28 Aralık 2010 Salı

Stres atsak?

Dün, her ne hikmetse bir türlü yerimde duramıyordum. O kadar yol geldik (abartmayayım sadece bir saat), konser verdik (işte bu gerçekten biraz terletti), grupiler filan.. Yok, baktım hakikaten bir noktada sabit kalamıyorum. E, bu gidişle uyuyamayacağım da ben? Bir ara sabahtan beri içtiğim yedi kupa dolusu sütsüz şekersiz zehir zıkkım kahvenin bunda etkisi var mı diye düşünmeden edemedim. Fevriliğim tuttu, yeniden menajerimi aradım (adamı sabahtan beri telefon manyağı ettim de!) jeti ayarlattım... Ver elini Bakü!

Ne alaka diyeceksiniz, e Buse orada?

Havaalanına giderkenki halim de tam seyirlik laf aramızda... Saç baş bir tarafta, dizleri parçalanmış bir kot pantolon, bir tişört, üzerimde deri ceket, elimde de minicik bir çanta! Ne o, Bikem hanım ülke aşırı uçuşa gidiyor!

Arkamdan arayan Doğu da cabası!

- Aşkım neredesin yahu? Soyunma odasında yoksun?
- Estiler öyle Bakü'ye geçiyorum ben.
- Acil bir durum mu var Buse'ye mi birşey oldu?
- Yoo, özledim :)
- Tamam tamam benden de selam söyle. Yarın şarkı kaydına da gecikme, e mi?
- Merak etme sennn... Öpüyorum çok, hadi kalkıyor uçağım.

Ey jet, sen ne güzel şeysin! Bir saate Bakü'ye indim. Doğğğruca Buse'lerin otele!

Lobi görevlilerinin şaşkın bakışları altında asansöre ilerledim. Süit numarasını sormama gerek yoktu ki? Buse'nin huyudur, hangi şehre giderse gitsin daima 27 numarada kalır. Hatta bu 27 numaralar daha taaa turne başlangıcından itibaren her otelde önceden tutuludur. Bir defasında rakip rock gruplarından birinin solisti, sırf Buse'ye gıcıklık olsun diye aynı süite yerleşmek istemiş, bir tomar da para dökmüş. Neyse ki otel yönetimi prensip nedeniyle kabul etmemiş. "Hell" lakaplı asabi sevgilim böyle bir durum karşısında nasıl bir tepki verirdi, lobide kan gövdeyi götürür müydü bilemiyorum, bilmek de istemiyorum. 27 takıntısı nedir zaten benim de bir fikrim yok açıkçası. Hatun bir türlü söylemiyor.

Buse'nin kapıyı her zamanki eflatun saten pijamalarıyla açacağını zannediyordum ki bu konuda gerçekten yanılmışım! Ohoooo!!!! Benimkisi şık şıkırdım giyinmiş, süslenmiş, pek seksi bir pin-up güzeli olmuş çıkmış! Beni gördüğüne hiçççç şaşırmadı, boynuma atladı, öpücük yağmuruna tuttu, sonra da geri çekilip elimden tuttu ve kendi etrafımda döndürdü:

- Vay vay vay çantaya bak!
- Buseee... Sen biliyor muydun benim geleceğimi?
- Heee... Doğu aradı!
- E ben onu dönüşün parçalamazsam!
- Ay amannn, hadi gel içeri! Bu kılık ne? Bu halde partiye gelemezsin sen!
- Ne partisi?
- Yükselişe geçişimizi kutluyoruz kadın! Im tıs ım tıs kopuyoruz bu gece!
- E ben ne giyeceğim?
- Gel sen içeri gelll... Süslerim ben porselen bebeğimi!

"Hop dur ne oluyor yavaş" demeye kalmadan, nişanlım beni içeri sürükledi, önüme bir bardak su koydu, sonra da gardroba ilerleyip içinden "Bu olur, bu olmaz, hah bu süper!" diye mırıldana mırıldana yatağın üzerine giysi fırlatmaya koyuldu.

Suyumdan koca bir yudum alıp merakla döndüm;

- Sen neden böyle sailor girl oldun? Cadılar bayramı modundan çıkamadınız mı daha?
- Sayılır. Kostümlü parti bu.
- Haydeee... Bana o dolaptan hayatta kıyafet çıkmaz!
- Sen öyle san.


Ona değdi buna değmedi derken bendeniz de bir hippi oldum çıktım. Kadının eli maharetli yahu! Ondan sonra attık kendimizi Bakü sokaklarına!

