6 Şubat 2010 Cumartesi

Yatağımdaki yabancı!

Bu adam var ya bu adam, benim nişanlım olan hani!? Uyku sersemi gene yüreğime indirdi!

Sabahın altısında kendiliğimden uyandım. Beni neyin uyandırdığına dair hiçbir fikrim yoktu, normalde kalkış saatim sekizdir, sekizden önce top patlasa gözümü açamam. Kalkıp şöyle bir evi dolandım; herşey yolundaydı: Kapılar kilitli, camlar kapalı, hava daha tam aydınlanmamış ve herkes uyuyor. Kara dün gece bende kalmamıştı, halen eski dairesindeki kişisel eşyalarını toparlamaya çalışıyordu.
Çıplak ayaklarımı sürüye sürüye yatağıma geri döndüm.

...

Ne kadardır uyuduğumu bilmiyordum, odamın kapısının hafifçe aralandığını duydum. Beynim kapalı devre çalışmaya devam ediyordu, ayak seslerini duyuyor ama tepki veremiyordum. Uyanasım yoktu.

- Solnuşkaaa...
- Mmm...
- Sol? Solnuşkaa'm!

Omzuma bir öpücük kondu, Kara gelmişti. Öyle rahat uyuyordum ki! Ne olurdu şimdi beni uyandırmaya kalkışmasa da yanıma girip o da vursa kafayı!? Yok, illa kaldıracak. Bir öpücük... Bir öpücük daha.

- Yaaa!

Kaidemi dönüp, kafamı devekuşu gibi yastığın altına sokmamla beraber, Kara'nın usulca yanımdan kalktığını hissettim.
Çok da umrumdaydı! "Uyu Bikem uyu. Gitsin içerde çayı koysun, kahvaltı hazır olunca uyandırsın" diye geçirdim içimden. Ama hala odadaydı, çünkü içeri girerken kapıyı kapattığına emindim ve henüz bir başka gıcırtı da duymamıştım.
Derken, ayakucumda bir ağırlık hissettim.
"Aşkım n'apıyorsun yaaa?" diye mızıklandım, ama bu Kara olamazdı! "Ağırlık" bacağımdan kalçama, oradan da sırtımı yürüyordu! Dört ayaklı!
Ani hareketlerden kaçınarak kafamı usulca yastığın altından çıkarttım. Uyku muyku kalmamıştı! Kara'm güldü:

- Hatun kalk bakalım!
- Ay bu ne??

Yatakta hafifçe yan dönmemle beraber dengesini kaybeden yavru, yorganın üzerine yumuşak bir iniş yaptı!

- Nerden çıktı buuu?
- Düşündüm düşündüm, bizim neden köpeğimiz yok dedim:)
- Bak sennnnn!!!!!!

Bal-tarçın arası tüyleri olan bu ıslak burunlu, şiş göbekli yavru, kuyruğunu sallayarak o hantal halinden hiç beklenmeyecek bir çeviklikle kucağıma atladı. Tasmasının altını kaşımaya başladım; sevgilim bu ufaklığa kiremit kırmızısı çok güzel bir deri tasma almış, ucundaki madalyonu da üzerine isim yazdırmak üzere boş bırakmıştı.

- Adın ne senin bakayım ha, adın ne?
- Ohh baksana, hemen yerleşti benim tahtıma!
- El kadar bebecik eniği mi kıskanıyorsun sevgilim? Aaa.. Hem bak kendi rakibini kendi elinle getirdin baştan söyleyeyim!
- Biz erkek dayanışması yapacağız onunla, bak görürsün!
- Adı ne olacak bunun?
- Hımm..

Kucağımda karış karış esneyerek pembe dilini cömertçe (!) sergileyen bu minik et yumağına baktım.

- Buldum!

Ve böylece bugünümüz, yeni köpeğimizle oynayarak geçti. Gidip tasmasına adını -Cinnamon (Tarçın)- yazdırdık, veteriner işlerimizi hallettik, sağlık karnesini çıkarttırdık, sonra da kabıydı mamasıydı şampuanıydı bir dolu malzeme satın aldık. Tabii tüm bu işlemler sırasında beyefendi benim ceketimin içinde geziyor, arada aklına eserse kafasını dışarı çıkartıyor, sonra yine göğsüme saklanıp uyuyordu. Yakında beni annesi zannederse şaşırmayacağım!