24 Kasım 2010 Çarşamba

Crypt

- Elimi tut.
- Ay tüylerim diken diken oldu!
- Korkuyor musun?
- Ne münasebet! Sadece gerginim.
- E o çene takırdaması sesi nereden geliyor?

* kafalar döner*

- ONAT!!!!!!

23 Kasım 2010 Salı

The foulest stench is in the air, the funk of forty thousand years!


Thriller - Music Video

Avdan son durum raporu...

An itibariyle Doğu, Onat, Pam ve ben Londra'ya doğru uçuşa geçtik.
Kocam kafayı yemiş durumda. Hepimizin mühimmatını tek tek kontrol ediyor, tılsımlarımız boynumuzda mı bakıyor, sürekli saat hesabı yapıyor: "Şimdii.. 23.30 sularında mezarlık kapısında olursak, hepimizin zamanı gelince bir dakika içinde girişe hücum etmesi gerek..."

Mübarek, sanki zombilerden korkmadığımızı kanıtlamak için değil de katliam yapmaya gidiyoruz!

Bana göre hava hoş. Ben geçen sene iki bin küsürüncü zombimi hakladım, ellerimi kan ve beyin artıklarından temizledim. Artık karanlıkta elimde tüfek, sırtımı duvara verip köşe başından düşman gözetleme faslım bitti. Hakeza Doğu da aynı şekilde, ama gene de "Yanımızda mutlaka tüfek olsun, maazallah" diye tutturdu. Biz karı koca her ne kadar daha relaks olsak da (tamam sadece kendi adıma konuşayım Doğu hiç de relaks değil!) Pam ve Onat'ın daha katedecek çok yolu var.

Neyse!
Londra'ya indikten sonra otele yerleşmece, yemek, az biraz uyku ve gecenin gelişini gözleme... "Otele yerleşme" diyorum, aman yanlış anlaşılmasın, yanımızda bırak valizi, çanta bile yok! Hepimizin üzerinde birer tişört, birer şort salınaaaa salına geziyoruz.
Benim topukluları saymazsak!



- Bikem bu ne şimdi yani?
- Bildiğin topuklu ayakkabı.
- Nasıl yürüyeceksin sen bununla içeride?
- Yahu yürürüm yürümem. Düz ayakkabıyla rahat edemiyorum, bilmiyorsun sanki. Geçen gün sahnede bileğimi kırıyordum babetlerle.
- Sonra bana "Hayatım ayaklarım gitti, şu tüfeği az sen tutsana" filan deme de.
- İddiasına var mısın?
- Peh!
- Ne?
- Kaybedeceğimi bile bile neden iddiaya gireyim?
- E madem kaybedeceğini biliyorsun neden bıdı bıdı ediyorsun?
- Stresten çeneme vurdu... *surat sallandır*
- Kıyamammm!!!! *öp*

20 Kasım 2010 Cumartesi

Love Rocks!!!! Happily Ever by After Bik & Doğu


Ayakkabılarım!!!!!!


Pırlanta böyleyse takarım efendim!

Sonunda Doğu ile hayatlarımızı birleştirmeyi başardık!

İşin aslı, bütün organizasyonu baştan sona hazır etmek son derece zordu, malum turnedeydik. Singapur'dan çiçekçiyi ara, efendim Londra'dan pastaneyi ara, gelinlik provaları için kıtalararası İzmir'e uç... Ne oldu, telefon faturaları hepimize girdi. İyi de oldu, mis gibi bir davet hazırladık çıkardık!

Bilen bilir benim düğünlere olan düşkünlüğümü. Hele ki ben evleniyorsam! Herşey kusursuz olacak diye tutturuyorum. Bu sefer de yine öyle oldu. Aslında hiç gergin değildim ama Doğu'nun özene bezene süslediği gümüşi gri spor arabadan inip de Ayasofya'nın girişine ilerlerken gene birşey boğazımda düğümlendi, ellerim titremeye başladı.

Bu sefer herşey retro olsun istedim, nitekim öyle de oldu. Nedime kıyafeti işini Buse'ye bırakmıştım, şahane bir seçim yapmış. Kızların hepsi ellerinde zambak aranjmanlarıyla ve Topshop'tan alınma pullu dökümlü elbiselerle sıraya dizildiler.

Nikah şekeri işini de Paris üstlendi. Mor tülden -en sevdiğim rengin bu olduğunu söylemeye ne hacet!- tam rock'n roll işi zarif ve asi bir enstantene sipariş etmiş. Love Rocks!!!

Davete gelirsek... Bununla uğraşmak benim işimdi, nitekim bütün ailemizi ve arkadaşlarımızı biraraya toplayıp ufak (!) bir eğlence düzenledik.

Hande sahneyi ele geçirirken!


Düğünün en güzel kızı! Benden bile göz alıcı! Karşınızdaaa.. Bik!

Sonrası gece boyu dans, alkolün dozunu -her zamanki gibi- kaçıran misafirler... Bir ara Hande ve Murat'ı alı al moru mor üzerlerini düzeltmeye çalışırken gördüm, artık iki arada bir derede nereye sıvışıp ne yaptılarsa...



Happily Ever After!

Son durum budur.
Şimdi şişen ayaklarımı bu taşlı, kokoş cendereden kurtarıp biraz dinlenme ve birer kadeh daha içki doldurma zamanı!
Sanırım artık evliliğin sefasını sürmeye başlayabilirim ;)

Katılan herkese çok teşekkür ederiz!!

Bikem & Doğu Vargın


14 Kasım 2010 Pazar

B'Day: Birthday or Bikday

Bugün benim doğum günüm!
Aslında ben doğum günleri konusunda son derece kıskanç bir insanımdır, bütün ilgi benim üzerimde olsun isterim, pastanın en büyük dilimini ben yerim, şımarırım, her istediğimi *her zamanki gibi* yaptırırım. Sözün özü, doğum günlerim benim hükümdarlığımın tescil günleri gibi birşeydir!

Ama bugün, hayatımda ilk defa doğum günümü birisiyle paylaştım. Üstelik benimle aynı evde yaşayan ve aynı adı taşıyan küçük bir kızla! Hı hım, doğru tahmin: Minik Bik:)

Dünyalar tatlısı güzel kızım, hiç kuşkusuz bana en güzel doğum günü hediyesi, senin yanımda olman. İyi ki bizimsin, iyi ki bizimlesin, iyi ki varsın. Gerçi sen şimdi bu yazdıklarımı anlayamayacak yaştasın, ancak ne kadar sevildiğini gayet iyi bildiğinden eminim. Kobe bize uzun ömürler bahşetsin ki, senin büyüyüp mükemmel bir genç kız olduğunu her birlikte görebilelim.

Seviliyorsun bi'tanem.
Nice senelere!