20 Eylül 2010 Pazartesi

Vivian...
Nasıl anlatsam bilemiyorum şimdi.
Vivi, doğduğu günden bu yana hep içe dönük ve sessiz bir çocuk oldu. Bebekken, orta kulak iltihabı olduğu zaman hariç gece ağladığını hiç bilmem. Ona birşey demeden konuşmaz, ama kafasına birşey takılıp da bir soru sordu mu da karşısındaki kişiyi zekasıyla ve detaycılığıyla afallatır.
Vivian'ı şimdi Paris'in yanına gönderiyorum. Artık bir ebeveyni de o. Umarım üzerindeki bu vakur tavrı biraz olsun atar, çocuk olur, eğlenir. Paris'in neşeli kişiliğiyle onu o keskin kalıbından çıkaracağına eminim. Hem belki Summer'ın şu büyümüş de küçülmüş ergen halleri de Vivi sayesinde biraz olsun yumuşar. Her halükarda çok eğleneceklerinden eminim:)
Turne dönüşü görüşürüz kızım:)

Hayat Yolunda!

Ara sıra beni sinir krizine sokacak dramalar yaşansa da, hayat sonunda yoluna girdi gibi.
Geçtiğimiz hafta neler oldu kısaca bir göz atalım...

37 yaşına bastım. "Ayol kırkıma merdiven dayadım haalaaaa çıtırım" geyiği yapacak değilim, artık çıtır mıtır değilim. Çoluğum çocuğum torun tombalağım var. Ama Kobe'ye şükür gayet sağlıklıyım, hala sahnelerin tozunu attırıyorum, yaşıma göre gayet iyi ve formda bir vücudum var, üstelik bilmem kaçıncı kocamı alıyorum!

Evet, Ezerhan'la nihayet nikah tarihini ayarlayabildik. Onun turnesi, benim turnem, günlük meşguliyetler derken bir türlü becerememiştik şu işi. Malum, ailecek düğün mevsimindeyiz, aradan bunu da çıkartmak lazım. Gerçi ne giyeceğim ne yapacağım bilmiyorum açıkçası. Ona da ayrı bir alışveriş düzeni yapmak lazım.

Düğün demiştik değil mi? Deniz ve Bikem hayatlarını birleştirdiler, bu birlikteliklerini de nurtopu gibi bir bebe ile taçlandırdılar. Yeni torun yolda, Deniz sevinçten delirmiş vaziyette! A, tabii Şafak ve Yuu'yu da unutmamak lazım, onların da nikah masasına -yeniden- oturmasına 20 saatten az bir zaman kaldı, üstelik Yuu da hamile! Gerçi Ecem artık ailenin en küçüğü olmayacağı için ciddi anlamda depresifleşti ama olsun. Ben onun da çaresini biliyorum! (büyükannenin havuçlu keki! çaktırmayın!)

Bir diğer düğün haberi de Cem'den. Geçen gece Özlem'le saat 11'de kapımıza alacaklı gibi dayandılar. Bizim de Pınar'la erken yatacağımız tutmuştu, ne oluyor diye fırladık haliyle. "Biz evleniyoruz!" demezler mi! Pınar kalpten gidiyordu! E malum Cem benim oğlum, Özlem de Pınar'ın kızı. E Pınar benim eşim!? Velhasıl biraz garip bir durum ya neyse... Önemli olan mutlu olmaları. Hem Cem Özlem'den iyisini mi bulacak yani?
Ama laf aramızda Özlem de günlerce Cem'in evlilik teklifine cevap vermemiş, bizimkisi heyecandan, meraktan, stresten delirmiş:)

Dedim ya çok hareketli bir hafta diye. Bu tempo ilerleyen günlerde de devam edecek gibi görünüyor.
Aslında benim kafamda tüm bu tantana bittikten sonra herkesi toplayıp bir aile pikniği yapmak var ya dur bakalım...

