17 Aralık 2010 Cuma

home party with / without the press!

Country müzik tarihinde adı geçen en önemli şehirlerden biri de kuşkusuz Nashville.
Gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel kent.
Hele ki takvimler aralık ayını gösteriyorsa!
Her yer ışıl ışıl, capcanlı!





ABD'de cadılar bayramı yılın en güzel zamanının yaklaştığının habercisidir. Hele bir de kasım devrilip aralık başladı mı değmeyin keyfimize! Aralık demek kutlama demek! Noel, yılbaşı...

İşte biz de, turne yolumuzu Nashville'e düşürünce biz de bunun tadını çıkaralım dedik!

Ne var ki hafta başından beri Doğu'nun peşini bırakmayan paparazziler, mekandan mekana akma planlarımızın önünde büyük bir engel oluşturuyordu. Her adımdan haber malzemesi, ağızdan çıkan her kelimeden sansasyon yaratmayı beceren bu sevimli (!) takipçilerden kurtulmanın tek yolu, noeli evde kutlamaktan geçiyordu haliyle. Hoş, dairemizin bulunduğu apartmanın önüne de bu soğukta kamp kurdular ya neyse...

Buse Seattle'dan beri bizimle beraber yolculuk ediyordu. Kafa kafaya verip kutlama planlarımıza Pınar, Ezerhan ve tabii ki ortam kamberi Hande'yi de katmaya karar verdik. Hiçbiri hayır demedi tabii! Yalnız tek bir sorun vardı, ne Ezerhan, ne Pınar ne de Hande Nashville'i bilmiyordu. Turne kapsamında geldiklerinde de kısıtlı zamanlarını otel ve konser mekanları arasında mekik dokuyarak geçirmişlerdi. E, benim hazırlıklarla ilgilenmem gerekiyordu, Doğu da evden çıkamıyordu, ne yapacaktık?

Neyse ki Buse sabah uykusundan feragat etmeye razı oldu! Abartmıyorum, büyük fedakarlık. Laf aramızda bu uykucuyu yataktan yere yuvarlasan, zeminde uyuklamaya devam eder, o derece!



Müstakbel karıcığım elinde benim arabanın anahtarları, gözünde de kocaman güneş gözlükleriyle -biz buna "acımız büyük" gözlüğü de diyoruz- paparazzi ordusunu yara yara ilerlerken, ben de telefonumu elime alıp gerekli yerleri aramaya koyuldum.

Önce menajerim.
Yiyecek içecek işinin hallolması için bir catering firmasıyla anlaşacak zamanımız yoktu. O yüzden kendisine telefonda uzunnnnnnn bir liste yazdırıp alışverişi en kısa sürede halletmesini istedim. Daha sonra dekorasyon rötuşları, mumlar, süsler, önceden alıp tur otobüsüne attığımız hediyelerin yerleştirilmesi, masa hazırlanması vs vs vs derken ben saati unutmuşum! Kapı çaldığında merdiven tepesindeydim. "Gene bu bu medya ordusu.." diye küfretmeye hazırlanıyordum ki, perdenin aralığından bakan Doğu, Buse'nin geldiğini haber verdi.

Becerikli hatunum paparazzileri ara yollardan gidip atlatmış, bizimkileri havaalanından alıp şehir merkezindeki otellerden birine yerleştirmiş ve akşam saat yedide hazır olmalarını, gelip onları alacağını tembih etmişti. Bu arada noel zamanı herhangi bir otelde rezervasyonsuz yer bulmanın ne kadar zor olduğunun altını çizmem gerek. Buse'nin mekan yönetimini "Sen benim kim olduğumu biliyor musun haa????" diye tehdit ettiğinden şüpheleniyorum. Neyse!

Ezerhan, Pınar ve Hande'yle de her biri yarımşar saat süren uzunnnn bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra kendimi duşa attım. Banyo kapısının aralığından şöyle bir baktım da, eksik yok gibi görünüyordu. Sabahtan beri koşturan Buse ayaklarını uzatmıştı, Doğu da menajerimin getirdiği boşalt boşalt bitmeyen poşetlerle cebelleşiyordu. Kapıyı kapadım, artık huzur içinde yıkanabilirdim!


Duş çıkışı hemen saçımı kurutup basit bir at kuyruğu yaptım, dolaptan da bir jean ve ekoseli bir gömlek çekip hızlıca giyindim. Akşam çökmeye başlamıştı, Buse tekrardan anahtarları alıp çıktı, Doğu ses sisteminin son ayarlamalarına bakar ve playlistimizi hazırlarken ben de yavaştan salonun ışıklarını yaktım.



