyice gerildik.
Ama sonunda bir kombinasyon oluşturmayı başarabildik!