Sonuç: Deşarj oldum mu, oldum. Stres attım mı? Attım. Herşey iyi güzel hoş da, başım felaket, üstelik şarkı kaydına da çok az zaman kaldı! Doğu beni kesmezse iyidir!

Pasaportum nerede!!!!????

21 Aralık 2010 Salı

17 Aralık 2010 Cuma

home party with / without the press!

Country müzik tarihinde adı geçen en önemli şehirlerden biri de kuşkusuz Nashville.
Gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel kent.
Hele ki takvimler aralık ayını gösteriyorsa!
Her yer ışıl ışıl, capcanlı!





ABD'de cadılar bayramı yılın en güzel zamanının yaklaştığının habercisidir. Hele bir de kasım devrilip aralık başladı mı değmeyin keyfimize! Aralık demek kutlama demek! Noel, yılbaşı...

İşte biz de, turne yolumuzu Nashville'e düşürünce biz de bunun tadını çıkaralım dedik!

Ne var ki hafta başından beri Doğu'nun peşini bırakmayan paparazziler, mekandan mekana akma planlarımızın önünde büyük bir engel oluşturuyordu. Her adımdan haber malzemesi, ağızdan çıkan her kelimeden sansasyon yaratmayı beceren bu sevimli (!) takipçilerden kurtulmanın tek yolu, noeli evde kutlamaktan geçiyordu haliyle. Hoş, dairemizin bulunduğu apartmanın önüne de bu soğukta kamp kurdular ya neyse...

Buse Seattle'dan beri bizimle beraber yolculuk ediyordu. Kafa kafaya verip kutlama planlarımıza Pınar, Ezerhan ve tabii ki ortam kamberi Hande'yi de katmaya karar verdik. Hiçbiri hayır demedi tabii! Yalnız tek bir sorun vardı, ne Ezerhan, ne Pınar ne de Hande Nashville'i bilmiyordu. Turne kapsamında geldiklerinde de kısıtlı zamanlarını otel ve konser mekanları arasında mekik dokuyarak geçirmişlerdi. E, benim hazırlıklarla ilgilenmem gerekiyordu, Doğu da evden çıkamıyordu, ne yapacaktık?

Neyse ki Buse sabah uykusundan feragat etmeye razı oldu! Abartmıyorum, büyük fedakarlık. Laf aramızda bu uykucuyu yataktan yere yuvarlasan, zeminde uyuklamaya devam eder, o derece!



Müstakbel karıcığım elinde benim arabanın anahtarları, gözünde de kocaman güneş gözlükleriyle -biz buna "acımız büyük" gözlüğü de diyoruz- paparazzi ordusunu yara yara ilerlerken, ben de telefonumu elime alıp gerekli yerleri aramaya koyuldum.

Önce menajerim.
Yiyecek içecek işinin hallolması için bir catering firmasıyla anlaşacak zamanımız yoktu. O yüzden kendisine telefonda uzunnnnnnn bir liste yazdırıp alışverişi en kısa sürede halletmesini istedim. Daha sonra dekorasyon rötuşları, mumlar, süsler, önceden alıp tur otobüsüne attığımız hediyelerin yerleştirilmesi, masa hazırlanması vs vs vs derken ben saati unutmuşum! Kapı çaldığında merdiven tepesindeydim. "Gene bu bu medya ordusu.." diye küfretmeye hazırlanıyordum ki, perdenin aralığından bakan Doğu, Buse'nin geldiğini haber verdi.

Becerikli hatunum paparazzileri ara yollardan gidip atlatmış, bizimkileri havaalanından alıp şehir merkezindeki otellerden birine yerleştirmiş ve akşam saat yedide hazır olmalarını, gelip onları alacağını tembih etmişti. Bu arada noel zamanı herhangi bir otelde rezervasyonsuz yer bulmanın ne kadar zor olduğunun altını çizmem gerek. Buse'nin mekan yönetimini "Sen benim kim olduğumu biliyor musun haa????" diye tehdit ettiğinden şüpheleniyorum. Neyse!

Ezerhan, Pınar ve Hande'yle de her biri yarımşar saat süren uzunnnn bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra kendimi duşa attım. Banyo kapısının aralığından şöyle bir baktım da, eksik yok gibi görünüyordu. Sabahtan beri koşturan Buse ayaklarını uzatmıştı, Doğu da menajerimin getirdiği boşalt boşalt bitmeyen poşetlerle cebelleşiyordu. Kapıyı kapadım, artık huzur içinde yıkanabilirdim!


