12 Mayıs 2010 Çarşamba

Büyüme sancıları


Ağlayayım mı güleyim mi sevineyim mi üzüleyim mi gerçekten bilmiyorum.

Duş almak için kıyafetlerimi çıkarıp içeri geçmiştim. Bikem de Ayşegül'ün yanındaydı, abla kardeş yatak odasında yere oturmuş oyun oynuyorlardı. Henüz suyu bile açmamıştım ki, büyük kızımın seslendiğini duydum;

- Anneee!!! Buraya gel! Ama yavaş ol!

Olabildiğince seri ve sessiz adımlarla yatak odasının kapısına gittim. Karşımdaki manzara, daha önce de defalarca karşılaştığım birşeydi, ama yaşların göz pınarlarıma hücum etmesine mani olamadım.
Benim yavru Bik'im, o tombul ayaklarının üzerine dikilmiş, ellerini de karşısındaki boy aynasına dayamış dikkatle kendini inceliyordu. Hangi birine sevinmeliydim şimdi? Emeklemekten taytay durmaya geçişine mi, aynada kendini tanımasına mı?

- Aşkımcığım?

İplemedi tabii ki. Narsist bir şekilde kendine bakmayı sürdürdü, sonra alttan iki dişi gözüken o sevimli ağzıyla aynadaki aksine kocaman bir gülücük attı.
Yok bu kız kendine aşık! Avucunu öpüyor, sonra aynaya vuruyor, kıkırdıyor, kıkırdıyor... Çok geçmeden koca ayna minik parmak izleri, dudak izleri ve lekelerle doldu. Artık iyice ağırlaşan kızımı tutup kaldırdım ve tepinmekten terleyip yapışan bukleli kafasından öptüm.

- Sen ne ara öğrendin bakalım bu kadar şeyi ha?

Ağzı dolu dolu söylenmeye başladı. Efendim neymiş, ben onu neden ayna karşısından almışım, o muhteşem görüntüsünü izleme zevkinden neden mahrum etmişim? Anlamıyorum sanki! Gelişigüzel heceler sinirli sinirli ağzından döküldü. Yok yokkk, küfürbaz da olacak bu! Aynı anası!

Son birkaç haftadır Bikem öyle hızlı gelişiyor ki, her sabah kalktığında yeni birşey öğrenmiş oluyor sanki. Gece uykusunda Kobe kulağına mı fısıldıyor bilmiyorum ki! Önce mama kaşığına vuran tık tık sesler, bir baktım diş patlatmış. Sonra ilk heceler... Mama, atta, abba, abi... En sonunda da anne! Anne de değil ha, anna!

- Kızım anne de. An-ne.
- An-na.
- An-ne, anne.
- An-naa!!

Daha da zorlarsan çığlığı basıyor zaten!
Turne yaradı kızıma.:)