
An itibariyle yarım saatlik evliyim!
İnanılır gibi değil... İlk gördüğümde "Kim ya bu ağzına geleni konuşan densiz?" diye yan yan süzdüğüm adam, bugün benim kocam.
Tüm bu tantana bittiği için sevinçliyim aslında. Evet, herşeyin ayarlanması uzun sürdü, ben çok gerildim, çevremdekileri gerdim, en ufak hatayı bile dava konusu ettim ama hepsine değdi.
Bir kere, düğünümüzün sıradışı bir organizasyon olduğunu itiraf etmeliyim. Hani gelin mekana kuğu gibi süzülerek girer, damat -adı üzerinde- damat traşlıdır, herkes ayağa fırlayıp otomatiğe bağlanmış gibi alkışlamaya hazırdır. Herşey pembe ve beyaz tonlarındadır... Yok işte, bizimkisinin bu gibi düğünlerle alakası yoktu!
Bir kere herşey siyah ve kırmızı renklerdeydi. Salonun her yerinde siyah tüylü, siyah kristal zincirli, bordo renkli güller ve ruffled tulip diye tabir edilen kızıl kan lalelerinden görmek mümkündü. Mekanın yüksek tavanına gerilen minik ampüller, yerden bakınca havada binlerce ateş böceği uçuşuyor ya da yıldızlar göz kırpıyor gibi bir efekt yaratıyordu. Yüksek ayaklı bronz şamdanlarda ve masaların üzerinde yanan kesme kristal dilek mumlarını saymıyorum bile!
Tabii ben, bu romanlardan fırlamış gibi duran atmosferin, planladığımdan çok daha harika durduğunu düşünürken gelinliğimin eteğine basmış bulundum! Zarif giriş demiştik değil mi? Here comes the bride falan? Yok kardeşim! Kocam -ahaaa artık ona kocam diyebilirim!!- dirseğimden yakalamasaydı bildiğiniz yere yapışıyordum.

Kocamm... Kocam, kocam, kocam! Valla insan damat deyince hani böyle sinek kaydı bir damat traşı, özenle şekillendirilmiş saçlar, cilalanmış rugan ayakkabılar bekliyor değil mi? Ama Kara, Londra'nın gördüğü en sıradışı damatlardan biriydi. Keçi sakalı, uzun dağınık saçları, kurukafalı gümüş kol düğmeleri ve asker botları! Tabii bir de smokin!:)

İşin "hiçbir etki altında kalmadan" kabul etme -chanelle 69 etki kapsamına giriyor mu?- kısmını atlatıp resmen karı-koca olduktan sonra, biz ipimizi koparttık. Cidden koparttık.
İçeni, coşanı, oynaşanı, sahneye fırlayıp eline mikrofon alanı, kahkahadan kırılanı! Ben bir ara Paris'in kuyruklu piyanonun üzerine oturmuş Rita Hayworth misalı martini yudumlarken gördüm, Alarcın da salonun öbür ucundan "Bikemmmm sağlam tepinn, ayakkabının altından adım mutlaka silinsinnn!!!" diye bağırıyordu!
Yorgunuummm... Başım tuttuuu...
Bir an evvel kendimi otelime atıp kocamla güzel bir uyku çekmek istiyorum.
Sonra ver elini İstanbul!