Duş çıkışı hemen saçımı kurutup basit bir at kuyruğu yaptım, dolaptan da bir jean ve ekoseli bir gömlek çekip hızlıca giyindim. Akşam çökmeye başlamıştı, Buse tekrardan anahtarları alıp çıktı, Doğu ses sisteminin son ayarlamalarına bakar ve playlistimizi hazırlarken ben de yavaştan salonun ışıklarını yaktım.



Saat yediye yaklaşırken artık yapacak çok da fazla bir iş kalmamıştı. İçeceklerimiz buzluktaydı, mükellef bir masa hazırlanmıştı, Doğu müzikle ilgili her ayarlamayı tamamlamıştı. Noel ağacımızın ışıkları şıkır şıkırdı, şöminemiz yanıyordu. Ben de yere birkaç minder attıktan sonra rujumu sürmek için ayna karşısına geçtim ki.. Kapı! Bizimkiler gelmişti sonunda!

Sarılışmaca, kucaklaşmaca, bir anda atmosferi saran kahkahalar... Geriye çekilip şöyle bir baktım da, ailemin bu şekilde birarada olması içimi ısıttı. Hepimiz bir anda çocuklaştık! Doğu, Ezerhan'ın sırtına dostane yumruklar indiriyordu, Pınar "Hmmm bu kokular da ne böyleee??" diye çoktan mutfağa fırlamıştı, Buse ise arkasından "Yemeği parmaklamaaa!!" diye koşturuyordu!

Böylece gecemiz start aldı!

Dışarıda basın ordusunun ertesi gün manşetleri süsleyecek bir tüyo alabilmek için çıldırdığı belliydi. Bir noktadan sonra perdeleri çekmek zorunda kaldık. Tabii bu patlayan flaşların önüne geçemedi. Çok da umurumuzdu!

Gecenin ilerleyen saatlerinde, biraz da alkolün etkisiyle hepimiz iyice coştuk. En son Hande striptiz yapması için Buse'yi gaza getirdi, herkes "Sooo-yun! Sooo-yun!" diye tempo tutmaya başladı. Doğu ise noel baba kostümü giymiş -nereden bulduysa- masanın üzerine çıkmış, şampanyayı açmaya çalışıyordu. Ben de elimde fotoğraf makinesi ne bulursam çekiyordum da, ciddi anlamda bir yerden sonrasını hakikaten hatırlamıyorum.







Ertesi sabahın bize getirisi, darma duman olmuş bir ev, cam kırıkları, buz torbaları ve baş ağrısı oldu.
Magazin manşetleri de cabası!


"Death Note ekibinden muazzam noel partisi! Bikem Vargın'ın hazırlıklar için bir gecede 150 bin dolar harcadığı öğrenildi!"

"Şok şok şok! Çılgın gece kavgayla noktalandı! Doğu Vargın ve eşinin Nashville'deki evlerinde verdikleri partide olay çıktı. İddialara göre punk rock sanatçısı Ezerhan Selânikli ve country duayeni Doğu Vargın Bikem yüzünden birbirlerine girdi!"

"Bikem Vargın'ın ehliyetine el mi kondu? Nashville'e gelen ünlü yıldızın arabasını nişanlısı Buse Çobanoğlu'nun kullanması dikkat çekti. İkiliye yakın bazı kaynaklar ise Bikem'in polisle başının derde girmediğini, ancak Buse Çobanoğlu'nun mal varlığına haciz geldiğini ve bu nedenle sevgilisinin arabasını ödünç aldığını açıkladı."

"Çifte bebek sürprizi! Bikem Vargın'ın hamilelik nedeniyle eve kapandığı öne sürüldü! Bebeğin hangi kocasından olduğu bilinmeyen sanatçının sessizliği, bu yöndeki şüpheleri arttırdı. Bikem'in evinden ayrılırken kameralara yakalanan güzel rockçı Buse Çobanoğlu ise, Doğu Vargın'dan bebek beklediği iddialarına 'Hayır ben Noel Baba'dan hamileyim!' yanıtını verdi."

Yuh.
Sadece yuh.
O "yakın kaynakları" bulursam, 150 bin dolarla (!) beraber şöminede yakacağım.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Buse'm Noel için yanıma geliyor!


Bu sefer hazırlıklara önden başladım;)