Saat yediye yaklaşırken artık yapacak çok da fazla bir iş kalmamıştı. İçeceklerimiz buzluktaydı, mükellef bir masa hazırlanmıştı, Doğu müzikle ilgili her ayarlamayı tamamlamıştı. Noel ağacımızın ışıkları şıkır şıkırdı, şöminemiz yanıyordu. Ben de yere birkaç minder attıktan sonra rujumu sürmek için ayna karşısına geçtim ki.. Kapı! Bizimkiler gelmişti sonunda!

Sarılışmaca, kucaklaşmaca, bir anda atmosferi saran kahkahalar... Geriye çekilip şöyle bir baktım da, ailemin bu şekilde birarada olması içimi ısıttı. Hepimiz bir anda çocuklaştık! Doğu, Ezerhan'ın sırtına dostane yumruklar indiriyordu, Pınar "Hmmm bu kokular da ne böyleee??" diye çoktan mutfağa fırlamıştı, Buse ise arkasından "Yemeği parmaklamaaa!!" diye koşturuyordu!

Böylece gecemiz start aldı!

Dışarıda basın ordusunun ertesi gün manşetleri süsleyecek bir tüyo alabilmek için çıldırdığı belliydi. Bir noktadan sonra perdeleri çekmek zorunda kaldık. Tabii bu patlayan flaşların önüne geçemedi. Çok da umurumuzdu!

Gecenin ilerleyen saatlerinde, biraz da alkolün etkisiyle hepimiz iyice coştuk. En son Hande striptiz yapması için Buse'yi gaza getirdi, herkes "Sooo-yun! Sooo-yun!" diye tempo tutmaya başladı. Doğu ise noel baba kostümü giymiş -nereden bulduysa- masanın üzerine çıkmış, şampanyayı açmaya çalışıyordu. Ben de elimde fotoğraf makinesi ne bulursam çekiyordum da, ciddi anlamda bir yerden sonrasını hakikaten hatırlamıyorum.







Ertesi sabahın bize getirisi, darma duman olmuş bir ev, cam kırıkları, buz torbaları ve baş ağrısı oldu.
Magazin manşetleri de cabası!


"Death Note ekibinden muazzam noel partisi! Bikem Vargın'ın hazırlıklar için bir gecede 150 bin dolar harcadığı öğrenildi!"

"Şok şok şok! Çılgın gece kavgayla noktalandı! Doğu Vargın ve eşinin Nashville'deki evlerinde verdikleri partide olay çıktı. İddialara göre punk rock sanatçısı Ezerhan Selânikli ve country duayeni Doğu Vargın Bikem yüzünden birbirlerine girdi!"

"Bikem Vargın'ın ehliyetine el mi kondu? Nashville'e gelen ünlü yıldızın arabasını nişanlısı Buse Çobanoğlu'nun kullanması dikkat çekti. İkiliye yakın bazı kaynaklar ise Bikem'in polisle başının derde girmediğini, ancak Buse Çobanoğlu'nun mal varlığına haciz geldiğini ve bu nedenle sevgilisinin arabasını ödünç aldığını açıkladı."

"Çifte bebek sürprizi! Bikem Vargın'ın hamilelik nedeniyle eve kapandığı öne sürüldü! Bebeğin hangi kocasından olduğu bilinmeyen sanatçının sessizliği, bu yöndeki şüpheleri arttırdı. Bikem'in evinden ayrılırken kameralara yakalanan güzel rockçı Buse Çobanoğlu ise, Doğu Vargın'dan bebek beklediği iddialarına 'Hayır ben Noel Baba'dan hamileyim!' yanıtını verdi."

Yuh.
Sadece yuh.
O "yakın kaynakları" bulursam, 150 bin dolarla (!) beraber şöminede yakacağım.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Buse'm Noel için yanıma geliyor!


Bu sefer hazırlıklara önden başladım;)

12 Aralık 2010 Pazar

Halloween or Cosplay?

Bu gece Doğu, Murat ve Ezerhan'ı evde bırakıp kendimizi Şangay sokaklarına atıyoruz!

Şehir merkezindeki kostümlü parti için rezervasyonumuz üç hafta evvelinden yapılmış, Buse ve Hande de uçak biletlerini ona göre ayırtmışlardı. Sabah dokuz uçağıyla sorunsuz iniş yaptılar. İçinde kıyafetlerin ve makyaj malzemelerinin bulunduğu çantaları bagaja yerleştirip doğruca otele yollandık.

