28 Ocak 2010 Perşembe

Gene mi siz?


Londra demiştik değil mi? Paparazzilerden gene kurtulamadım! Ancak bu sefer peşime takılan eleman çok sevecen ve dost canlısı biri çıktı. Hatta beni sokakta görüntüledikten sonra çektiği kareleri bana e-maille yolladı bile!:)




PHOTO CREDIT: JENNIFER KENDALL


26 Ocak 2010 Salı

Home sweet home...Well...Finally!

Sonunda evi biraz da olsa toparlamayı başardık. Üstelik leopar desenli yastıklarım hala benimle birlikte!!!


5 mg. lustoline!

Yorgunluktan ne bacaklarımı, ne kollarımı ne de sırtımı hissedebiliyorum artık. Düğün günüm giderek yaklaşırken bir yandan organizasyona dair son hazırlıklarımı tamamlamaya çalışıyorum, bir yandan provalara koşturuyorum. Davet İstanbul'da yapılacak olsa sorun değil, ancak düğünümüzün taaaa Londra'da olması durumu biraz zorlaştırıyor. Çok şükür ki Kara gibi becerikli bir nişanlım ve birbirinden zevkli arkadaşlarım var.
Önceki gün, yer döşemeleri için son rötuşları yapan ustaları denetlemek için Londra'ya uçtum. (Evet, Kara resepsiyon alanının kaplanması için siyah beyaz karolar sipariş etmiş) Jetten iner inmez dekorasyon işiyle cebelleşen Hande'den bir telefon aldım.

- Alo Bikem, çiçekçideyim ben.
- Evet canım dinliyorum.
- Sipariş ettiğin bordo renkli güller yetişmeyebilirmiş, ek olarak hani ne olur ne olmaz diyerek papatya ayırtayım mı?
- Papatya mı? Delirdin sanırım! Çiçeksiz evlenirim daha iyi!
- Neden yahu? Papatyalar güzeldir?
- Nesi güzel yahu, kalın kalın sapları var, yıka salataya doğra istersen? Bana köy mezarlıklarını hatırlatıyor.
- Ay Bikemmm, saçmalama, papatya kadar naif çiçek var mı?
- Hande bak valla papatya ayırtırsan boğarım seni. Kıy paraya, ne olursa olsun o güller tamam olsun tamam mı canım?
- Tamam Bik tamam, sakin, halledeceğim. Söz.

Birkaç dakika süren sinir buhranımdan sıyrıldıktan sonra gidip ustaların başında durdum. Yerler şahane olmuştu ve tüm kırmızılı detayları yansıtacak şekilde düzenlenmişti. Listemi şöyle bir gözden geçirdim: Güller tamam sayılırdı, laleler hazırdı, papatya yoktu. Çok şükür! Zemin döşenmişti, dekor için gerekli ışıklandırma haftaya yerleştirilecekti... Herşey tamam gibi duruyordu. İyi haber! Gelinlik provaları bitip şamdanlar seçilince aşağı yukarı tüm iş bitmiş olacak.

Geriye sadece evin düzenlenmesi kalıyor ki, işte bu tam bir kabus. Çocukların odalarıyla herhangi bir sorunumuz yok. Ancak mutfağın, yatak odasının, banyonun ve salonun baştan düzenlenmesi gerekiyor. Ayrıca Batu, Kara, Simay ve Devrim için de yer açmak lazım.
Acaba...
Acaba sakinleştirici ve ağrı kesiciyi bir arada alsam birşey olur mu?
Üzerine de kas gevşetici?
Mis!!


21 Ocak 2010 Perşembe

Bzzzzt!

Aslında bir "bzzzt!" kadar kolay değil bu iş!