13 Eylül 2010 Pazartesi

Paris'in Talinn Baskını



Buse ile uzun zamandır yapamadığımız pijama partisini sonunda gerçekleştirmeye karar vermiştik ki... Paris yetişti! Önce "Benim neden haberim yok!" diye bir temiz fırça yedik, sonra sabaha kadar liseli kızlar gibi dedikodu, kahkaha... Bol bol abur cubur! Cilt bakımı, mankür pedikür ile makyaj seansı da cabası!
İyi ki geldin Paris!:)

2 Eylül 2010 Perşembe

Kafa Darma Duman

Turnedeyim, her halta yetişemiyorum ki!
Karım bir yandan, çocuklar bir yandan, Ezerhan bir yandan...

Pınar kendine hiç dikkat etmiyor, depresyon tanısıyla hastaneye yatırıldı. Kobe'nin Amerika kıtasındayım, canına yandığımın konserleri sıkışık, kalkamıyorum gidemiyorum, kulağımda sürekli telefon telkin modundayım.

Öte yandan çocuklar çıldırdı, Bal ve Yağmur bir gece kaçamağına kalkışmışlar. Aralarında da birşeyler varmış sanırım -anasına bak kızını al, hem ben hem de Buse için geçerli. Çocuklar ne görüyorlarsa o- Alain öğrenmiş, Yuu öğrenmiş, Ayşegül öğrenmiş. "En son ben mi öğreniyorum lan!" diye çemkirecektim ki Yağmur'dan mesaj geldi, "Lütfen bizi anlayın. Bikem Teyze, anneme de sen anlat yoksa Buse Sultan çıldırır, öfkesini bilirsin" diye...

Ezerhan Bey mevzuuna hiç girmiyorum adam arazi!

Tepemde iki adet konser planı konusunda kafayı yemiş grup arkadaşı var... Mükemmel konser verdik, elemanlar havalara uçtu. Ben mi müziğe çok doydum, yeni nesil çok mu hevesli heyecanlı anlamıyorum ki! Bu gibi anlarda Alfredo'mu deli gibi özlüyorum, oturup hıçkıra hıçkıra ağlayasım geliyor. Biz de onunla böyle genç, hevesli, tutku doluyduk... Ah kanka!

Öyle işte.
Yorgunum.
Acaba Pınar'ın yanına gidip ben de mi bi' hastaneye filan yatsam? Az dinlemiş olurum belki.

29 Ağustos 2010 Pazar

Ah şu çocuklar...

Yaşları büyüdükçe problemleri azalıyor diyordum. Nerdeee!!??

Şafak 23 yaşına geldi, koca dana oldu. Evlendi. Aile babası oldu. Beni birbirinden civciv iki torun sahibi etti. En aklı başında, ayakları yere basan evladım derken, tak başıma boşanma çıkarttı. Yuu -gelinim olur- elimde büyüdü, öz kızım gibi severim, Şafak'tan ayırdetmem. Ama bu ikisi bazen hala dokuz yaşındaymış gibi davranmıyorlar mı deli oluyorum... Sonra ikisi birden "Ama anne!!" diye telefonda. Yok size anne manne! Aranızda halledin! Atarım terliği kafanıza! Kırın dizinizi oturun!

Şafak'tan iki yaş küçük olan Deniz, son bir iki seneye kadar beni her bağlamda çok uğraştırdı. Şimdi şükür Bikem'le tanıştı da hayatını bir hale yola koydu. Tahtalara vurayım, ben asi sıpamdan böylesi bir bağlılık performansı beklemiyordum. Demek olunca oluyormuş!

Ama şu an beni en yoran isim Bal.
Çok mu şımarttım ne oldu ben gerçekten bilmiyorum. İyi bir ebeveyn miyim ondan bile emin olamıyorum artık. Oflamalar, isyanlar, alıp başını gitmeler... Okul desen umrunda değil, kariyer desen bütün gün kafasını çizim defterinden kaldırmıyor. Graffiti sanatçısı olacakmış! Öfkeli vatandaşlardan kafana ye sopayı da gör! Ben seni beyninin kemiğini delsinler diye mi doğurdum!
Gitmiş bir de utanmadan kendi kafasına göre dövme yaptırmış... Daha 15 yaşındasın 15!!!
Efendim neymiş, 16 olsun alıp başını gidecekmiş...
Beter ol diyeceğim de, evlat işte... Kıyamıyorsun, diyemiyorsun.

Gene sinirlendim bak...
Nerede benim yasemin çayım?