Sarılışıp öpüşme, birer sigara ve kahve faslının ardından ellerimi çırparak ayağa fırladım.
- E hadi bakalım kostümleri görelim! Umarım vampir ya da kedi kadın olmayacaksınız? Sokakta onlardan milyon tane olacak!
- Deli misin? Asla!
- Hah aman iyi... Sonra partide birbirimizi kaybedersek her kuyrukluya Hande diye atlamayayım ;)

Buse kıkırdayarak valizine ilerledi.
- Ne giyeceğimi üç aşağı beş yukarı tahmin edersin.
- Bubba? Ay yoksa Talbot mu?
- Ha- ha! Çok komik! bekle bakalım, ipucu geliyor...

Çantadan inci bir bileklik çıktı.

- Yoksa?
- Evett???


- Serenityy!!!
- Mükemmel mükemmel mükemmel!!!!!
- Sen Bik?
- O halde benden de bir ipucu geliyor...

Makyaj masasının çekmecesinden gümüş bir revolver çıkarttım. Sahte tabii..
- Mmmm...
- Yok bilemedim.
- Hadi ama kızlar... Ne kadar zor olabilir?
- Tabancalı kim vardı ki öyle...
- Bekleyin, giyinip geliyorum.
- Ay hiç üşenmiyorsun!
- Şöyle diyeyim, üşenmek bir yana, bu kostümün içinden hiççç çıkasım yok!
- ?!

- Yuhhh!!!!
- E ben bunu nasıl tahmin edemedim ki???
- E kim ki bu?
- Handeeee, dayak geliyor! Yuuki!
- Haaa... Yuuki...

Kostümümün içinde şöyle bir döndüm, sonra terlik yemekten korkan Hande'ye silahımı doğrultarak sordum;

- Eeee hanımefendi... Siz ne olacaksınız bu gece?
- Şeker Kız Candy!
- Handeeeee....
- Eee.. Tsubasa?
- HANDEEEEE!!!!!!!!!!!
- Öhm tamam..

Amane Misa???
Doğu Ryuk kılığında geceyi basarsa şaşmam!!!!

11 Aralık 2010 Cumartesi

BB ♥ (Tiffany&Co.)

Son birkaç gündür turne programımız nedeniyle Paris'le aynı şehirlerdeyiz. Tabii insanın yakın arkadaşlarından biriyle seyahat etmesi bambaşka bir tat. Bu sayede hem eski günleri yadediyor, hem çok eğleniyoruz. Vivian'ı görebilmem de cabası!

E şimdi Paris'in benim yanımda olup da, düğün organizasyonumuza parlak fikirleriyle müdahale etmemesi mümkün mü? Tabii ki değil!

İşin gırgırı bir yana, Paris başlı başına bir stil ikonu. Herşeyin en kalitelisini, en zarifini ve tabii en pahalısını bulur gelir, mükemmel kombinasyonlar yaratır. Mesela ben, eskiden sahneye yırtık bir kot ve üç beş tişörtle çıkardım - ta ki Paris benim turne gardrobumu elden geçirene kadar! Artık her konsere farklı ayakkabı, elbise ve ona uygun aksesuarlar ile çıkıyorum. İki şehirde üstüste aynı kıyafeti giyecek olsam, hatun kişinin sesi anında kulaklarımda çınlıyor: "Bikem! Seni beni delirteceksin! Sen bir starsın, idolsün, magazin basını her konserinde ön sıralardan seni izliyor, nasıl aynı şeyi giyersin! Ne yazarlar sonra hakkında!"

Yuu'nun düğününde "Wedding Day Survival Kit" ile çıkagelen Paris'ti. Pijama partilerimize Victoria's Secret'tan özel paketler hazırlatan da.. Hal böyle olunca, bizimki elinde kocaman yeşil bir Tiffany's kataloguyla gelince hiç şaşırmadım.

- Paris, bu ne böyle?
- Sana getirdim:)
- Bana mı, niçin?
- Şimdiii... Düğünde davetlilere illa hediye olarak birşeyler dağıtacaksınız, değil mi?
- Evet tabii ki.
- İşte ben de diyorum ki, bu katalogtan şöyle şık zarif birşeyler seçelim. Üzerine sizin baş harflerinizi filan yazdırırız, özel konuklarınıza anı olması için veririz. Hem daha önce hiç yapılmamış birşey, hem de anlamlı.
- Harika fikir!

Hiç hayır der miyim? Paris düşünmüşse iyi düşünmüştür! Böylece kataloğun sayfalarına hızlı bir dalış yaptık.



Ben beğendiklerimi işaretledim. Buse de bir baksın, o da hangilerini beğendi bir göstersin. Sonra geriye bir tek siparişleri vermek kalacak.