11 Nisan 2010 Pazar

Evimize geldikkk....



Elimizde bebek çantası, Bikemcik'i şeker kutusu içinde evimize getirdik. Şeker kutusu dediğime bakmayın ha, hani şu yeni doğanları içine yerleştirdikleri yumuşak taşınabilir, cicili bicili nesneler var ya, ondan bahsediyorum! Ama Bik de pespembe suratıyla ve pembe hastane kıyafetleriyle tam bir bonbona benziyordu, ne yalan söyleyeyim!

İlk işim, hanımefendiye evi gezdirmek oldu. Hoş, zavallım uyukluyordu ama yine de ben, o herşeyi anlıyormuş gibi tüm odaları tek tek dolaştırdım... Bak kızım, burası yatak odamız, burası abinin, burası ablanın odası, burası mutfak... Bak bu da Cinnamon!



Sonra miniğimi kendi odasına götürdüm. Tül perdelerden birinin çekerek camın önüne geçtim ve kızımı incelemeye koyuldum.
Biçimli bir ağız, düğme kadar bir burun. Sim dökülmüş gibi parıldayan pespembe bir ten... Çok bebek görmüş geçirmiş kıdemli bir hemşire, hastaneden çıkmadan evvel bana bunun bebeğimin ilerde çok beyaz tenli bir kız olacağına işaret ettiğini söylemişti.
Sonra şu yarısı var yarısı yok, açık kumral yoluk yoluk tüyler! Saç demeye dilim varmıyor ki! Parmak ucumu yavaşça bu ipek yığınının arasında gezdirdim.
Ve Bikem, gözlerini açtı.
Şimdi bana, tıpkı doğumhanede yaptığı gibi büyük bir ciddiyetle bakıyordu. Bu kadar küçük olmasına rağmen, gözlerini nasıl sabit tutabildiğine hayret ettim. Çabuk büyüyüp adam olacaktı. İnatçıydı. Güçlüydü. Ve her nasılsa, yüzüme beni tanıyormuş, anlıyormuş gibi bakıyordu.
Bir an müthiş bir umutsuzluğa kapıldım.
Otuz beş yaşındaydım, anne olmak için son trenin son vagonu gibi birşeydi bu, hayatım aksiyonla geçiyordu, yerimde sabit kalamıyordum. Çat turne, çat av, şehir şehir, ülke ülke... Sürekli otobüs tepesinde... Bebeğimin büyüyüp genç kız olduğunu görebilecek kadar yaşayacak mıydım acaba?
Bikem, "Eh be anne, ne saçma şeyler düşünüyorsun" der gibi gözlerini devirip esnedi. Yavru ağzı derler ya, işte tam o renk! Kızımın dişsiz ağzına ve dudak kıvrımlarındaki ıslaklığa hayran hayran baktım...
Daha seninle yapacak çok işimiz var anneciğim, merak etme.
Ben senin için hep genç kalırım, ama sen de çabuk büyüme, şu bebek kokunu doya doya içime çekeyim, olur mu?