30 Mart 2010 Salı

Sahne kokusu alıyorum...

Bana kariyerim boyunca yol gösteren ve her daim akıl hocalığı yapan Buse'nin o kaçınılmaz "Eee, turneye ne zaman başlıyorsun artık?" sorusunu sorması üzerine, sahne hasretim depreşti. Sahi bir seneyi geçmişti bu ara! Alfredo'nun inişli çıkışlı halleri ve sağlık durumu, benim evlilik hazırlıklarım, bebek derken ben işi bayağı boşlamışım meğer! Hızla harekete geçtim.



İlk iş, saatin kaç olduğuna aldırmadan yatağımın üzerinde bıraktığım laptopumu kucaklamak oldu. Salondaki geniş masaya yerleştim ve cep telefonumu da yanıma aldım. Önce menajerimi aradım. Adamcağız kız arkadaşıyla akşam yemeğinin ortasındaydı! Ona bu gece bir e-posta yollayarak yeni turne için tarihleri bildireceğimi söyledim ve bu program çerçevesinde Gaia'dan gerekli rezervasyonları yaptırmasını istedim.

Bu arada belirtmeliyim, Gaia bar zinciri, yıllardır güvenerek çalıştığımız ve kendimizi hangi şehirde olursak olalım son derece rahat hissettiğimiz bir müessesedir. Reklamları izlediniz!;)

Sonra oturup ince hesaplara giriştim. Ekibin hangi tarihlerde nerelerde sahne alacağı, ekstralar, araç rotasıyla ilgili tüm ıncık cıncık işleri halledip dosya halinde toparladım. Normalde tüm bu zımbırtıları ayarlamak menajerimin işidir ama sahneyle ilgili şeylerle uğraşmayı öyle özlemiş ve bu zorunlu ev istirahati yüzünden öyle sıkılmıştım ki! Böylesi çok daha keyifli oldu!

Bu turneden öyle aman aman sonuçlar beklemiyorum. Çünkü Alfredo ile yollarımız artık ayrıldı. Tüm atraksiyon işleri onun sırtında olduğundan, onun yerini Ayşegül ve Cem alacak. Haliyle istediğimiz kıvama ulaşmamız, bundan bir sonraki turneye kadar sürecek. Olsun! Ben halimden memnunum...

Sahnelerin kokusunu şimdiden burnumda hissedebiliyorum...

26 Mart 2010 Cuma



Başlık seksi ama içerik nedeniyle hayalkırıklığına uğrayabilirsiniz!
Çünkü benim bu aralar yataktaki halimin seksilikle pek ilgisi yok.
Hoş, Kara her fırsatta aksini iddia ediyor ama, ben nedense öyle hissetmiyorum.

Halsizliklerim iyice artınca doktorum bir süre ev istirahati verdi. Kayıt, prova yasak. Ben de ne yapayım? Evde de rahat vermiyor ahali zaten. Yok aman hızlı hareket etme, banyoya tek başına girmeye kalkma başın döner ayağın kayar düşersin, onu kaldırma, bunu çekeleme... Benim kadar aktif kadına yapılır mı bu!

Ben de payitahtımı yatak odama taşıdım, evi ordan yönetiyorum. Başucumda şarkı sözlerimi not aldığım defterlerim, bol bol atıştırmalık kremalı, şekerli, meyveli ıvır zıvır... Üzerimde yatak üniformam! On gün bu böyle. Ondan sonra doktor bey müsaade buyurursa normal tempoma döneceğim.

Ama laf aramızda, yataktan emir yağdırmak da pek bir güzel oluyor! Hişşttt... Aramızda dedim!





23 Mart 2010 Salı

Bir eve iki Bikem!

Evett, doğru! Meğer içimde bir ikinci Bikem taşıyormuşum da haberim yokmuş!

Pazartesi günü,
sabahın köründe ayağa dikildim. Kara'nın stüdyo çıkışını bekleyecek sabrım yoktu, öyle heyecanlıydım ki ağzıma lokma koyamadım! Daha zamanı gelmediği halde, arabanın anahtarlarını kaptığım gibi hastanenin yolunu tuttum.



Vardığımda hala oldukça erkendi, köşedeki bir kanepeye çöküp beklemeye koyuldum. Sırası gelen giriyor ve odadan ya kocaman bir gülümsemeyle ya da lanetler okuyarak ayrılıyorlardı.

- İnanamıyorum kız! Kobe'ye şükürler olsun!
- Lanet olsun ya gene mi erkek! Hem de beşinci! Aaarrggg!!!!!!

Ben anlamıyorum bu kadınları. Valla. O da senin evladın sonuçta, değil mi? Ha kız, ha erkek? Ennihayetinde sen içinde bir parçaya can veriyorsun, çok mu önemli kızı erkeği? Genç bir kadın "bacağından tutup sokağa atasım var" diye ağlıyordu koridorun ortasında... Gel de sinirlenme! Bunlar da anne olacak... Neyse... Hemşirenin tepeme dikilmesiyle agresif düşüncelerimden sıyrıldım.

- Bikem İşcan? Sıranız geldi.
- Teşekkür ederim.

Çantamı, montumu bir çırpıda toparlayıp doktorumun yanına girdim. Her zamanki gibi gülümseyerek karşılandım.

- Vayy, zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Hoş geldiniz, buyrun geçin.

Ayakkabılarımı çıkarıp sedyeye uzandım. Ve farklı renklerde çoraplar giymiş olduğumu gördüm! Oysa daha geçen gün çorap çekmecemi toparlayıp, hepsini iç içe katlamamış mıydım ben? O dalgınlıkla bu moda felaketini nasıl yarattıysam artık...

- Hmmm...
- Ne oldu doktor bey?
- Birşey göremiyorum.
- Ne demek, nasıl göremiyorsunuz!? O iyi mi?
- İyi iyi, gayet iyi. Her bir uzvu yerinde, kilosu normal, gayet sağlıklı. Ama arkasını dönmüş. Cinsiyetini göremiyorum.

Dudaklarımı sıktım. Hadi be bebeğim... Ne inat ediyorsun? Dönsene önüne! Kime çektin bilmiyorum ki?

- Aha işte!

Kafam çevirip ekrana baktım... Ve tabii hiçbir şey anlamadım! Resim gözüm sıfırdır! Neyse ki kafamdaki sorunun cevabı, çok geçmeden geldi.

- Bikem hanım, ben burada bamya filan görmüyorum. Tebrik ederim, bir kız geliyor!
- Ah teşekkür ederim, çok teşekkür ederim!

İçime doğan çıkmıştı işte! Günlerdir kendimi erkek olacak diye şartlamıştım, ama kafamın içindeki o dip ses, bir kız taşıdığımı söylüyordu. Erkek isimlerine bakacağım diye internette araştırma yaparken, elim gözüm hep kız isimlerine gidiyordu. Demek doğruydu! Meğer kız bebek doğurmayı ne kadar çok istiyormuşum!

Gel bakalım minik Bikem, gel... Bir ipte iki cambaz olmaz derler ama, anlaşılan bir evde iki Bikem olacak. Kime çektiğin şimdiden belli oldu! Anne-kız yapacak çok işimiz var, çok!




PHOTO CREDIT: DEVIANTART by TikiLlanes

21 Mart 2010 Pazar

Sözün Özü...