"Beyinnnn, beyinnn!!!" diye labirentte üzerinize gelen zombiler mi, yoksa başıboş bir şekilde "Hastaaaaa, hataaaa!!" diye elinde şırıngalarla dolaşan doktor müsvetteleri mi?
Bence ikincisi.
Kendimi Alfred Hitchcock filmlerinden birinde gibi hissediyorum, ya da ucuz fetiş bir yapımda. Başrolde de eli iğneli sapıklar, kan almak için etrafını çeviriyorlar!!

Bugün oğlum Onur, ilk defa zombi avına katıldı. Gergindi, uzun zamandır bugüne hazırlanıyor olsa da tüfeğini tutarken elleri hafifçe titriyordu. Gene de sezdirmemeye çalıştı, labirente başı dimdik girdi ve gözden kayboldu. Ben ve Ayşegül de Onur'un çıkışı için beklemeye koyulduk.
Aradan birkaç saat geçmişti ki, mezarlığın kapısı yavaşça aralandı ve dışarı çıkan yaralıların arasında oğlum gözüme çarptı. Hemen koştuk, iyiydi ama ısırılmıştı. Yakınlardaki belediye binasına geçtik, bir yandan Onur'u taşımak için güvenli bir yer arayışındaydık, diğer yandan da Ayşegül çantasından çıkarttığı kan örneği alıcısını hazırlıyordu. İşte ne olduysa o anda oldu, kadının biri fırlayarak Ayşegül'ü yere devirdi ve yüzünde psikopatça bir zafer ifadesiyle iğneyi oğluma sapladı. Onur'un bağırdığını duyunca gözüm döndü.
Kadının üzerine yürüdük üçümüz de, ama bir özür beklerken kendimizi lağıma düşmüş bulduk! Biz ne karışıyormuşuz, o dilediğini iyileştirirmiş, haddimize miymiş, yasak mıymış, efendim biz -annesi ve ablasıyız dikkatinizi çekerim- oğlumun kanlarını çekip çekip iğne yapıp hastalığından para kazanıyormuşuz... Ne ithamlar ne ithamlar!
Sinirden delirdim tabii. Bir de karşıma geçmiş çok afedersiniz çingene mahallesinden fırlamış gibi laf yetiştiriyor. Çareyi yetkililere dilekçe vermekte bulduk.
Hasta hakları hiçe sayılıyor. Her zombi avı işkenceye döndü, İstanbul'a gitmek de keza öyle. Adım atınca kevgire döndürüyorlar. İnsanlara tedavi isteyip istememe, tedavi olacaksa doktorunu seçme hakkının acilen verilmesi lazım. Yoksa bu rezillik daha sürer gider!