Uzun zaman sonra ilk kez dövme yaptırmaya karar verdim. Ensemde ve belimde uzun zaman önce yaptırdığım iki küçük dövmem vardı zaten, ama bu sefer vücudumda beni simgeleyen birşey taşımak istedim. Bu yüzden atribüm olan baykuşu seçtim. Gerçi Buse çakal ya da karga (!) dövmesi yaptırmam konusunda oldukça ısrarcı davrandı ama... Neyse!

Baykuşumun tasarımını, çizim konusunda oldukça becerikli olan kızım tamamladı. Dövmecinin kapısına beni bırakan isim ise bizzat Paris oldu.
- Hadi bak hiç acımayacak, göz açıp kapayana kadar.
- Umarım düğüne kadar kızarıklıklar geçer.
- Geçer geçer, gelinliğin içinde harika duracak, biliyorsun:)

Bana saatler kadar uzun gelen bir süre sonunda, sol omzuma işlenen baykuş tamamlandı. Şimdilik iğne yerleri biraz sızlıyor, kızarıklıklar da kabuk bağlamadan çabucak iyileşecek umarım.


PHOTO CREDIT: OWL TATTOOS


20 Ocak 2010 Çarşamba

Kocamla kovalandık!

Bir değil, tam bir buçuk saat sonra beyefendi teşrif etti.
Bu esnada çikolata dükkanının önünde yarım saattir dikilmekte olan ben sıkıntıdan patlamış bir şekilde, içerden kese kağıdına doldurttuğum truffleları lüpletiyordum.

- Hu!
- Sana derler!
- Geldim hayatım geldim. Seçemedim. N'apıyoruz?
- Ne demek n'apıyoruz? Nereye gittin ki sen?
- Çok meraklısın yahu, ellerim koptu, şu kalan torbaları da arabaya götürelim hadi. Ne aldın sen?
- Hiçç... Bir yastık, biraz da truffle.
- Şey...
- Ney?
- Ya ben sana hediye almak için mağazaya girdim, talan ettim, üstüne bir de yetmedi tüm personeli seferber ettim.
- E seferberlik bir işe yaramamış desene!:)
- Yok sorun bende, titiz davrandım.
- Beni nasıl görüp beğendin çok merak ediyorum.
- İlk görüşte aşk benimkisi, seni bilemem, sen evliydin o zamanlar:)
- Ahahaha! Ben kim bu ortamdaki manyak demiştim!
- Ben de seni magazin dergisinde görmüştüm ilk, Şafak'tı sanırım kucağındaki, küçücüktü daha. Kim bu hatun neden tanımıyorum falan oldum, heavy metal yapıyordun bir de o zamanlar. Çocuk var, evli midir acep dedim, sonra arkadaşlardan öğrendim kötü haberi. Buluşmaya gelince elimden biramı düşürdüm be!
- Deli! Ama lafı çevirmeye çalışıyorsun, biliyorum:)
- Tamam tamam... Victoria's Secret'a uğradım, oldu mu? Kızardım da valla, alışık değilim iç çamaşırı alışverişi yapmaya. Sonra bir de gözüme kapüşonu kürklü deri bir ceket takıldı, onu alayım filan derken geciktim işte...
- Ayyy bakayım!!!
- Eve gidince bakarsın, hatta giyinirsin görürüm.
- Terbiyesiz! Gel buraya, öpücem!
- Herkesin içinde? Bak yarınki manşetleri görür gibiyim ha! Ünlü müzisyen ve vali yardımcısı Bikem Mumcu, eski rock yıldızı Kara İşcan ile alışveriş merkezinde kalabalığa aldırış etmeden tutkulu dakikalar yaşadı. Aldığımız kulis haberlerine göre, yakın tarihte evlenecek olan çift, aynı eve çıkmış.
- Kara?
- Aşkım?
- Paparazziler! Geliyorlar!
- Dedim di' mi?
- Adımlarını hızlandırrr, hızlandırrr... Güneş gözlüklerim nerde??
- Arabada unuttun! Saçını yüzüne topla.
- Konuşma da topukla!!!