13 Mart 2010 Cumartesi

Buse'nin isyanı!

Gecenin esselasında Buse'nin telefonuna fırladım.

- Hayatım noldu?
- Deliriyorum ben Bikem, deliriyorum!
- Hayrola?
- Ne hayrı be... Yapımcı kayıt ayarlamalarında değişiklik yapmış. Gece 9'a kadar!
- E yok artık!
- Valla öyle! Yeter ulan yeter! Emekli olmak istiyorum! Lidyalılara ağaç girsin ağaaaçç...! Ne halt etmeye parayı icat ettiler?! Tüm işyerleri kapansın, stüdyolar filan, koyunla, taşla, odunla takas sistemine geçelim, n'olur yaaa...
- Buse sakin!
- Ne sakini be ne sakini! Rodimi takasa versem, iki hıyar alamam karşılığında be! Çalışırken öleceğim!
- Ölmezsinnn...
- Yok yokkk, ben stüdyoda öleceğim, biliyorum. Bi' uçağa binmek, ıssız bir adaya düşmek, orda da mango yerken ölmek istiyorum ama ben!
- ...
- Alo?
- ...

Flashback



PHOTO CREDIT: TUMBLR


Karar


Bu gece, benim için zor bir gece oldu.
Saatlerdir müzik kariyerim üzerine kafa patlatıyorum.
Biliyorum ki artık Alfredo'mun günleri sayılı. Ve Ayşegül ile Cem bana yardımcı olup, bir zamanlar Alf ile kararlaştırdığımız rotada ilerlemem için ellerinden geleni yapacaklar. Ama kendimi o kadar yalnız, hatta çaresiz hissediyorum ki...

Grubumuzun adı Shaufu Mapal. Swahili dilinde gösterişli, afilli dostlar anlamına geliyor. Gel gör ki, Alf olmadan, grup arkadaşım olmadan çoğul eki kullanmanın ne manası var ki?

Yeni bir isim seçmeliydim.

Modumun değişkenliği, düşüncelerime de yansıdı. Önce, "Ne kendini hırpalıyorsun Bikem? Alfredo olsun olmasın, bu yeni bir başlangıç" diye düşündüm. Ve grubun adını Maisha Mapya (Yeni Hayat) olarak değiştireyim dedim. Fakat üzerinden on saniye bile geçmeden, içime bir hüzün çöktü. "Artık yalnızsın Bikem... Yapayalnız" dedim kendi kendime. "Peke Yangu" ... Tek başına... Ama bu depresiflik de bana yakışmazdı, bu yas hali...

Çünkü Alfredo ve ben, müziğimizin soundunu hayatın neşeli, çarpıcı renk ve motifleri üzerine oturtmuştuk. Uçsuz bucaksız savanların gün batımında büründüğü o canlı turuncu, göğün göz alan mavisi, avını gözleyen bir yırtıcının altın sarısı ışıltısı... Ve biz, çoğu insanın düşünüp de arkamızdan konuştuğunun aksine, Afrika müziğini Afrika için seçmiştik. Kolay olduğu için değil, yüreğimize yattığı için istemiştik. Ben heavy metal kökenliyim, Alf ise punk rock. Buna rağmen, sahnede eski kabile öykülerini canlandırır, ayrımcılığa karşı konuşur ve dansederken hissettiğimiz mutluluk, heyecan ve tatmin duygusunu başka hiçbir platformda hissetmemiştik. Bu duygudan, bu hedeften onunla ya da onsuz, asla vazgeçemezdim.

Böylece nihai kararımı verdim.
Yola "Shaufu Mapal" olarak devam edeceğim.
Çünkü biliyorum ki, öyle ya da böyle, gelecekte beni ne beklerse beklesin, Alfredo sahnenin bir yerinden mutlaka beni gözlüyor olacak.
Keşke seni kurtarmanın bir yolu olsaydı dude.
Bak, Noel gecesi içime düştün gene...

Tur otobüsünden bana aldığın mor puantiyeli pijamaları bulup derin bir uyku çekme vakti şimdi.




12 Mart 2010 Cuma

Princess in the tower, children in the fields...