29 Ağustos 2010 Pazar

Ah şu çocuklar...

Yaşları büyüdükçe problemleri azalıyor diyordum. Nerdeee!!??

Şafak 23 yaşına geldi, koca dana oldu. Evlendi. Aile babası oldu. Beni birbirinden civciv iki torun sahibi etti. En aklı başında, ayakları yere basan evladım derken, tak başıma boşanma çıkarttı. Yuu -gelinim olur- elimde büyüdü, öz kızım gibi severim, Şafak'tan ayırdetmem. Ama bu ikisi bazen hala dokuz yaşındaymış gibi davranmıyorlar mı deli oluyorum... Sonra ikisi birden "Ama anne!!" diye telefonda. Yok size anne manne! Aranızda halledin! Atarım terliği kafanıza! Kırın dizinizi oturun!

Şafak'tan iki yaş küçük olan Deniz, son bir iki seneye kadar beni her bağlamda çok uğraştırdı. Şimdi şükür Bikem'le tanıştı da hayatını bir hale yola koydu. Tahtalara vurayım, ben asi sıpamdan böylesi bir bağlılık performansı beklemiyordum. Demek olunca oluyormuş!

Ama şu an beni en yoran isim Bal.
Çok mu şımarttım ne oldu ben gerçekten bilmiyorum. İyi bir ebeveyn miyim ondan bile emin olamıyorum artık. Oflamalar, isyanlar, alıp başını gitmeler... Okul desen umrunda değil, kariyer desen bütün gün kafasını çizim defterinden kaldırmıyor. Graffiti sanatçısı olacakmış! Öfkeli vatandaşlardan kafana ye sopayı da gör! Ben seni beyninin kemiğini delsinler diye mi doğurdum!
Gitmiş bir de utanmadan kendi kafasına göre dövme yaptırmış... Daha 15 yaşındasın 15!!!
Efendim neymiş, 16 olsun alıp başını gidecekmiş...
Beter ol diyeceğim de, evlat işte... Kıyamıyorsun, diyemiyorsun.

Gene sinirlendim bak...
Nerede benim yasemin çayım?

12 Ağustos 2010 Perşembe

Tarz Meselesi..!

Cowgirl

Country Zamanı!


Son zamanlarda üniversiteden dışarı adım atamıyorum, kendimi country müzik tarihçesi üzerine eğitiyorum. 1920'lerden bu yana country hangi aşamalardan geçmiş, öncü isimleri kimler, bunların tarzları nasıl, işin Nashville'de başladığı noktadan günümüz rock müziğine nasıl ilham verdiğine kadar didik didik araştırıyorum. Eh tabii bir de işin nasıl gitar tutulur, nasıl tütün çiğnenir, şapka havada çevrilerek nasıl usturuplı fırlatılır gibi görsel incelikleri de var.
Ancak bugüne kadar aşağı yukarı her müzik türüne el atmış progresif bir sanatçı olarak tek bir vazgeçilmezim var, o da deri ceketim!
Ha bi' de birkaç çift renkli kovboy çizmesi edinsem iyi olacak sanırım...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Sorunsal

- Son iki gündür neden herşeyin ters gittiğini buldum.
- Cenabet misin?
- #31 Country&Western sanatçısı!
- !!!???
- Grup cenabet azizim grupp!!!!!!

3 Ağustos 2010 Salı

Doktor Müsvettesi!!!!

Hangisi daha korkutucu?
"Beyinnnn, beyinnn!!!" diye labirentte üzerinize gelen zombiler mi, yoksa başıboş bir şekilde "Hastaaaaa, hataaaa!!" diye elinde şırıngalarla dolaşan doktor müsvetteleri mi?
Bence ikincisi.
Kendimi Alfred Hitchcock filmlerinden birinde gibi hissediyorum, ya da ucuz fetiş bir yapımda. Başrolde de eli iğneli sapıklar, kan almak için etrafını çeviriyorlar!!

Bugün oğlum Onur, ilk defa zombi avına katıldı. Gergindi, uzun zamandır bugüne hazırlanıyor olsa da tüfeğini tutarken elleri hafifçe titriyordu. Gene de sezdirmemeye çalıştı, labirente başı dimdik girdi ve gözden kayboldu. Ben ve Ayşegül de Onur'un çıkışı için beklemeye koyulduk.

Aradan birkaç saat geçmişti ki, mezarlığın kapısı yavaşça aralandı ve dışarı çıkan yaralıların arasında oğlum gözüme çarptı. Hemen koştuk, iyiydi ama ısırılmıştı. Yakınlardaki belediye binasına geçtik, bir yandan Onur'u taşımak için güvenli bir yer arayışındaydık, diğer yandan da Ayşegül çantasından çıkarttığı kan örneği alıcısını hazırlıyordu. İşte ne olduysa o anda oldu, kadının biri fırlayarak Ayşegül'ü yere devirdi ve yüzünde psikopatça bir zafer ifadesiyle iğneyi oğluma sapladı. Onur'un bağırdığını duyunca gözüm döndü.

Kadının üzerine yürüdük üçümüz de, ama bir özür beklerken kendimizi lağıma düşmüş bulduk! Biz ne karışıyormuşuz, o dilediğini iyileştirirmiş, haddimize miymiş, yasak mıymış, efendim biz -annesi ve ablasıyız dikkatinizi çekerim- oğlumun kanlarını çekip çekip iğne yapıp hastalığından para kazanıyormuşuz... Ne ithamlar ne ithamlar!

Sinirden delirdim tabii. Bir de karşıma geçmiş çok afedersiniz çingene mahallesinden fırlamış gibi laf yetiştiriyor. Çareyi yetkililere dilekçe vermekte bulduk.

Hasta hakları hiçe sayılıyor. Her zombi avı işkenceye döndü, İstanbul'a gitmek de keza öyle. Adım atınca kevgire döndürüyorlar. İnsanlara tedavi isteyip istememe, tedavi olacaksa doktorunu seçme hakkının acilen verilmesi lazım. Yoksa bu rezillik daha sürer gider!