4 Mart 2010 Perşembe

Hastane yolları



- Tamam bu kadar drama yeter, hemen doktora gidiyoruz!
- Ya yok birşeyim benimm!?

Sen misin itiraz eden?
Kendimi kaşla göz arasında zorla paltom giydirilmiş ve arabanın ön koltuğunda -yine zorla- emniyet kemerim bağlanmış buldum!

- Sevgilim abartmıyor musun?

Kara, sinirden kan çanağına dönen gözlerini bana çevirerek evlilik hayatımızda ilk defa sesini yükseltti:
- Sen... Sen ne dediğinin farkında mısın ha? FARKINDA MISIN!

Sessiz kalmayı tercih ettim, kocamı yıllardır hiç bu şekilde görmemiştim.
Herşey kahvaltı masasında başladı.
Uyandığımda kendimi oldukça iyi hissediyordum, acıkmıştım. Günlerdir ağzıma doğru dürüst iki lokma koyamamıştım zaten. Yataktan doğruldum, son birkaç günü benim nazımla oynayarak geçiren ve resmen bebek bakıcılığı yapan Karam'a -ve tabii ki kendime- kahvaltı hazırlamak üzere mutfağa yöneldim.
Ekmekler tost makinasındaydı, çay demlenmişti, ben de tabaklarla bardakları çıkarıyordum. Sonra... Sonra çaydanlığı elime almamla beraber yerin ayağımın altından kaydığını hissettim: Yerdeydim.

Dengemi kaybetmem bir yana, demlikle de kendimi bir güzel haşlamıştım. Zaten bunu sık sık yapıyorum! Can acısıyla bağırdım, ardından Cinnamon'un havlamaları ve Kara'nın don paça mutfağa fırlaması...

Laf aramızda bu soğukta Kara nasıl böyle dolanıyor hiç anlamıyorum!

Gerisi malum.
Kaşla göz arasında tansiyonumu ölçen ve cık cık cıklamalarından anladığım kadarıyla sonuçtan hiç de memnun kalmayan kocam, beni koli gibi derdest edip arabaya yerleştirdi. Gık diyemedim. Kara hala söyleniyordu:

- Ateşin var diyorum, yok ben doktora gitmem. Miden kötü, yemek yiyemiyorsun, gıdasız kalacaksın, dehidrasyona gireceksin, en azından bir serum taksınlar diyorum, yok. Ona yok, buna yok! Vursunlar kıçına iğneyi gör gününü!

Ağzımı açıp itiraz edecek oldum:

- Sesin çıkmasın Bikem, sesin çıkmasın!

Ve gözümden yaşlar süzülmeye başladı. Hatırlayamadığım kadar uzun bir süredir kimse tarafından böyle çocuk gibi azarlanmamıştım... Tamam, benim için korkuyordu, benim iyiliğimi düşünüyordu da, bu kadar sert olması şart mıydı? Hem ben ne halt etmeye zırıldıyordum ki şimdi!?

- Aşkımm!? Ağlama bak... Özür dilerim.
- ...
- Valla özür dileirm yaa... Sana birşey olacak diye aklım çıkıyor anlasana! Neyse problemin öğrenelim, bünyen bu kadar yorulmasın, bakalım çaresine hemen. Hadi, n'olur üzme beni.
- Peki.

Ve böylece, kendimizi hastane kapısında bulduk.
Sonuçlar ne çıkar bilmiyorum...
Ama her ne oluyorsa, yüzleşelim artık.
Kara haklı.